•Vesile Olmak

Bir işin yapılmasına vesile, yani sebep ya da aracı olmak, aynen onu yapmak gibidir. Dilimize de girmiş bulunan “sebep olan yapan gibidir” sözü de bu gerçeği anlatıyor. İnsan neye vesile olmuşsa onu yapmış gibi olur. Vesile olduğu iş ne kadar önemli ise, vesileliğin önemi ve getirisi de o ölçüde artar. Bu iyilikte de böyledir, kötülüğe vesile olmakta da böyledir. Şu âyet-i kerimede de ifade edildiği gibi:

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَصِيبٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ مُقِيتًا

-“Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevâbından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allâh’ın her şeye gücü yeter.” (Nisa/85)

En Başta İman

Vesilelik denilince genellikle iyi şeyler akla gelir. Bunların başında da hiç şüphesiz imana vesile olmak yer alır. Çünkü iman bizim varlık sebebimiz olduğu gibi, ebedî mutluluğumuzun da anahtarıdır. İmansız cennete girilmiyor. Her ne kadar hidâyet Allah’tan ise de, Cenâb-ı Hak genellikle buna kullarını vesile ediyor ve vesile olanlara da sevapların en büyüğünü lütfediyor.

  • Efendimiz’in buyurduğu üzere; “…Allah’a yemin ederim ki, Allah Teâlâ’nın, senin sebebinle bir tek kişiye hidayet  verip doğru yola iletmesi, senin için, kızıl develerin olmasından (ve bunları tasadduk  etmenden) çok daha hayırlıdır.” ​(Buharî, Müslim)

Hadis-i şerifte geçen “kızıl develer” ifadesi, bu sözün söylendiği devirde araplar için en değerli dünya malı anlamına geliyordu. Aslında hadis-i şerifte geçen o kelime (neam) davar anlamına gelir, deve olarak tercüme edilebileceği koyun olarak da edilebilir. Bizim toplumumuz için bu daha uygun bir tercüme olmuş olur çünkü bizde deve sürüsü değil koyun sürüsü aynı şeyi ifade eder. Hadisin zayıf bir versiyonunda ise, üzerine güneşin doğup-battığı battığı her şeyden hayırlıdır ” ifadesi yer alır. Üstelik bu hayır, vesile olan kişiye bir defaya mahsus olarak verilecek bir hayır da değildir. Ebû Hüreyre (r.a)’den rivâyet edildiğine göre bu konuda Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:İnsanları hidâyete çağıran kimseye, kendisine tâbî olanların sevabı gibi sevap verilir. Bu durum, ona uyanların sevaplarından da hiçbir şey eksiltmez. İnsanları dalâlete çağıran kimseye de, kendisine tâbî olanların günahı gibi günah verilir. Bu durum, ona uyanların günahlarından hiçbir şey eksiltmez.” (Müslim, E. Dâvûd, Tirmizî, İ. Mâce)

Zincirleme Devam Etmesi

Bir iyiliğe ya da kötülüğe sebep olanlar, sebep oldukları iyilik veya kötülük yeryüzünde devam ettiği sürece ona ortak olmaya devam ederler. Bu durum birkaç kuşak olabileceği gibi kıyamete kadar da devam edebilir. Nitekim Hz. Âdem’in kâtil oğlunun durumuyla ilgili olarak hadis-i şerifte şöyle buyurulur: Haksız yere öldürülen hiçbir kimse yoktur ki, onun kanından Âdem’in birinci oğluna bir pay ayrılmasın. Zira cinayeti âdet edenlerin ilki odur.” (Buhârî, Müslim)

Ayrıca, sebep olunan iyilik veya kötülükten etkilenen insanlar da  başkalarını, onlar da daha başkalarını etkilemişse, bütün onların kazandıkları sevap veya günahlar bunun ilk müsebbibine de yazılır. Bu durumu iyilikler yönünden değerlendirdiğimiz zaman, meselâ birisinin hidayetine vesile olduğu kişi de bir başkasının, o da bir başkasının… hidayetine vesile olmuşlarsa, hepsinin toplamı kadar sevap ilk sebep olana yazılır ve bu süreç devam ettikçe aynı hal devam eder. Bu mesele sadece iman meselesiyle de sınırlı değildir. Aynı şeyi namaz ve bütün iyilikler konusunda da düşünebiliriz. Yani birisi diğerinin, o da bir başkasının namaz kılmasına vesile olmuşsa, hepsinin kazandığı sevap kadar bunu ilk başlatana sevap yazılır. Tıpkı, Efendimizin hasenat defterine sürekli olarak ümmetinin işlediği bütün hayırların, yaptıkları bütün ibadetlerin sevapları yazıldığı gibi. Çünkü vesilelik planında bütün bunlar Onun sayesinde oluyor.

