Hicri 400/1010 tarihinde Serahs’da doğdu. Adı, Ebû Bekir Muhammed İbn Ahmed İbn Ebî Sehl olan Serahsî, ilmindeki derinlik sebebiyle Şemsü’l-Eimme olarak bilinirdi. Horasan’da neşet etmiş ve Fergana’ya yerleşmiştir.
Fıkıh ilminde ulaşılması zor bir mertebe ve büyük bir otorite anlamında ‘Müctehid fi’l-Mesâil’ kabul edilen ilim ve fikir öncülerinden muhteşem dimağ Serahsî de aynı mihnet ve eziyete maruz kalarak, Özcent şehrinde kör bir kuyunun dibine atılır ve burada 30 ciltlik ‘Mebsût’ isimli eserini yazar. Dinin nasihat eksenli olduğunun bilinciyle etrafını irşad ederken, zamanının devlet kademesini de bu faziletten mahrum etmek istemeyince bu sefer kendisi mahrumiyetler zincirine takılır ve zindanlara atılır. Şu garipliğe bakın ki, İmam Buhârî, ilmi sarayın ayağına değil, sarayı ilme davet ettiği için mihnete tabi tutulurken Serahsî de, Buhârî’nin hilâfına saraylara ilim ve irfan taşıdığı için kara listeye alınmış ve kendisine zindanın kör kuyusuna giden yollar gösterilmiştir. Demek ki kurt, bir kez kuzuyu yemeye niyet edince, bütün şartlar bu ‘yeme’ istikametinde oluşturulacak ve sonuç değişmeyecektir. İmam Serahsî’nin on seneyi aşkın bir hapis hayatı vardır. Aslında onunki hapis değil, hapis içre hapis, mihnet üstüne mihnet ve çile üstüne ayrı bir çiledir. İntikamın sınır tanımayan zaafı onu, zindanın içinde ayrı bir karanlık dünya olan kuyuya kapatır. Uzun müddet, hapsedildiği bu kuyuda kalır. Yanında hiç bir kitap yoktur. Fakat zamanında ilmî kariyerinin hakkını veren İmam Serahsî, bunun meyvelerini zindan içre zindanda bile olsa toplayacaktır. Ezberi o kadar kuvvetlidir ki hafızasında on iki bin cüz kitap vardır.
İmam Serahsî için, ilim aşkının önüne geçebilecek bir kuvvet olamazdı, olmadı da. Talebeleri kuyunun başında toplanır, O da onlara aşağıdan ders verirdi. ‘Mebsût’ isimli kitabını bu zindanda ve kuyunun içindeyken tamamlamıştır. Elinde kâğıt-kalem cinsinden yazı malzemesi olmamasına rağmen o, kuyunun dibinden yukarı seslenmiş ve kuyunun başında halkalanan talebeleri, dışarıda onun söylediklerini not etmişler ve bu vesileyle bugün de ilim erbabının müracaat kaynağı dev bir eser meydana gelmiştir.
Hayatı hep sıkıntılarla örülen bu büyük insan, ancak Hicrî 480’de, 20 Rebîu’l-evvel’de hapisten çıkabilmiştir. Bir müddet sonra Fergana’ya gelmiş ve ömrünün son yıllarını burada geçirmiştir. 483 yılında da vefat etmiştir.
–Çile ve Mihnetkeşlerin Müşterek Kaderi :Güller VE Dikenler–