•Kur’anda Îtikâf
•Sünnette Îtikâf
•Îtikâfın Süresi
•İtikâfın Hükmü
•İtikafın Şartları
•İtikâfın Hikmeti ve Faydası
•Îtikâfın Âdâbı
•İtikâfı Bozan Şeyler
•İtikâf Nerede Yapılır?
•Kadınların İtikâfı
ÎTİKÂF
Sözlük anlamı bir yerde bekleme, durma ve kendini orada hapsetme. Gerçek manası, her şeyi bırakıp, her şeyin sahibine kaçma. Kendisinden bile Ona sığınma. Elbette bunun bir karşılığı vardır: “Kim bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” Âkil bâliğ ve temyiz kudretine sahip bir müslümanın, içinde b eş vakit namaz kılınan bir mescitte ibadet niyetiyle bir süre durması anlamında bir terim. İtikâf, Kur’an ve sünnetle sabittir. Îtikâf yapan, aynı zamanda oruçlu olduğu için, hem de her namazın akabinde diğer namazı bekleme durumunda bulunduğu için, sürekli oruç tutuyor ve namaz kılıyor demektir.
“Kur’anda Îtikâf”
Îtikâfın Kur’anda yer aldığının delili, aşağıdaki şu âyet-i kerime ile, îtikafın bütün semavî dinlerde mevcut olduğunu bildiren bir sonraki âyettir. Âlimlerimiz, buradaki “vel-âkifine-ibadete kapananlar” ifadesinden, Hz. İbrahim ve daha sonraları Hazreti Zekeriyyâ ve Meryem aleyhimesselâm kıssalarından, aslı semavî olan bütün dinlerde îtikâf ibadetinin bulunduğu manasını anlarlar:
ﻭَﻟﺎَ ﺗُﺒَﺎﺷِﺮُﻭﻫُﻦَّ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻋَﺎﻛِﻔُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﺴَﺎﺟِﺪِ ﺗِﻠْﻚَ ﺣُﺪُﻭﺩُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻓَﻠﺎَ ﺗَﻘْﺮَﺑُﻮﻫَﺎ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳُﺒَﻴِّﻦُ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻪِ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﺘَّﻘُﻮﻥَ
“… Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.” (Bakara: 187). Ali Ünal: İtikaf, bir yerde nefsi hapsederek durup bekleme demektir. Istılah manâsıyla, oruçlu iken mescitlerde ibadet kastıyla belli bir süre, genel şer’î ölçüleri içinde en az bir saat kalmak demektir. Bu süre içinde kadınlara yaklaşmak caiz değildir. İtikaf, sünnettir. Peygamber Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm, genellikle Ramazan’ın son 10 gününü bu şekilde Mescit’te geçirirlerdi. (Allah Kelâmı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli)
ﻭَﺍِﺫْ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﺍﻟْﺒَﻴْﺖَ ﻣَﺜَﺎﺑَﺔً ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻭَﺍَﻣْﻨًﺎ ﻭَﺍﺗَّﺨِﺬُﻭﺍ ﻣِﻦْ ﻣَﻘَﺎﻡِ ﺍِﺑْﺮٰﻫِﻴﻢَ ﻣُﺼَﻠًّﻰ ﻭَﻋَﻬِﺪْﻧَٓﺎ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍِﺑْﺮٰﻫِﻴﻢَ ﻭَﺍِﺳْﻤٰﻌِﻴﻞَ ﺍَﻥْ ﻃَﻬِّﺮَﺍ ﺑَﻴْﺘِﻰَ ﻟِﻠﻄَّٓﺎﺋِﻔِﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻌَﺎﻛِﻔِﻴﻦَ ﻭَﺍﻟﺮُّﻛَّﻊِ ﺍﻟﺴُّﺠُﻮﺩِ
“Biz, Beyt’i (Kâbe’yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail’e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim’i temiz tutun, diye emretmiştik.” (Bakara: 125)
“Sünnette Îtikâf”
Zaten her şey bir îtikafla başlamıştı. Hira sultanlığında, Sultana vazife tevdii o mübarek itikâf sonucunda gerçekleşmişti. Bütün hayatı bir manada itikâfta geçen Efendimiz, daha sonraları onun şartlarını ve sınırlarını belirleyerek ümmetine maletmişti. Hz. Peygamber’in, özellikle Ramazan içinde ve Ramazanın son on gününde itikâf yaptığını bildiren çeşitli hadis-i şerifler vardır. Îtikafla ilgili bir çok hükmü de ihtiva eden bu hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
Hz. Aîşe’nin şöyle dediği nakledilmiştir: “Resulullah (s.a.s) Ramazan’ın son on gününde itikâf yaparlardı. Bu durum vefat zamanına kadar bu şekilde devam etmiştir. Daha sonra Hz. Peygamber’in zevceleri itikâfı sürdürmüşlerdir” (Müsned, Buhârî, Müslim). Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) her Ramazanda on gün i’tikâfa girerdi. Vefat ettiği yılda ise yirmi gün i’tikâfa girdi.” (Buhârî, Ebu Dâvud, İbnu Mâce). Enes ve Ubey İbnu Ka’b (radıyallahu anh) anlatıyorlar. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Ramazan’ın son on gününde itikafa girerlerdi. Fakat bir sene (seferde olduğu için) itikafa girmedi, müteakip yıl yirmi gün itikaf yaptı.” Ebu Dâvud, Tirmizî İbnu Mâce).
Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’nin anlattığına göre, “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) mescitte itikafda olduğu sırada, kendisi de hayızken, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)‘ın saçlarını taramıştır. Bu hizmeti yaparken kendisi odasında ayrılmamış; Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) başını ona uzatmıştır. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) itikafda iken, (büyük veya küçük abdest bozmak gibi) zarurî bir ihtiyaç olmadıkça odaya girmezdi.” (Buhârî, Müslim, Muvatta, Tirmizî, Ebu Dâvud, Nesâî.). Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor:Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’ın zevcelerinden biri, müstehaza (özürlü) haliyle Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’la birlikte itikafa girdi. Öyle ki, kadın, kanı ve elbisesinde sarı lekeyi de görüyor bu halde de namaz kılıyordu. Kanın şiddetli akması halinde (kirletmeyi önlemek için) altına leğen koyduğu oluyordu.” (Buhârî, Ebu Dâvud.)
Ali İbnu’l-Hüseyn anlatıyor: Safiyye (radıyallahı anhâ) buyurdu ki: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) itikafta iken ziyaret maksadıyla geceleyin yanına uğradım. Bir müddet konuştuk. Sonra geri dönmek üzere kalktım. Uğurlamak üzere de o kalktı. Kapıya kadar gelmişti ki, Ensar’dan iki kişi oradan geçiyordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’i görünce hızlandılar. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Ağır olun dedi, şu yanımdaki Huyey’in kızı Safiyye’dir.” Onlar: “Subhânallah, dediler bu da ne demek ey Allah’ın Resûlu”. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): “Şeytan, insana, damarlardaki kan gibi nüfuz eder. Ben, onun kalplerinize bir kötülük atmasından korkarım” buyurdu.” ( Buhârî, Müslim, Ebu Dâvud)
Îtikâfın Süresi
Ebu Hanife’ye göre içinde beş vakit namaz kılman her mescidde itikâfta bulunmak caizdir. Ebu Hanife ve İmam Mâlik’e göre itikâfın nâfile olarak en azı bir gündür. Ebû Yusuf en az süreyi, bir günün yarıdan çoğu olarak belirlerken, İmam Muhammed itikâf için bir saati de yeterli bulur. Nafile İtikâfın -ramazanın yirmisinden sonra olmamak üzere- ne vakti ve ne müddeti belli değildir. Hattâ, camiye giren kimse, gece dahi olsa, çıkıncaya kadar itikâfa niyyet ederse, orada kaldığı müddetçe, nafile olarak mûtekif olur ve camiden çıkmakla, İtikâfı sona erer.
“İtikâfın Hükmü”
Îtikâfın, vâcip, sünnet, müstahap (nafile) olmak üzere üç çeşidi vardır ve şöyledir:
a. Vacip olan itikâf: Adak olan itikâf vaciptir. Dil ile nezredilen bir itikâf vacibdir. Hz. Ömer, Resulullah (s.a.s)’den, “Cahiliyye devrinde Mescid-i Haram’da bir gece itikâfta bulunmayı adamıştım; ne yapayım” diye sormuş Resulullah (s.a.s); “Adağını yerine getir” buyurmuştur. (Buhârı, Müsned). Müslüman olmazdan önceki adak, yerine getirilir mi, getirilmez mi tartışmalıdır. Şâfiî (raimehullah)’ye göre yerine getirmek gerekir. Ebu Hanîfe’ye göre gerekmez. Zira, hadiste, “İslâm, önceden işlenen günahları ve borçları ortadan kaldırır” buyrulmuştur.
