6-Hızır Tesellisi

Efendimiz (sav) Ebu Bekir Hazretleriyle müşriklerden kaçarken, birlikte Sevr mağarasına sığınmışlardı. Kur’an bu sahneyi şöyle anlatır: “Eğer Siz Peygambere yardımcı olmazsanız, Allah vaktiyle ona yardım ettiği gibi yine yardım eder. Hani münkirler onu Mekke’den çıkardıklarında, iki kişiden biri olarak mağaradayken arkadaşına: ‘Hiç tasalanma, zira Allah bizimle beraberdir’ diyordu. Derken Allah onun üzerine sekinetini, huzur ve güven duygusunu indirdi ve onu, görmediğiniz ordularla destekledi“ (Tevbe,40). İşte bu iki mübarek kişinin içinde bulunduğu teslimiyet, mağaranın önüne kadar gelen müşrikleri bir örümcek ağı ve birkaç güvercinle yanıltıp göndermeyle sonuçlandı. Müşrikler mağaraya girmeye karar verdiklerinde içlerinden birisi “Burada bir ağ görüyorum ki, (Hazreti) Muhammed daha dünyaya gelmemişken bu ağ yapılmış gibidir. İşte orada iki güvercin duruyor, içeride biri olsa orada dururlar mı?” diyerek ayrılmışlardır. Halbuki bu mağara olayından belli bir zaman önce inen Ankebut Suresi’nin 41. Ayeti’nde ”Halbuki evlerin en zayıfı örümceğin evidir. Keşke bilselerdi.” denilerek, Mekke müşriklerinin ileride basit bir örümcek ağı karşısında mağlup olacaklarına işaret edilmişti. Şuara Suresi’nde anlatıldığına göreyse, Firavun ve askerleri Hz. Musa ve beraberindekilerin peşine düşerler. Öyle yaklaşırlar ki, Musa Peygamberin yanındakiler ‘işte yakalandık” derler. Hz, Musa ise “Rabbim benimle beraberdir ve şüphesiz bana bir çıkış yolu gösterecektir. . . “ buyurur (Şuara, 60, 61, 62). Bu çaresizlik hali ve teslimiyet denizin ikiye yarılması ve onları takip eden fira vun ve adamlarının suda boğulmasıyla neticelenir. Biz de çıkmaza girdiğimizde, Sevr mağarasında yaşanan o hadisenin bir numunesini tatmakta, Kızıldeniz’in karşısındaki çaresizliğin bir temsilini yaşamaktayızdır. Rabbimizin bizimle olan birlikteliğinin farkına varır, O’ndan başka şeylerden medet ummaktan vazgeçersek, kapalı kapılar bizim için de ardına kadar açılır, geçilmez yollar bizim için de birer geçit durumu na gelir. Rabbimiz hep bizimle beraberdir ancak dara düşmek bu birlikteliği hissetmenin önündeki engelleri kaldıran sihirli bir iksirdir. Derler ya, karanlığın en yoğun olduğu zaman dilimi, aydın lığın da başladığı noktadır, diye. İşte ümitsizliğe sebep olacak ne kadar çok şey varsa, yani ne kadar çıkmaza girmişsek, ne kadar düzelmesi zor duruma düşmüşsek, bir o kadar büyük bir gücü arkamıza almış ve yine bir o kadar büyük fırsatlar la karşı karşıyayız demektir. Kur’an, çıkmaza giren kulların ümitsizliğe ramak kala mazhar oldukları yardımlara şöyle vurgu yapar: “Peygamberler öylesine zorlandılar ki, en sonunda neredeyse tüm umutlarını yitirdiler; artık iyiden iyiye yalan/an dı klarını düşünmeye başladıklarında, yardımımız kendilerine ulaşıverdi ” (Yusuf, 110). “O’dur ki, kulları ümitsiz kaldığı bir anda yağmuru indirir ve rahmetini her tarafa yayar” (Şura, 28). Gecenin en koyu anında dahi yıldızlar vardır. Tamamen ışıktan mahrumiyet hiçbir zaman söz konusu değildir. Üstelik karanlığın en derin noktasından sonra artık bereket, ışık ve nur gelmeye başlayacak ve ardından güneş doğacaktır. Şair der ki; “Abisten-i sefa u kederdir leydi hep / Gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar. . .

