19-İşaret Tesellisi

Bu kısacık hayattaki acıları büyük; lezzetleriyse kalıcı görmek hatalı bir bakışın neticesidir. Dünyanın güzellikleri, manzaraları ve mutlulukları kısa bir zaman mutluluk verse bile uzun zaman acı çektirir. Dünya ve içindekiler kendini insana tattırır, iştahını açar, fakat onu doyurmaz. Ya o dünyevi mutlulukların ömrü ya da insanın ömrü kısa gelir. Tatmin olmak için yeterli vakit hiçbir zaman bulunmaz. Bu dünya sadece haz ve keyif için yaratılmamıştır. Bunca kıymetli ama kısa ömürlü süslemeler, ders alınsın diyedir; şükre vesile olması sebebiyledir; daimi olan asıllarına ilgi ve iştah uyandırmak ve başka yüksek maksatlar içindir.

Hatıraları vardır insanın; düşünürken duygulandığı… O güzel hatıralardan çoğunlukla acı ve hüzün rüzgarları eser. Yaşarken bir saat süren mutlu bir hatıra, bazen ölünceye kadar esef kaynağıdır. Ölüm gelip insanın sevdiği birini aldığı zaman başlayan acı dinmek bilmez. Onunla birlikte ne kadar güzel günler geçirdiyse, aniden başlayan kopuş acısı, gitgide azalsa da ölünceye kadar sürer. Maziye doyamamıştır. Eski mutluluklarına doyamamıştır. Dünyadaki hiçbir şeye doyamamıştır. Ama o mutluluklar, onlara doyamamış olmasına aldırmadan, ondaki saadet ihtiyacını giderip gidermediğine bakmadan, onu terk edip giderler. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen şeyler, hiç başlamamış gibi bitmektedirler. İnsan ilk bakışta doğduğu andan itibaren ölmeye başlayan bir varlık gibi görünür.

Namık Kemal, İntibah’ta der ki, ‘‘İnsanoğlu her adımını mezardan uzaklaşmak için atar, fakat yine de her adımda mezara biraz daha yaklaşır. Her nefesini ömrünü uzatmak için alır, fakat yine de her nefes alışta ömründen bir nefeslik zaman eksilir. “ Evet, severiz babamızı ama bir gün yitiririz onu. Annemizi severiz başta. Ya bizim ömrümüz onunkinden uzundur ya da onunki bizimkinden. Dolayısıyla ya o bizim cenazemizi görür, ya da biz onunkini birden omuzlarımızda buluruz. Peki, hangimizin daha önce ölmesi daha az acı verir? Annemiz bize, biz ona, eninde sonunda kahrolalım diye mi verildik? Dünya nimetleri yalnız dünyevi mutluluk için yaratılmış olsalardı, hiç bu kadar kısa ömürlü olur ve bu kadar uzun süre acı çektirirler miydi? Dünya lezzetler, nimetler ve mutluluklarla dolu olsa da bu güzelliklerin hepsi bize gösterilip geri çekilmektedir. İştihamız açılıyor ama doymamıza izin verilmiyor. Biz o güzelliklere gizli bir el tarafından yaklaştırılıyor ve tam doyacakken aynı el tarafindan geriye çekiliyoruz. Dünyadaki bütün nimetler bize, asıllarını hissettirmek, o asıllara ilgi uyandırmak için verilmektedir. Doymak için, kanmak için, onlarla muradımıza bu kısıtlı ve geçici dünyada ermek için değil. Önümüze konan menüdeki yemek isimleri bizi cezp edebilir. Ama o menünün elimizden alınma sebebi, listedeki yemeklerin gerçeklerinin gelmesidir. Menünün gitmesi, yemeklerin de bizden uzaklaştığı anlamına gelmez. Menüyü asıl zannedip onun gitmesine üzülen birinin aklı başında değil demektir. İşte dünyadaki nimetler de cennet nimetlerinin fihristi, menüsüdürler; ahiretteki asıllarına ait dünyaya düşen gölgelerdir. Ahiret nimetleri, dünya nimetleri görüntüsüne bürünerek önümüzde listelenmiştir. Dünyevi nimetler, cennetin davet edicileri, hatırlatıcılarıdırlar. Ünlü Yönetmen Andrey Tarkovsky’nin dediği gibi; “imge, hakikatin suretidir, körlüğümüzden aman bulup ufacık bir parıltısını yakalayabildiğimiz hakikatin sureti…”

Bir Çin Atasözü, “Ben size parmaklarımla güneşi gösteriyorum, siz parmağıma bakıyorsunuz” der. Gözlüğe değil, gözlükten bakmak esastır. Pencerenin kendisine değil, pencereden dışarıya bakılır. Dünyadaki mutluluklar, lezzetler ve nimetler insana cennetteki asıllarını işaret etmekte; insansa işaretlere ve nimetlerin listesine takılıp kalmaktadır. Asılları gelecek olmasına rağmen listenin elinden gitmesine beyhude üzülmektedir. Dünya nimetleri, ahiretteki asıllarını işaret eden tabelalardır. İstanbul tabelası, İstanbul’ un kendisi midir? Tabelayı İstanbul sanarak oraya yerleşmeye çalışmak ne gariptir.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 18 kez okundu