Sebep olma meselesinin en önemli olduğu yer ise, toplum çapında ve kitlesel ölçekte sebep olunan değişikliklerdir. O zaman sevap ve günahlar bireysel olmaktan çıkar, toptancı bir nitelik kazanırlar. Bu açıdan, kalabalıklara ve toplumlara yön veren insanlar için çok büyük kazançlar ve kayıplar söz konusudur. Bu hususu iyi düşünen bir insanın önder, lider,  başkan vs. olma arzusunun olmaması, hele hele bu konuda hırslı hiç olmaması gerekir.

  • Onun için bu meseleyi aşağıdaki hadis-i şerifler ve İmam-ı Gazali Hazretleri’nin bir değerlendirmesi çerçevesinde ele almak gerekiyor:

*Ebu Mûsâ el-Eş’ari r. anh’dan: Yanımda amcamın evlatlarından iki kişi daha olduğu halde  Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in huzuruna girdim. Yanımdakilerden biri: “Ey Allah’ın Resulü! Allah’ın sana tevdi ettiği işlerden bazıları üzerine bizi emir tayin et” dedi. Diğeri de aynı talepte bulundu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’ın onlara cevabı şu oldu: “Biz, Allah’a kasem olsun, bu işe, onu talebeden veya ona hırs gösteren hiç kimseyi tayin etmeyiz!”​ ​(Buhari, Müslim, Ebu Davud)

*Ebû Saîd Abdurrahman İbni Semüre radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bana şöyle buyurdu:  “Abdurrahman İbni Semüre! Kimseden yöneticilik görevi isteme! Zira bu görev sen istemeden verilirse, Allah yardımcın olur. Eğer sen istediğin için verilirse, Allah’dan yardım göremezsin.​ Bir de bir şeye yemin ettikten sonra başka bir davranışı daha hayırlı görürsen hayırlı olanı işleyip yeminin için keffâret öde!” (​Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî)

*Ebû Zer radıyallahu anh’den: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: ​“Ebû Zer! Senin gerçekten zayıf olduğunu görüyorum. Kendim için  ne istiyorsam senin için de onu isterim. İki kişiye bile olsa sakın başkan olma!​ Yetim malına da yöneticilik yapma!”​ ​(Müslim, E. Dâvûd, Nesâî)

* Ebû Zer r. anh şöyle dedi: “Yâ Resûlallah! Beni vali tayin etmez misin?” demiştim.  Eliyle omuzuma vurarak şöyle buyurdu: “​Ebû Zer! Sen zayıf bir adamsın. İstediğin görev ise bir emanettir. Bu emaneti ehil olarak alan ve üzerine düşeni yapanlar müstesna, aslında bu görev kıyamet gününde bir rezillik ve pişmanlıktır.” (​Müslim)

* ​Enes r. Anh’dan: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: “Kim ​kadılık talep eder ve bunun gerçekleşmesinde şefaatçilere başvurursa (iş) kendisine yıkılır (Allah’ın yardımı olmaz). Kime de o iş zorla verilirse, Allah onu doğruya sevk edecek bir melek gönderir.” (​E. Davud, Tirmizi)

 

*“Ama o, daha dünyanın manasını anlayamamış ve dünya zevklerinin zirvesinin riyaset (reislik, önderlik) olduğunu idrak edememiştir. Liderliğe talip olan kimsenin muhakkak münafık, hasetçi, kibirli, riyakâr ve bütün rezilliklerle muttasıf olduğunu bilememiştir…” (Muhtasar İhyâ/461)

Burada ifade edilen hususun, sorumluluktan kaçma anlamına gelmediği, gelmeyeceği de şüphe götürmez bir gerçektir. İşin aslı ve özü şudur ki, bir mü’min hiç bir beklentiye girmeden, dünyevî bir çıkar gözetmeden, başta iman konusu olmak üzere sırf Allah rızası için, Allah’ın kullarına faydalı olmaya çalışmalı, bunu hayatının en birinci gayesi ve hedefi haline getirmeye gayret etmelidir. İşte bizim hizmet felsefemizin özü budur.