Menkıbeye göre bir padişah Hızır’ ı görmek ister. Tellallar çıkarır ve “Kim bana Hızır’ı gösterirse onu hediyelere boğacağım” diye ilan eder. Hiçbir alimin veya evliyanın cesaret ede mediği bu işe fukara bir adam talip olur. Fukara, evden çıkarken karısına der ki, “Hanım, ben padişaha Hızır’ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsaade isteyeceğim. Bu kırk gün içinde padişahtan eve ömür boyu yetecek kadar gıda ve para gelir. Kırk günün sonunda Hızır’ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz bundan sonra rahat yaşarsınız. “ Hanımı, “Vazgeç bu tehlikeli işten” dese de adam ikna olmaz, padişahın huzuruna çıkar ve Hızır’ı bulacağını ancak kırk günlük müsaadeyle bunu yapabileceğini söyler. Padişahın kabulünü alır. Hızır’ı bulmak için çaba harcayacağı kırk gün içerisinde sarayın am barından tonlarca yiyecek içecek alıp evine istifler. Kırkıncı gün geldiğinde, halkı kabul günüdür ve huzura çıkıp suçunu itiraf eder ve der ki, “Hızır’ı falan bulacağım yoktu. Bende o yetenek ne gezer Padişahım! Ailecek yaşadığımız fakir hayatı sona erdirmek yani dünyalık elde etmek için bunu yaptım” der ölüm korkusuyla titreyerek… Hızır’ ı görme heyecanıyla güne başlayan padişah bu sözler karşısında celallenir. Yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulunmaya başlar. Onlara bu cüretkar adama verilecek cezayı danışır. Birinci vezir, “Sultanım, bu adamı kesip doğrayalım, etini parçalayıp çengellere asalım. İnsanlar görsün de ibret alsınlar, Sultanı kandırmanın cezası neymiş görsünler” der. Bunun üzerine avluda halk arasında bir genç peyda olur ve “Külli şey’in yerciu ila aslihi” der. Padişah ikinci vezire danışır. O da, adamın derisinin yüzülüp içine saman doldurmayı önerir. Genç yine “Külli şeyin yerciu ila aslihi” der. Üçüncü vezirin teklifiyse şudur; “Efendim, bu fukara adamı affedin, çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar yürekli bu kişiyi affetmek, siz padişahımızın izzetini artıracaktır. Onu öldürmeninse kimseye bir faydası yoktur. “Genç yine söze karışır ve yine “Külli şeyin yerciu ifa aslihi” der. Bu defa padişah gence döner ve “Sen de kimsin? İkide bir tekrarladığın lafi n anlamı nedir?” diye sorar. Genç konuşmaya başlar; “Birinci veziri nin babası kasaptı. Onun için adamı kesip doğramaktan, etini çengellere asmaktan bahsetti. İkinci vezirin babası yorgancı idi. Yastık yorgan yapar, yatak yüzlerine, pamuk doldurmakla ömür tüketirdi. Onun için adamın derisini yüzmeyi önerdi. Üçüncü vezirin babası vezirdi. O da soyuna çekti ve büyüklüğünü gösterdi. Benim tekrarladığım sözün anlamı da ‘Her bir şey aslına döner‘ demektir. Vezir istersen (üçüncü veziri gö’stererek) işte vezir! Hızır istersen (kendini işaret ederek) işte Hızır! Bu fukarayı mahcup etmemek için sana göründüm” der ve ortadan kaybolur.

“Allah, bunalıp daralmış kişilerin duasını kabul eder. İsa’yı babasız doğuran iffet abidesi Meryem, ‘Beni kötü bir kadın sanacaklar’ diye öyle bunaldı ki, Hakk’a yalvardı da, Allah, İsa’yı kundakta konuşturdu” der Mevlana Hazretleri (Mesnevi, Cilt 3).

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 28 kez okundu