İmam Buhârî

13 Şevval 194/810 tarihinde Cuma günü Buhâra’da doğdu. Esas adı, Ebû Abdillah Muhammed İbn İsmâil’dir. Henüz bebek iken babası vefat etmiş, kardeşi Ahmed’le birlikte yetim kalmıştır. Annesinin terbiyesi altında büyümüş, küçük yaşta Kur’ân’ı ezberlemiş ve Arapça öğrenmiştir. Babasından kalan servet onun, başkalarına muhtaç olmadan ilim öğrenmesini sağlamıştır. On bir yaşında hadis öğrenmeye başlamış, on altı yaşında annesi ve kardeşi Ahmed’le birlikte hacca gitmiş, anne ve kardeşi Buhâra’ya dönerken, kendisi ilim öğrenmek isteğiyle Mekke’de kalmayı tercih etmiştir. On sekiz yaşında iken ilk eserlerini vermeye başlamış, ilim öğrenmek için Şam, Mısır, Basra ve Bagdat’a gitmiştir. Bu amaçla altı yıl Hicâz’da kalan Buhârî’nin, hadis öğrenmek ve nakletmekle kalmayıp şiirle de ilgilendiği bilinmektedir.

İmam Buhârî keskin bir zekâ ve ezberleme yeteneğine sahipti. Herhangi bir şeyi ezberlemesi için ona bir defa bakması veya onu bir defa dinlemesi yeterliydi. Bağdat ve Semerkand âlimlerinin, onun zekâ seviyesini denemek için sordukları sorular, bu faikiyeti göstermesi bakımından önemlidir. Sened ve metinlerinin yerlerini değiştirerek naklettikleri hadisleri sabırla dinlemiş ve kendisine söz verildiğinde teker teker değişiklikleri işaret ederek doğrularını ortaya koymuştur. Gezileri sırasında dinlediklerini yazmaması ve konuyla ilgili kendisine takılanlara, dinlediği bütün hadisleri ezberden okuması da ayrıca dikkat çekicidir. O aynı zamanda çok hadis ezberlemekle de döneminde şöhret bulmuştu.

Akranları Buhârî’den övgüyle bahsederler. Onu övenler arasında büyük muhaddis İmam Müslim de vardır. Buna rağmen, Buhârî’nin üstünlüğünü çekemeyenler fitne çıkarmaktan geri kalmamışlar, İmam Buhârî’nin “Kur’ân mahlûktur.” düsüncesini savunduğunu iddia etmişlerdir. Bu dedikodulardan rahatsız olan Buhârî, Nişâbur’dan ayrılıp memleketi Buhâra’ya gitmiş, ancak burada da rahat bırakılmamış, Buhâra Emiri Halid İbn Ahmed, onu yanına çağırtınca, ‘Ben ilmi, emirin kapısına götürüp zelil etmem…’ diyerek bunu reddetmiş ve neticede Buhâra emiri ile arası açılmıştır. Emirin, çocuklarına el-Câmiu’s-Sahîh ve et-Tarih isimli eserlerini okutması için Buhârî’yi konağına çağırttığını bildirmesi üzerine Buhârî, ilmin ve âlimin kadr u kıymetini düşürmeme adına bu teklifi kabul etmeyerek, ilim meclislerinin herkese açık olduğunu, isteyenin gelerek derslerinden yararlanabileceğini ve ilmi, valinin konağının duvarları arasına hapsedemeyeceğini bildirerek bundan müstağni davranmıştır. Elbette böyle bir davranış otoriteyi rahatsız etmiştir ve bu olay üzerine Hâlid İbn Ahmed, bir ferman yayınlayarak Onu Buhâra’dan sürer ve İmam Buhârî de, valiyi Allah’a havale edip Buhâra’dan çıkar. Aradan bir ay geçmeden bu valinin görevinden alındığı haberi gelir. Bir merkebe bindirilip şehirde dolaştırılması ve başkalarına da ibret olması için, ‘Kötü işler yapanın sonu işte budur.’ diye bağırması istenmiştir.

Buhara’dan çıkınca Semerkandlılar kendini davet ederler. Giderken yolda, Semerkandlıların bir kısmının kendini isteyip bir kısmının istemediğini öğrenince Buhârî, Harteng’de akrabalarının yanında kalmayı tercih eder. Ancak yine de işin iç yüzünü öğrenmek isteyince, insanların bu hâlinden kalbi daralır ve iyice canı sıkılır. Teheccüdden sonra ellerini açar ve; Yâ Rabbi! Yeryüzü bütün genişliğine rağmen bana dar oldu. Artık beni tarafına al.” diye dua etmeye başlar. Semerkandlılar, İmam Buhârî’den yararlanmak isterler ve bir heyet gönderip Semerkand’a gelmesi ricasında bulunurlar. İmam Buhârî, Semerkand’a gitmek için hazırlık yapmaya başlar, ancak bu arada hastalanır ve 30 Ramazan 256/869 tarihinde Ramazan Bayramı gecesi vefat eder. Cenazesi, bayram günü öğleden sonra kılınarak Hartenk’e defnedilir.

Eser: Çile ve Mihnetkeşlerin Müşterek Kaderi: Güller ve Dikenler

Bu yazı 23 kez okundu