İstikamet Pusulası: Nurlu Meclisler!

İnsanın kalbini dirilten, ruhunu saflaştıran en büyük vesilelerden biri, Allah’ı anan ve O’nun hoşnutluğunu merkeze alan meclislerdir. Tarih boyunca bu meclisler, gönüllerin arındığı, nefislerin yumuşadığı, hakikatin seslendirilmesiyle insanların iç âlemlerinin nurlandığı rahmetin sağnak sağnak yağdığı meclisler olmuştur. Zira toplanmalar Hak ekseninde buluşmakla bereket kazanır. İnsana düşen, Kitap Sünnet ve Hak dostlarının sözleri ve hâlleriyle şekillenen sohbet halkaları, yalnızca belli zamanların ve mekânların bereketli anları değil; hayatın bütünü için birer istikamet pusulasıdır. Bugün de mü’min, böyle meclislerden aldığı nurlu esintileri evine, işine ve bütün davranışlarına taşıyabildiği ölçüde, hem kendi iç dünyasını hem de çevresini nurlandırabilir.

Aşağıdaki nükte, nûrani atmosferin ruhunu hatırlatır; insanı, kalbinin derinliklerinde saklı bulunan asıl hazinelere yönlendirir:  

“Süfyan b. Üyeyne Hazretleri anlatıyor: “insanlar bir yerde toplanıp Allah (c.c.)’tan bahsederlerse, şeytan ve dünya oradan uzaklaşır.
Şeytan üzüntü ile dünyaya:
– Şu insanların yaptığını görüyor musun? der.
Dünya da onu teselli eder:
– Sen onlara şimdi yaklaşma… Buradan ayrıldıkları zaman ben onları tek tek yakalar ve sana teslim ederim. “

Hâsılı; Sohbet meclislerinde, birçok hayırlı icraatın kararları oralarda alınmış, bereketli neticenin İlk tohumları o türlü bir araya gelişlerde atılmıştır. İnsan, o meclislerde ne kadar çok bulunur, evini, işini o hale ve havaya getirirse, şeytanın ve dünyanın tuzaklarından o denli kurtulmuş olur. O meclislerin havası her yere taşınmalı, her yerde orda konuşulanlar konuşulmalı, hayata oradaki nurlu mütalaalarla renk verilmelidir. “Ben gelmesem de sizinleyim” diyenler, nur sağanağının yağdığı o İklimi ve O hazineyi hissedemeyenlerdir. Ve mahrumiyetleri burada hallerinden belli olduğu gibi, ötede o nurlu topluluklara hediyeleri verilirken de belli olacaktır. “Yüreğim sizinle” diyenlerin sözü, ziyafet sofrasındaki insanlara “aklım sizinle” diyen insanın sözü kadar geçersiz, tıp fakültesine gitmeden diploma isteyen ve “gönlüm sizinleydi” diyen bir talebenin serzenişi kadar yetersizdir.  (Mesel Ufku, s:85)

Bu yazı 14 kez okundu