Kötülüğe Vesile Olmak

Yukarıdaki açıklamalardan ve hadis-i şeriften de anlaşıldığı gibi vesilelik sadece iyiliklerde olmaz. İnsan bilerek veya bilmeden kötülüklere de aracılık etmiş olabilir. Bu durumda yukarıda anlattığımız kazanımların tam tersi, yani o ölçüde kayıp söz konusu olur.

  • Yine Kur’ân-ı Kerîm’de buyurulduğu gibi;

لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَايَزِرُونَ۟

Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için (öyle derler). Bak ki yüklenecekleri şey ne kötüdür!” (Nahl/25) Bu âyeti tefsir eden Mücahid, şöyle demiştir: “Bunlar hem kendi günahlarını, hem de kendilerine itaat edenlerin işlediği günahları yüklenirler.” (Fethu’l-Bari)

Başka bir hadis-i şerifte, kötülüğe sebep, aracı ve öncü olanların, sebep oldukları o kötülük veya kötülükler devam ettiği sürece ona ortak olacakları açıkça bildiriliyor. Yeryüzünde işlenen ilk cinayette olduğu gibi. Nitekim Hz. Âdemin katil oğlu kabil’in durumunun anlatıldığı o hadis-i şerif şudur: Haksız yere öldürülen hiçbir kimse yoktur ki, onun kanından Âdem’in birinci oğluna bir pay ayrılmasın. Zira cinayeti âdet edenlerin ilki odur.” (Buhârî, Müslim)

Kapanmayan Defterler

Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi normalde ölümle amel biter. Nitekim Hazreti Ali (kerremallahü vechehu) der ki; “Burada amel var hesap yok. Orada hesap var, amel yok.Yâni sevap da, günah da ölümle sona erer. Ancak hem iyilikler için, hem de kötülükler için bunun istisnaları vardır. Kişi öldükten sonra günah defterinin nasıl açık kaldığı kâbil örneği üzerinden anlatılmıştı. Sevap anlamında defterleri kıyamete kadar açık kalacak olanlar, yine başka bir hadis-i şerifte şöyle anlatılıyor:

Ebu Hureyre (ra)’den rivayet edildiğine göre, Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu: İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Müslim, Ebû Dâvûd)

Dikkat edilirse burada üç şey sebebiyle öldükten sonra amel defterinin kapanmayacağından söz ediliyor:

  • 1. Sadaka-i câriye,
    2. İstifade edilen ilim,
  • 3. Kendisine dua eden hayırlı evlat.

Sadaka-i câriye, kişi öldükten sonra da devam eden sadaka demek. Meselâ bir cami yaptırmak, vakıf bir arazi bırakmak gibi. İstifade edilen ilim, meselâ faydalı bir kitap yazıp bırakmak, veya kitap okumaya vesile olacak bir okul yaptırmak gibi. Kendisine dua edecek hayırlı evlat ise malum. Bu sayılan maddeleri sadece verdiğimiz örnekler üzerinden düşünmek eksik olur. Çünkü devam eden sadaka sadece mal ile, maddiyat ile olmaz. Öyle bile kabul etsek, meselâ bir himmet geleneği başlatmak, o teamül devam ettiği sürece aynen başlatan yapıyor gibi ona sadaka sevabı kazandırır. Müesseseler kurup ümmet-i Muhammed’in çocuklarına imkân hazırlamak, devam eden ve kendisinden faydalanılan ilim demek olur. Aynı şekilde arkadan dua eden hayırlı evladın, illâ kişinin kendi çocukları olması gerekmez. Bugün arkasından dua edilen, veya vefat ettikten sonra duaya devam edilecek olan Üstad Bediüzzaman Hazretleri gibi, Hocafendi gibi kaç anne baba var bu dünyada.

Dolayısıyla, ister imanına, ister namazına, isterse başka iyiliklerine vesile olunmuş, ya da bir takım kötülükleri bırakmasına sebep olunmuş olursa olsun, onun etkisi devam ettiği sürece o kişinin, o kişilerin amel defterleri kapanmaz. Cenâb-ı Hak bizleri hep o mutlu ve bahtiyar zümreden eylesin inşaâAllah. Âmin.

Bu yazı 68 kez okundu