•Firavun Ve Genel Özellikleri
•Kur’ân-ı Kerîm’de Firavun ile ilgili anlatımlar
•ÂYETLERİN REHBERLİĞİNDE FİRAVUNLARIN ÖZELLİKLERİ
*Soykırım ve Katliam Yaptırması
*Halka Korku Salması
*İlâhlık İddia Etmesi
*Büyüden ve Büyücülerden Medet Umması
*Din Konusunda Şüphe Yayması ve Ülke Bölünecek Propagandası
*Halkı Gruplara ve Hiziplere Ayırması
*Halkını Küçümsemesi
*Sahte İlâhlar İdeolojisi Üretmesi
*Mucizelerle Alay Etmesi
*Devasa Tapınaklar ve Dikilitaşlar Yaptırması
*Gayet Yüksek Kule Yaptırması
*Firavun İdaresinin Âfetlerle Uyarılması
*Hasılı

***
FİRAVUN Ve GENEL ÖZELLİKLERİ
Mısır tarihinde yaygın ve bilinen anlamıyla ‘Firavun’ terimi ilk olarak M.Ö. on dördüncü yüzyılda 4. Amenhotep yönetimindeki yeni krallık döneminden itibaren kullanılmaya başlamıştır. Hz. Yusuf (aleyhisselâm) bu tarihten en az iki yüz yıl önce Hiksoslar döneminde yaşamıştı. [ http://www.islamicawareness.org/Quran/Contrad/External/josephdetail.html ]
- Firavun kelimesinin kullanımı Hiksoslar döneminin sona ermesinden itibaren söz konusudur.
- Firavun kelimesi başlangıçta “krallık sarayı” anlamına gelirken,yeni krallıktan itibaren (18. hanedandan başlar; M.Ö.1539–1292) bugün bilinen anlamda kullanılmış,yirmi ikinci sülale dönemine doğru ise (M.Ö.945–730) sadece bir saygı unvanı olmuştur. [Ana Britannica, Ana Yayıncılık,12/235.]
Kur’ân-ı Kerîm’de Hz.Yusuf dönemindeki Mısır yöneticisinden söz edilirken “hükümdar, kral, sultan” anlamlarına gelen “EL-MELİK” kelimesi, Hz. Musa dönemindeki Mısır yöneticisi içinse “FİRAVUN” kelimesi kullanılmaktadır ki,bu ayrım Kur’ân-ı Kerîm’in mucizevî yönlerinden sadece birisidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Firavun ile ilgili anlatımlar
Kur’ân-ı Kerîm’de Firavun ile ilgili anlatımlar, kısa bölümler hâlinde yirmi bir kadar sûrede yer alırken,
- A’râf (103–137),
- Yunus (75–90),
- Tâhâ (43–79),
- Şuarâ (11–68),
- Kasas (36–42)
- ve Mü’min (40/24–29) sûrelerinde ise ayrıntılı bir şekilde yer almaktadır.
- Firavun kelimesinin geçtiği âyet-i kerîmelerin sayısı ise yetmiş dörttür.
***
Örnek olarak Kasas (36–42) ve Mü’min (40/24–29) ayetlerini verip daha sonra kuranın rehberliğinde firavun ve firavun ruhluların özelliklerini izah etmeye gayret edeceğiz..
***
KASAS SÛRESİ [36–42]
36– Mûsa o açık belgelerimizle, mûcizelerimizle onlara geldiğinde:“Bu,” dediler, “Sırf uydurma bir sihir! Hem böylesi bir iddianın, peygamberlik dâvasının, önce yaşamış atalarımız zamanında bulunduğunu da işitmedik!”
37– Mûsa da: “Kimin Kendi tarafından hidâyet getirdiğini ve bu dünya hayatının sonunda hayırlı âkıbetin kime nasib olacağını Rabbim pek iyi biliyor. Şu bir gerçektir ki zalimler iflah olmazlar. Allah’ın cezasından kurtulamazlar.”
38– Firavun da dedi ki: “Ey benim danışmanlarım ve devlet adamlarım! Ben sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. Hâman! Haydi benim için tuğla ocağını tutuştur, balçığı pişir, fazlaca tuğla imal ettirip benim için öyle yüksek bir kule yap ki,belki de onun vasıtasıyla yükselip Mûsâ’nın (varlığını iddia ettiği) Tanrısını görürüm! Aslında, ben onun yalancının biri olduğu görüşündeyim ya (neyse!)”
***
Elmalılı M. Hamdi Yazır bu âyetin tefsirinde şöyle der:
“Firavun çok iyi bilirdi ki şu mahlûkatı yaratan kendisi değildir, kendisini de bir yaratan vardır. Fakat uluhiyetin yalnız Allah’ın olduğunu tanımıyor. Yaratmak ve yaratıcılık kavramlarına haksızlık ediyor. Hukuk ve yasama yetkisi kendi iradesinden ibaret imiş, hukuku kendisi koyarmış ve kendi dilediği gibi yaparmış,ne isterse o olurmuş, hükmünü ve idaresini bozacak üst bir makam ve kuvvet yokmuş gibi gösteriyor. Bu sebepten, insanlar onun idaresine boyun eğmekten başka bir şey tanımasın, hep onu sevsin, hep ondan korksun, hep ona kul olsun, ona tapsın istiyor, hem mâbudluk iddia ediyor, hem de sizin için benden başka ilahınız olduğunu bilmiyorum.” diye insaflı görünmek istiyor. Göklerin ve yerin Rabbi, sanki gökyüzünü araştırmakla görünmesi gereken bir cisim ve cismi varmış gibi zannettirerek halka karşı ilim ve fen yolunda bir oyun ve tuzak yapmak üzere kule yapmayı emrediyor.”
