Küfre Denk Bir Günaha Dönüşen Gıybet

Gıybet büyük günahlardan biridir. (Bkz.: Ebû Dâvûd, edeb 35; el-Bezzâr, el-Müsned 4/93;) Öyle ki Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde gıybet hakkında şöyle buyurur:

إِيَّاكُمْ وَالْغِيبَةَ فَإِنَّ الْغِيبَةَ أَشَدُّ مِنْ الزِّنَا، فَإِنَّ الرَّجُلَ قَدْ يَزْنِي وَيَتُوبُ فَيَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِ، وَإِنَّ صَاحِبَ الْغِيبَةِ لَا يُغْفَرُ لَهُ حَتَّى يَغْفِرَ لَهُ صَاحِبُهُ

“Gıybetten sakının! Çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina eder, sonra tevbe ederse, Allah onun tevbesini kabul buyurur. Ancak gıybet eden, gıybet edilen affetmedikçe, mağfiret olunmaz.” (et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 6/348; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 5/306.) Meseleye Üstad Hazretleri’nin yaklaşımı içinde bakılacak olursa, gıybetin öyle nevi vardır ki, o, zinadan daha büyüktür. (Bkz.: Bediüzzaman, Sözler, 24.Söz, 3. Dal).) Meselâ bir zümre-i sâlihînin veya belli bir cemaati temsil eden bir şahsın ya da helâllik alma imkânı kalmadığından dolayı vefat etmiş kimselerin gıybetini yapmak bu nevi gıybete girebilir.

Bazı ulema elfâz-ı küfürle alâkalı olarak diyorlar ki, Resûl-i Ekrem Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) zemmeden veya O’nun hakkında olumsuz şeyler konuşan bir insan tevbe etse bile tevbesi kabul edilmez. (İbn Kudâme, el-Kâfî 4/159; İbn Âbidîn, Hâşiye 4/232.) Niçin? Çünkü Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) irtihal-i dar-ı bekâ buyurup ruhunun ufkuna yürüdüğünden O’nun gıybetini yapan bir insan için Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) bulup: “Hakkını bana helâl et.” deme imkânı ortadan kalkmıştır. Aynı şekilde Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Âişe (radıyallahu anhüm) gibi nice sahabe-i kiram efendilerimizi hilâfet meselelerinden dolayı –hâşâ– merdut sayacak ölçüde o müstesna kametler hakkında ileri geri konuşanların hâlleri ağlanacak durumdadır. Çünkü bu azim günahı irtikâp edenler, büyük bir zümre-i salihînin gıybetini yapıyor ve onlar hakkında suizanda bulunuyorlar. Artık gıybetini yaptıkları o zatlara gidip: “Hakkınızda nâsezâ, nâbecâ sözler söylediğimiz için hakkınızı helâl edin!” deme imkânı da olmadığından dolayı, bu büyük cürmü işleyenlerin suiakıbetlerinden korkulur. Bilemeyiz, belki Cenâb-ı Hakk’ın ekstradan bir lütfu olabilir. Fakat biraz önce zikrettiğimiz hadis-i şerif ve benzer nassları göz önünde bulundurduğumuzda –Allahu âlem– onların affa mazhar olma ihtimalinin uzak olduğu görülür.

Aynı şekilde gıybet, iftira, bühtan, töhmet ve benzeri günahlar, ferdî olmaktan çıkıp bir cemaat hakkında işlenirse, söz konusu cemaatin tek tek bütün fertlerinden helâllik alınmadıkça bu günahlar affedilmezler. Meselâ Kadirîler veya Şâzilîler hakkında onların bütününü itham edecek şekilde aleyhte konuşan bir insan koskocaman bir cemaat hakkında öyle korkunç bir gıybet etmiş olur ki, o şahsın affedilebilmesi için Abdülkadir Geylânî’den veya Ebû Hasan Şâzilî’den günümüze kadar gelmiş geçmiş binlerce belki milyonlarca insanın bütününden helâllik istenmesi gerekir. Biraz daha açacak olursak, bir cemaatin bütünü hakkında söz söyleyen insan şayet gidip teker teker o fertlerin hepsini bularak onlar hakkında her ne dediyse onu şerh edip, “Ben, senin de içinde bulunduğun cemaat hakkında şöyle dedim. Senin de bu işin içinde hakkın var. Hakkını bana helâl et!” diyemezse –hafizanallah– kurtulamaz. Nasıl ki dua külliyet kesbettiğinde kabul ediliyor. Aynen öyle de gıybet de külliyet kesbederek küllî bir gıybet olduğunda, hak sahiplerinin tamamından helâllik istenmeyince insanın o işin içinden sıyrılması mümkün değildir. Rabbim muhafaza buyursun, onca insanın vebalini alır, gıybet eden o şahsın sırtına yüklerler. Bu da, denilebilir ki, küfre denk bir günahtır.

