7-İmtihan Tesellisi

Kıvam, seviye ve kalitemizin ortaya çıkarılması ve kendi iç halimizin bize gösterilmesi açısından da musibetlere giriftar oluruz. İddia, imtihanı gerektirir. Kur’an-ı Kerim’de ‘insanlar iman ettik’ demekle kendi hallerine bırakılacaklarını mı sandılar?” buyrulur (Ankebut, 2). İnsanların kalplerinin altın mı, bakır mı olduklarının tespit edilmesi, inanç ve düşüncelerinde samimi olup olmadıklarının kendilerine gösterilmesi açısın dan musibetler zaruridirler. Bir değil, on değil, yüz kere sınandığı halde, aynı inanç ve kararlılıkta olan birinin, prensiplerine ve inançlarına bağlılığı ve samimiyeti zirvede demektir. Daha ilk imtihan edildiği anda ulvi düşüncelerinden vazgeçen insanların gerçekte samimiyetsiz kişiler oldukları belli olacaktır.

Bir divan şairinin dediği gibi, “Pervane olanlar narda bellolur” Musibetler insanın benliğine ayna tutar. Kendisinin dürüst olduğunu iddia eden biri bunu hangi şartlarda söylemektedir? Normal şartlarda her insan dürüsttür. Ortada dürüstlüğü zedelemeye sebep olacak bir baskı söz konusu olmadığında, dürüstlüğün gerçekliğinden ve insanların dürüstlük seviyeleri arasındaki farktan bahsedilemez. İnsan da kendisinin hangi nispette dürüst olduğunu bir imtihandan geçmeden bilemez. Cesur olduğuna inanan biri, gerçekten cesur mudur ve cesareti ne seviyededir? Sınırsız sandığı cesaretinin bir nihayeti ve haddi yok mudur? Kişi bu konuda imtihan edildiğinde, karşısına çıkan korkutucu hal karşısında gerçekten cesur olup olmadığını, cesursa ne kadar cesur olduğunu anlayabilirBir insanın çok fedakar olduğunu düşünmesi, hiç fedakarlık yapmak zorunda kalmamışsa, bir fikirden ibarettir. Birileri onun kapısını yardım için çaldığında imtihan başlar. Bu durum onun fedakarlığının gerçek mi, yoksa sözde mi, az mı yok sa çok mu olduğunu ortaya çıkaracaktır. Rivayete göre, Hz. Ömer, bir başkasını yakından tanıdığını iddia eden birine; “Onunla alışveriş yaptın mı? Onunla komşuluk ettin mi? Onunla seyahate çıktın mı?” diye sormuş ve her defasında “Hayır!” cevabını alınca, “Sen, o kişiyi tanımıyorsun!” demiştir. İşte başından musibetler geçmemiş birinin kendi benliğini tanıyor olduğu iddiası da böyle temelsiz bir düşüncedir. Rabbini sevme iddiasında olan, O’nun neylerse güzel eyle yeceğini düşünen, her işinde hikmetleri olduğunu ve her konuda O’na tabi olduğunu öne süren insanın, bu düşünceleri acaba ne kadar sahihtir? Ortada bir musibet yoksa bu iddiaların gerçekliğinden bahsedilemez. Ancak bir musibet yağmuruna tutulduğunda insan yine de böyle düşünüyorsa, işte o zaman anlaşılır ki o Rabbini gerçekten sevmektedir ve O’ndan gelen her şeye razıdır. Dolayısıyla musibetlerin işlevlerinden biri de insanın kendisinin dahi haberdar olmadığı duygularını açığa çıkarmaktır. Yaşamın önemli bir gayesi insandaki özelliklerin ortaya çıkarılıp kendisine gösterilmesidir. Kur’an’da şöyle buyrulur: “O ki, hanginizin daha güzel işler ortaya koyacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı “ (Mülk,2). Firavun’un hiç musibet yaşamadığı, hatta hiç hastalanmadığı rivayet edilir; ta ki Hz. Musa ile karşılaşıncaya kadar. Firavun kendisini isyankar, kibirli ve azgın biri olarak görmüyordu elbette. Çünkü herhangi bir engelle karşı karşıya kalmamıştı. Hz. Musa’nın getirdiği hak din ile imtihan olunca hakkı reddeden bir insan konumuna düştü. Kendi içinde zaten var olan hakkı inkar düşüncesi açığa çıktı ve buna kendisi de, toplumu da, kendinden sonraki topluluklar da şahit kılındı. Şeytanın Hz. Adem’ e secde emri gelinceye kadar hiç imtihan edilmediği rivayet edilir. Yıllarca meleklere vaizlik eden cinlerden bir varlıktı şeytan. Zaten adı kovulmuş manasına gelen şeytan değil, Azazil’di. Onun yeryüzünde secde etmediği bir yer kalmadığı da rivayetler arasındadır. Gözünün üstünde kaşın var bile denmemiştir ona. Dolayısıyla o kendini faziletli bir kul olarak görmekteydi. Hatta bir Allah aşığı sanıyordu kendini. Ama Hz. Adem’e secde emri söz konusu olduğunda o da fark etmiş oldu esasında kibirli bir kafir olduğunu. Dolayısıyla kimin altın kimin bakır, kimin elmas kimin kömür, kimin şeytan kimin melek, kimin Firavun, kimin Musa oldu ğunun belirginleşmesi için musibetlere lüzum vardır.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 26 kez okundu