b- Sünnet olan itikâf: Ramazan ayının son on gününde itikâf, kifaye yolu ile bir müekked sünnettir. Bir yerleşim merkezinde bulunan müslümanlardan birisi bu sünneti yerine getirirse, diğerleri üzerinden bu görev düşer. Hz. îşe’nin bir rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.s) orucun farz kılınmasından ömrünün sonuna kadar Ramazan aylarının son on gününde itikâfa girmiştir (Müsned). Bu itikâf, Ramazanın son on gününde yapıldığı için, Kadir gecesini itikaflı olarak idrak etmesi büyük ihtimal. Tabii ki bu çok büyük bir bahtiyarlık demek.
c- Müstehab olan itikâf: Vacip ve sünnet olanların dışında itikâfa girmek müstehabdır. Bunun belirli bir vakti yoktur. Bu itikâfda oruç şart değildir.
“İtikafın Şartları”
İtikaf için gerekli olan şartları şu şekilde sıralayabiliriz:
1. İslamiyet: Kafirin itikafa girmesi sahih olmaz.
2. Mümeyyizlik: Mümeyyiz olmayan çocukla deli ve benzerlerinin itikafa girmeleri sahih olmaz. Mümeyyiz çocuğun itikafa girmesi ise sahih olur.
3. Mescid veya o hükümdeki mekânlar: Bu mescidde aranan şartlar ise mezheblere göre farklılık gösterir. Erkeğin, itikafı cemaatle beş vakit namaz kılman mescidde olmalıdır. Cemaat mescidi, vâcip ve sünnet kısımları için, erkeğe şarttır… “Kadın evi içindeki namazgâhında itikâf edeceğinden, her ikisine (erkek ve kadınlara) şâmil olmak üzere, İtikâfın şartı, mescidi mahsusta olmak denilir. Eğer kadın evi içinde, kendisine namazgâh tâyin etmemiş ise, onun itikâfı da sahih olmaz. Nitekim, erkek için dahi, cemaat mescidinin gayride, vacip ve sünnet olan İtikâf, sahih olamaz…” (Nimet-i İslâm)
4. Niyet: İtikafın sahih olması için niyet şarttır. Bilindiği gibi bu, Hanefilerle Hanbelilere göre şarttır. Malikilerle Şafiiler bu görüşe muhalefet etmişlerdir.
5. Temizlik: Bu şart, Şafiilerle Hanbelilere göredir. Malikilerle Hanefiler buna muhaliftirler. Hanefiler dediler ki: İtikafın sahih olması için değil de helal olması için cünüblükten temiz bulunmak şarttır. Cünüb kişi itikafa girerse haram olmakla beraber itikafı sahih olur. Hayız ve nifastan temiz olmaya gelince, bu vacib, yani adak olan itikaf için sıhhat şartıdır. Bu nitelikteki bir itikafa giren hayızlı veya nifaslı kadınların itikatları sahih olmaz. Çünkü vacib itikaf için oruç tutmak şarttır. Bu durumdaki kadınların oruçları sahih olmayacağına göre, itikafları da sahih olmaz. Sünnet olan itikafa gelince, hayız ve nifastan temiz bulunmak, bunun sahih olması için şart değildir. Çünkü sünnet olan itikaf İçin oruç tutmak şart değildir…
Malikiler ile Hanefiler, itikafın şartlarına bir şart daha eklemişlerdir ki bu şart, bazı kayıtlarla her iki mezhebe göre aşağıda belirtilmiştir. Malikiler, adak olsun, nafile olsun, itikafta oruçlu bulunmanın şart olduğunu söylemişlerdir. Hanefiler: Vacib olan itikafta oruçlu bulunmanın şart olduğunu, nafile itikafta ise oruçlu bulunmanın şart olmadığını söylemişlerdir… Kadının kocasından izin almaksızın itikafa girmesi sahih olmaz. Kadının gireceği itikaf adak bir itikaf olsa bile izinsiz olarak girmesi caiz olmaz. Şafiilerle Malikiler bu görüşe muhaliftirler. (Özetle: Cezerî.)