Ayrıca bilinmesi gerekir ki, bir topluluk veya cemaati temsil eden şahısların gıybetinin yapılması da bütün bir cemaatin gıybetinin yapılması gibidir. Meselâ birisi kalkıp, benim gibi basit ve sıradan bir insan için, “Bu adam şöyledir, böyledir.” deyip aleyhte konuşsa bu ifade ferdî bir gıybet olur. Ancak öyle zatlar vardır ki, onlar külliyet kesbetmişlerdir. Evet, onlar âdeta bir kutup gibi bütün bir cemaati temsil ederler. O zatların haysiyet ve şerefleri temsil ettikleri cemaatin haysiyet ve şerefiyle bütünleşmiştir. Siz onların adını andığınız zaman o çizgide düşünen insanların hepsi birden hatıra gelir. İşte bu gibi zatlar aleyhinde söz söylendiğinde bütün bir cemaatin gıybeti yapılmış olur. Meselâ birisi kalkıp böyle bir insan hakkında, “onun aklı ermiyor” dese, bu mülâhazaya binaen –neûzü billâh– zinadan daha şedit bir günah işlemiş olur. (Bkz.: et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 6/348; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 5/306)

Kur’ân, gıybet etmeyi ölü eti yemeye benzettiği gibi, rüya tabircileri de rüyasında et yediğini gören bir insanın bu hâlini, gıybet olarak tevil ederler. Yani her ne eti olursa olsun rüyasında ağzına et alıp geveleyen bir insanın, birisini çekiştirmiş, onun etini çiğnemiş olduğu şeklinde tabir ederler. Demek ki, gıybet etme meselesi misal âleminden onun rüyasına bu şekliyle intikal etmektedir. Buradan hareketle şöyle diyebiliriz: Dünya hayatında gıybet eden kimse, ihtimal, berzahta ve kabir âleminde vahşi bir hayvan gibi temessül edecektir. Çünkü ancak vahşi hayvanlar ısırıp leşleri dişlerler.

Gıybet, bazen bir adamı ısırma şeklinde olurken bazen de kudurmuş kurtlar gibi, koskocaman bir cemaate saldırmak suretiyle olur. Bilmiyorum bir sürünün içine dalan kurtları hiç gördünüz mü? Onlar sürüye daldıklarında bir tanesiyle karınlarını doyurmak yerine, birinin kuyruğunu koparır, öbürünün ayağını ısırır, bir diğerinin de gırtlağını delerler ve böylece bu meret hayvanlar o sürüden elli tanesini yaralarlar. Aynen bunun gibi, bazı kendini bilmez densiz gıybetçiler ağızlarını her açtıklarında öyle ulu orta konuşurlar ki, dilleriyle sayısız insanı yaralar ve neticede esasen kendi hayat-ı mâneviyelerini mahveder ve kendi ahiret yıldızlarını karartmış olurlar.

Şimdilerde önünü alamadığımız ve masum bir kılıf içinde mevcudiyetini devam ettiren sinsi bir günah varsa o da gıybettir. O hınzır kurt, âdeta kuzu postuna bürünmüş bir vaziyette bizi kemirmeye devam ediyor. Dolayısıyla gıybet günümüzde zinadan daha tehlikeli bir hâl almıştır. Çünkü inanan gönüller arasında büyük günah diye zinadan uzak duruluyor fakat ne yazık ki, âdeta herkes alıştığı, normal gördüğü ve bir yönüyle şöyle böyle herkes ondan nasibini aldığından dolayı gıybet denilen o gâvur günaha karşı aynı tavır alınmıyor ve sanki basit bir günahmış gibi muamele görüyor. Öyle ki, insanlar hiç yüzleri kızarmadan ve utanmadan bu şeytanî günahı irtikâp edebiliyorlar. Bundan dolayı denilebilir ki gıybet günümüzde günahların en münafığı hâline gelmiştir ve bu nifak yanıyla bizim aramızda hayatiyetini devam ettirmektedir.

Çevremdeki insanlara diyorum ki, ağzımı açtığımda yarım kelimelik bir gıybete şahit olursanız hemen buna karşı tavır alın ve sözü değiştirip sohbet-i cânana getirmeye çalışın. Ne olur, bu konuda geri durmayın ve o çirkin fiilin önünü almak için cesaret-i medeniyenizi, daha doğrusu cesaret-i diniyenizi ortaya koyun!

Kaynak: ‘Yaşatma İdeâli’ adlı eserin “Günahların En Münafığı: Gıybet” adlı bölümünden özetlenmiştir”

Bu yazı 31 kez okundu