İyilikler İyiliği Netice Verir

Hakîm İbnu Hizâm (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Rasûlü, dedim, cahiliye devrinde yaptığım hayırlar var: Dua, köle âzad etme, sadaka vermek gibi, bana bunlardan bir sevab gelecek mi?” “Sen dedi, zaten, daha önce yaptığın bu iyiliklerin hayrına Müslüman olmuşsun.” Bir diğer rivayette der ki: Dedim ki: “Allah’a kasem olsun İslâm’da yaptıklarımdan hiçbirini eksik bırakmadan, câhiliye devrinde hepsini yapmıştım.” Diğer bir rivayette Hâkim’in câhiliye devrinde yüz köle âzad ettiği, yüz deve yükü mal tasadduk ettiği, Müslüman olunca da aynı miktarda hayır yaptığını belirtir. [Buhârî, Zekat: 24, Büyû: 100, İtk: 12, Edeb: 16; Müslim, İman: 194-196]

-Hadis şârihlerinin üzerinde durdukları hadislerden biridir. Görüldüğü üzere, Hakîm İbnu Hizâm  Müslüman olmazdan önce yaptığı hayırlardan bir sevab ve ücret alıp alamayacağı hususunda sormakta; Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de “Daha önce yaptığın iyiliklerin hayrına Müslüman oldun” cevabını vermektedir. Burada karşımıza çıkan en mühim soru Allah rızası için yapılmayan hayırların bir değer taşıyıp taşımayacağıdır. Zîra temel prensibe göre, Allah rızası için yapılmayan hayırların bir değeri yoktur. Bu yüzden yukarıdaki hadis, âlimlerin ihtilaf etmelerine ve hadisi çeşitli te’villere tâbi tutmalarına sebep olmuştur.

Şöyle ki:

1- “Daha önce yaptığn iyi amellerin hayrına Müslüman oldun”, sözü evvelce güzel alışkanlıklar kazanmışsın, bu alışkanlıklar Müslüman olmana, İslâm’da hayırlı işlere devam etmene fıtrî bir hazırlık olmuş mânâsına gelebilir.

2- Aynı söz, “Bu yaptıklarınla güzel bir nam kazandın. Bu nâmın Müslümanken dahi devam edecektir” mânasını taşıyabilir.

3- Geçmiş iyiliklerin, Müslüman olduktan sonraki hayır amellerinin sevabını artıracağı da ihtimalden uzak değildir.

4- Bazı âlimler “Bu sözün mânası, Müslüman olan her müşrike İslâm’a girmezden önceki hayırlı ameli yazılır, fakat kötü ameli yazılmaz demektir” demişlerdir.

5- Fakihler: “Kâfirin ibadeti sahîh değildir. Müslüman olsa bile eski ibadetleri nazar-ı itibara alınmaz” demişlerdir. Ancak bu hüküm Nevevî tarafından şöyle tefsir edilmiştir: “Fukahanın bundan muradı küfür hâlinde işlenen hayırların dünyevî ahkâm hakkında nazar-ı itibara alınmayacağıdır. Bu sözde âhiret sevabına dair birşey yoktur.”

Hülasa hayır ve imanın müsbet yönde mertebe ve dereceleri bulunduğu gibi, şer ve küfrün de kendi aralarında menfî istikâmette derekeleri, mertebeleri vardır. Sıradan bir kâfirle zâlim, fâcir, fâsık ve sefih bir kâfir, bir olmamalıdır. Binâenaleyh hayırsever kâfirlerin, zâlim kâfirlere nazaran uhrevî hayatta farklı muameleye maruz kalması, mertebesinin farklı olması makuldür. Bu yüzdendir ki, cehennemin de, cennet gibi farklı tabakaları mevcuttur. Kur’ân-ı Kerîm’de cehennemliklerin maruz kalacağı farklı azablardan bahsedilmektedir. [Daha ziyade bilgi için Ahmed Davudoğlu’nun Müslim Şerhi’ne bakılabilir I, 460-463]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/545-546

Bu yazı 23 kez okundu