“İtikâfın Hikmeti ve Faydası”
“İhlâs ile olan bir itikâf, amellerin pek şereflisi sayılmaktadır. Bu sayede kalbler bir müddet olsun, dünya işlerinden uzak kalır ve Hakka yönelir, birer Beytullah olan mescidlerden birine şu şekilde devam eden bir mü’min çok kuvvetli bir kaleye sığınmış, kerim olan mabudunun feyiz ve yardım kapısına sığınmış olur. İslâm büyüklerinden ünlü Atâ demiştir ki: “İtikâf yapan, ihtiyacından dolayı büyük bir zatın kapısında oturup dilediğini elde etmedikçe buradan ayrılıp gitmem, diye yalvaran bir kimseye benzer ki, Allah’ın bir mabedine sokulmuş, beni bağışlamadıkça buradan ayrılıp gitmem demektir.”
Bir mü’minin her gün azalmakta olan hayat günlerinden faydalanarak böyle kutsal bir yerde bir zaman ebedi ve ezelî yaratıcısına olanca varlığı ile yönelip saf bir kalb ve temiz bir dil ile ibadette bulunması, manevî bir zevke dalması ne büyük bir nimettir. İtikâf yapan bir kimse, bütün vakitlerini ibadete, namaza ayırmış demektir. Çünkü fiilî olarak namaz kılmadığı vakitlerde de mescid içinde namaza hazır bir haldedir. Bu bekleyiş ise, namaz hükmündedir. Sonuç: İtikâf sayesinde insanın maneviyatı yükselir, kalbi nurlanır, simasında kulluk nişanları parlar, ilâhi feyizlere kavuşur. Ne mübarek, ne güzel bir hayat anı!..” (Büyük İslam İlmihali)
“İtikafa girmek nefsi yasaklardan korumada daha etkili bir yöntem olduğu gibi, Ramazanın son on gününde olması tahmin edilen Kadir gecesine rastlama imkanı ve umudunu da arttırır. İtikaf, insanı dünyevi meşgalelerden uzaklaştırıp daha fazla ibadete vesile olması yanında, genel anlamda hayatın anlamı üzerinde tefekkür etme imkanı da sağlar. İnsanların zaman zaman böyle derin tefekküre ihtiyacı vardır. İtikaf bu tefekkürü gerçekleştirmek için bir fırsat olarak kullanılabilir.” (Diyanet İlmihali)
“Îtikâfın Âdâbı”
İtikâf sırasında kötü ve çirkin söz söylememek, Ramazanın son on gününü ve cemaati kalabalık olan mescidi tercih etmek, itikâf günlerinde Kur’an okumak, hadis mütalaası yapmak, iman hakikatlerini tefekkür etmek, Allah’ı zikir ve ibadetle meşgul olmak, cevşen okumak, tesbihât yapmak, temiz elbiseler giyip güzel kokular sürünmek itikâfın adabındandır. Büyüklerden bazıları itikâfı, büyük bir zatın kapısında oturup dilediğini elde etmedikçe buradan ayrılıp gitmem, diye yalvaran bir kimseye benzetirler. İtikaftaki kişi, yapabildiği kadarıyla gece gündüz namaz kılmalı, Kur’ân-ı Kerîm okumalı, Allah’ı anmalı, örneğin kelime-i tevhidi sık sık tekrarlamalı, çokça istiğfarda bulunmalı ve bunlara benzer ibadetlerle meşgul olmalıdır. İtikaftaki kişinin oruçlu olması sünnettir. Ancak nezredilen itikafta oruçlu olmak, Hanefî mezhebine göre şarttır. İtikâfa büyük camide girilmesi menduptur. İtikâfa Ramazan ayında, özellikle son on gününde girmek menduptur. İtikâf, bayram gecesine kadar uzatılmış ise o geceyi de itikâfta geçirmek menduptur. İtikaftaki kişi, kendisi ilgilendirmeyen söz ve davranışlardan uzak durmalı ve çok konuşmamalıdır. Hiç konuşmamak ise doğru değildir.
“İtikâfı Bozan Şeyler”
Bazı fiillerin namazı ve orucu bozması gibi, başlanmış bir itikâfı bozan işler ve durumlar vardır. Bunlar şunlardır:
a- Cinsel ilişkide bulunmak: Kur’anda; “Mescidlerde itikafa çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın.” (Bakara: 187) buyurulur. Daha başka türlü ve yakınlık ifade eden fiillerden dolayı dolayı inzal vaki olursa yine itikâf bozulur.
