Masiyetin küçüklüğüne büyüklüğüne bakarak değil, kendisine karşı gelinen Zât’ın azamet ve kibriyâsına nazaran günahlardan sakınmak lazımdır.
لَا صَغِيرَةَ مَعَ الْإِصْرَارِ ، وَلَا كَبِيرَةَ مَعَ الْاِسْتِغْفَارِ
“Üzerinde ısrar edildiği takdirde hiçbir günah küçük sayılamayacağı gibi, istiğfar ile başı ezilen bir günah da asla kebîre olarak kalamaz.” (Deylemî, Müsned 5/199; Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb 2/44) fehvâsınca, esas büyük günahlar, üzerinde ısrar edilen küçük isyanlardır. Çünkü insan, bir günahın küfre götürücü ve öldürücü olduğunu bilirse, bir anlık gafletle o cürmü işlese bile, aklı başına gelir gelmez hemen tevbe kurnalarına koşar, gözyaşları içinde istiğfar eder ve masiyet kirlerinden temizlenir. Fakat, “lemem” addettiği günahları önemsemezse, “bir tane, bir tane daha.. ve son defa…” derken, âdeta kapana kısılır ve bir daha da masiyetten yakasını kurtaramaz. Evet, ısrar sebebiyle küçük günahlar büyük olur, tevbe edildiğinde ise, büyük günahlar küçülür ve affedilir. İnsan, en büyük bir cürmü işlemiş olsa da, hemen kendisini seccadesine atar, nedametle kıvranır, pişmanlık gözyaşları döker, gönülden istiğfar ederse ve hele yetmiş sene sonra aklına geldiğinde bile onu bir dakika evvel işlemiş gibi içinde ızdırabını duyarsa, hakiki tevbe etmiş demektir. Aksine, önemsemediğinden dolayı unuttuğu küçük günahlar teraküm edip büyüdüğü ve tevbe görmeden öteye intikal ettiği için ahirette insanın helâketine sebebiyet verebilir. Bu açıdan, günahın en küçüğünün dahi büyük sayılması ve hep hatırlanması, sevabın ise en büyüğünün dahi çok küçük addedilmesi ve hemen unutulması esastır.”
Kalb İbresi