Edeb

Sehl bin Abdullah Tüsteri Hazretlerinin Basra’da bulunduğu günlerde parmağını bir bezle sardığını gördüler. Sebebini soranlara, parmağının ağrıdığını söylüyordu. Soranlardan birinin yolu Mısır’a düşünce, orada Zünnun-i Mısrî Hazretlerini ziyarete gitti. Onun da parmağının aynı şekilde sarılı olduğunu gördü. Hayretle ona da sebebini sordu. “Uzun zamandır parmağım ağrıyor.” diyordu. Bu cevabı duyunca adam, Sehl’in parmağını niçin sardığını anladı. Hocasına riayet düşüncesiyle parmağını sarmıştı. Bir müddet sonra Tüsteri Hazretlerini, duvara yaslanmış, bağdaş kurmuş bir şekilde gördüler. Yer yer ayaklarını da uzatıyor ve talebelerine: “İstediğiniz her şeyi sorabilirsiniz.” diyordu.
Herkes çok şaşkındı. Hocalarına ne olmuştu acaba? Zira daha önce onu hiç böyle görmemişlerdi. Dayanamayıp:
– Efendim, bir şey mi oldu? Daha önce böyle davranmazdınız? dediler.
– Bir insanın hocası hayatta olduğu müddetçe kendisine edep yaraşır, buyurdu.

Talebeleri, o gün Zünnun-i Mısrî Hazretlerinin vefat ettiğini öğrendiler.

* * *

Çoklarının, kimseden etkilenmediğini söylediği, büyük insanlar hakkında “Onlar da yanılabilir.” diyerek ne kadar hür düşünceli olduğunu ispata çalıştığı, sürekli birilerini geçmek gibi şeytanî bir hırsın yaşandığı günümüzde, o edep derslerine ne kadar da muhtacız. Ve ona ne kadar yabancıyız. Bazı büyüklerin, Kabe, babasının köyü, hocasının köyü ve kitaplık arasında ayağını uzatabileceği taraf bulamayınca oturarak sabahladığını anlatmasını çok da anlayamamıştık. Meğer, farklı şehirde de olsa insan nasıl davranmalı imiş…

Mesel Denizi

Bu yazı 21 kez okundu