b- Zaruri bir ihtiyaç yokken mescidden dışarı çıkmak: Meselâ itikâfa giren kimsenin bulunduğu mescidde cuma namazı kılınmıyorsa, cuma namazını kılmak üzere başka bir mescide gitmesi, küçük ve büyük abdest bozmak için mescidden dışarı çıkması tabiî bir ihtiyaçtır. İçerisinde bulunduğu mescidden zorla çıkarılması ya da şahsı ve eşyası hakkında korkusu sebebiyle başka bir mescide taşınmak için çıkması ise zarûrî ihtiyaç sebebiyle çıkıştır. Bunların dışında mescidden çıkmak itikâfı bozar. İtikâfda olan kimsenin yemesi, içmesi, uyuması ve ihtiyacı olan şeyleri satın alması mescidde olur
c- Bayılmak: Eğer mûtekif günlerce, baygın veya mecnun olursa, itikâf fasit olur, ayıldığında itikâfına yeni baştan başlamak lâzım gelir. Senelerce mecnun kalıp, sonra iyileşirse kazâ eder. Bunak olup da, birkaç sene sonra, iyileşene dahi, kazâ lâzım olur.
Yukarıda anlatılan meseleler, vacib olan itikaflar içindir.
Nafile olan itikaflarda, bir özür bulunsun veya bulunmasın, dışarı çıkmakla veya hastayı ziyaret etmekle itikâf bozulmaz. Başladıktan sonra bırakılan nafile bir itikâfın, tercih edilen görüşe göre, kazası gerekmez. Vacib olan bir itikâf bozulunca, onun kazası gerekir. Meselâ: Belli bir ay için yapılan itikâf esnasında bir gün oruç bozulsa veya dışarıya çıkılsa, yalnız bir günlük itikâf için kaza gerekir. Fakat belirsiz olarak fasılasız bir ay için nezredilmiş bir itikâf esnasında, böyle bir gün oruç bozulacak veya dışarıya çıkılacak olsa, yeniden bir aylık itikâfa başlamak gerekir. İtikâf yapan kimse ister kendi iradesi ile oruç yesin ve dışarı çıksın, ister iradesi dışında olarak cinnet ve bayılma durumuna düşsün, eşittir.
“İtikâf Nerede Yapılır?”
Ebu Hanife’ye göre içinde beş vakit namaz kılman her mescidde itikâfta bulunmak caizdir. Mesciddeki itikâf erkeklere mahsustur. Kadınlar evde mescit edindikleri bir yerde itikâfta bulunabilir (Tecrîd-i Sarîh Terümesi/ Vehbe Zuhaylî). Hanefi ve Hanbeli mezheblerine göre itikaf ancak kendisinde cemaat olunan yerlerde olur. Maliki ve Şafii mezhebine göre ise her mescidde olur. Diyanet İlmihalinde, bu mescid kavramına biraz daha açıklık getirilerek şöyle deniliyor: “İtikaf yapmak isteyen kişi, itikaf niyetiyle mescid veya mescid hükmündeki bir yerde kalmaya başlayarak itikafa girmiş olur.” (Diy. İlm.)
Mescid, secde edilen yer demek olduğu, Kur’ân-ı Kerim’in, “evlerinizi namazgâh kılın” (Yunus: 87) buyurduğu ve hanımların evlerinde mescid ittihaz ettikleri bir yerde itikâfta bulunabilecekleri düşünülürse, içlerinde sürekli olarak beş vakit ve cemaatle namaz kılınan mekânlarda, Hanefilerin, “içinde beş vakit namaz kılınan her mescidde itikâfta bulunmak caizdir.” (Tecrîd-i Sarih) şartı yerine gelmiş olur. Nitekim Cuma namazları için de mescid şartı bulunduğu halde, senelerdir Pırlanta Müellifinin ikamet ettiği her mekanda cumaların kılınıyor olması, bu hükmün doğruluğunu gösterse gerek. Yine, “namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız da oraları kabirlere çevirmeyiniz.” (Buhârî, Müslim) gibi hadis-i şerifler nazara alındığında, nafile türünden olan ibadetlerin evlerde yapılabileceği anlaşılmış oluyor. Buradan hareketle yapılması müstehap olan itikâfların evlerde yapılabileceği söylenebilir. Zira Vehbi Zühaylî’nin dediği gibi, “Nafile itikâflarda hareket serbestisi biraz daha fazladır.” Kadınlar için ise zaten bir tereddüt söz konusu değildir, onlar kaldıkları yerin bir odasını mescid edinerek itikaflarını yapabilirler.
“Kadınların İtikâfı”
Kadının itikâfı ancak kocanın izni ile sahih olur. Kocası kendisine itikâf için izin verdikten sonra artık ona engel olamaz. Çünkü zevceye verilen izin, onun menfaatlerini kendi mülküne vermek (temlik) demektir. Kadının da mülk edinme ehliyeti bulunduğu için bundan dönülemez. Kadının itikâf adaması (böylece itikâfı kendisine vacip kılması) sahih ise de, bu adağını yerine getirmesi kocanın iznine bağlı bulunduğundan, izinsiz olarak itikâf adayan kadını kocası bundan engelleyebilir. Bir ay itikâfa izin veren kocanın zevcesi aralıksız itikâf yapmak istediğinde kocası ona parça parça itikâf yapmasını emredebilir. Îtikâfa girenin yemesi, içmesi, uyuması, kendisi ya da çoluk çocuğu için muhtaç olduğu şeyi satın alması mescidde olur. Bunlar için çıkarsa itikafı bozulur. Yukardaki biIgiler vacip olan (yani adanmış, nezredilmiş bulunan) itikâflar içindir. Nafile itikâflarda hareket serbestisi biraz daha fazladır. Buna göre kocası kendisine “yemeğini pişirme” şartı ile, izin veren, ya da nafile itikâfa girerken bu niyetle giren kadın, çıkıp evinin yemeğini pişirebilir. Yalnız gündüzleri itikâfa niyet etmek de sahih olduğu için, böyle niyet eden bir kadın da geceleri (oruç tutulmayan saatler) çıkıp ev işlerini yapabilir. (Allah`u alem) (Özetle: Vehbe Zuhayle)
ÎTİKÂF DERSİMİZİN ÖZETİ
Kur’ân’da Îtikâf: Îtikâf Kur’ân’da zikredilmiş bir ibadettir. Bakara 187. ayette mescitlerde ibadete çekilenlerin bazı sınırlara riayet etmesi emredilir. Ayrıca Bakara 125. ayet, itikâfın önceki semavî dinlerde de bulunduğunu gösterir.
Sünnette Îtikâf: Peygamber Efendimiz özellikle Ramazan ayının son on gününde itikâfa girer ve bunu vefatına kadar sürdürürdü. Sahabe ve Peygamberimizin eşleri de bu sünneti devam ettirmiştir.
Îtikâfın Süresi: İtikâfın süresi mezheplere göre farklıdır. Hanefî ve Mâlikîlere göre en az bir gün, bazı âlimlere göre bir günün yarısından fazlası, bazılarına göre ise kısa bir süre (bir saat gibi) olabilir.
Îtikâfın Hükmü: Îtikâf üç kısımdır: Vacip: Adanan itikâf Sünnet: Ramazan’ın son on gününde yapılan itikâf Müstehap (Nafile): Bunların dışında yapılan itikâf
Îtikâfın Şartları: Başlıca şartları şunlardır: Müslüman olmak, temyiz gücüne sahip olmak, mescitte bulunmak, niyet etmek ve bazı durumlarda temizlik şartına riayet etmek. Vacip itikâfta oruç şarttır.
Îtikâfın Hikmeti ve Faydası: Îtikâf insanı dünya meşguliyetlerinden uzaklaştırır, kalbi Allah’a yöneltir, maneviyatı güçlendirir ve tefekkürü artırır. Ayrıca Kadir gecesine erişme ihtimalini artırır.
Îtikâfın Âdâbı: İtikâfta Kur’ân okumak, zikir ve dua ile meşgul olmak, ibadetleri çoğaltmak, gereksiz konuşmalardan ve kötü sözlerden uzak durmak gerekir.
Îtikâfı Bozan Şeyler: Cinsel ilişki, zaruri ihtiyaç olmadan mescitten çıkmak ve uzun süre bayılma gibi durumlar itikâfı bozar. Vacip itikâf bozulursa kaza edilmesi gerekir.
Îtikâf Nerede Yapılır?: Erkekler için cemaatle namaz kılınan mescitlerde yapılır. Kadınlar ise evlerinde namaz kılmaya ayrılmış bir yerde itikâf yapabilir.
Kadınların Îtikâfı: Kadının itikâfa girmesi genellikle kocasının iznine bağlıdır. Evde namaz için ayrılmış bir yerde yapılması uygun görülür.
Hasılı: Îtikâf, müminin bir süre dünya işlerinden uzaklaşıp mescitte ibadet, zikir ve tefekkürle Allah’a yönelmesidir. Manevî arınma ve kulluk bilincini güçlendiren önemli bir ibadettir.