***
39– Böylece o ve orduları, haksız yere ülkede büyüklük tasladılar ve huzurumuza dönüp hesap vermeyeceklerini zannettiler.
40– Biz de kendisini de, ordularını da yakalarından tuttuğumuz gibi denize fırlatıverdik. İşte bak, zalimlerin sonunun ne olduğunu gör!
41– Onları insanları ateşe çağıran önderler yaptık. Bu dünyada halkı çalıştırıp desteklerini sağlasalar da,kıyamet günü en ufak bir yardım bile görmeyeceklerdir.
42– Bu dünyada arkalarına bir lânet taktık, kendilerine lânet yağdırılıyor. Kıyamette, o büyük duruşma gününde ise, en çok nefret edilenlerden olacaklardır.
***
Mü’min SÛRESİ [24–29]
23-24– Gerçekten Biz Mûsa’yı âyetlerimiz, mûcizelerimiz ve apaçık bir yetki ile Firavun’a, Hâman’a ve Kârun’a gönderdik de onlar:“Bu yalancı bir sihirbazdır!” dediler.
25– Mûsa onlara Bizim tarafımızdan gerçeği getirince,“Onun yanında bulunan müminlerin oğullarını öldürün, kızlarını ise hayatta bırakın!” dediler. Fakat kâfirlerin hile ve tuzakları boşa çıkar.
***
Hz. Mûsâ’nın doğumundan önce de Firavun böyle bir uygulama yaptırmış, bilâhere bu uygulamaya son vermişti. Fakat Hz.Mûsâ peygamber olarak gönderilince, öncekinin yerine geçen yeni Firavun da aynı endişelerden hareketle,tekrar erkek çocukları öldürtmeye başladı.
***
26– FİRAVUN: “Bırakın beni, şu Mûsâ’yı öldüreyim. O da varsın Rabbine yalvarsın, bakalım O kendisini kurtaracak mı? Zira bu gidişle onun,sizin dininizi değiştireceğinden veya ülkede anarşi çıkaracağından endişe ediyorum.” dedi.
***
Burada dinden maksat; Mısır toplumunun tuttuğu yol ve medeniyettir. Firavun aslında kendi SALTANATININ YIKILACAĞINDAN KORKTUĞU HALDE, birçok politikacı gibi, GÜYA halkı DÜŞÜNDÜĞÜ İÇİN, onlar namına Mûsâ’yı yok etmeye giriştiğini ileri sürüyordu.
***
27– Mûsâ da şöyle dedi:“Ben,âhirete, hesap gününe inanmayan her kibirli ve zorbadan benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a sığınırım.”
28-29– FİRAVUN hanedanından olup o zamana kadar iman ettiğini saklayan biri kalkıp şöyle dedi: “Ne o,siz bir insan ‘Rabbim Allah’tır!’ dedi diye kalkıp onu öldürecek misiniz? Halbuki o Rabbiniz tarafından açık belgeler ve mûcizeler de getirdi. Eğer yalan söylüyorsa, yalanı zaten kendi aleyhinedir. Ama şayet doğru söylemişse, en azından onun sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şu bir gerçektir ki Allah haddi aşan, yalancı kimseleri iflah etmez. Değerli halkım! Bugün hakimiyet sizindir, ülkede üstünlük sizdedir. Ama yarın Allah’ın azabı başımıza gelir çatarsa, söyler misiniz hangi kuvvet bizi kurtarabilir?” Buna karşılık Firavun: “Ben size sadece kendimce uygun bulduğum görüşü bildiriyor ve size tutulması gereken doğru yolu gösteriyorum” dedi.
***
“FİRAVUNUN SARAYINDAKİ MÜMİN” kıssası, Tevrat’ta ve Talmud’da yer almayan bir kıssa olup, İsrail tarihi ile ilgili olarak Kur’ân’ın dünya tarihine bir armağanıdır.
Bu zat hissiyattan uzak, tarafsız konuştuğu intibaını vermeğe ihtimam göstermekte ve münazarada insaf prensibini uygulamaktadır. Zira önce onun yalancı olma faraziyesini, sonra vadettiği her şey olmasa dahi, bir kısmının gelme ihtimalinin bile onları nasıl düşündürmesi gerektiğini anlatmak istemiştir.
Bu zat imanını belirtmeksizin müphem bir ifade ile şöyle demek istiyor:
“Sizler Mûsâ’nın DÜRÜST OLDUĞUNU TESPİT ETMEKLE BERABER YALANCILIKLA itham ediyorsunuz. Bu iki zıt vasıf bir arada bulunamaz. Şu halde insanlara bile yalan söylemeyen bir kimse, Allah’ın elçisi olmadığı halde hiç Allah adına yalan uydurur mu? ‘O, beni size elçi olarak gönderip şöyle şöyle dedi’ diyerek en müthiş, en tehlikeli yalanı söyler mi?”
Yahut muhataplarına şunu anlatmak istemektedir: “Siz haddi aşıp Mûsâ’yı öldürürseniz bilin ki Allah böyle yapanları asla iflah etmez!” Öyle anlaşılıyor ki Firavun, kabinesindeki bu zatın iman ettiğini fark etmemişti. Zira ona kızdığına dair bir alâmet zikredilmiyor. Bununla beraber, sözlerinin gereğini yapma cihetine de gitmiyor.
***
ÂYETLERİN REHBERLİĞİNDE FİRAVUNLARIN ÖZELLİKLERİ
Firavun ve melei Musa peygamber aracılığı ile gelen mucizeleri sihir diyerek inkâr etmişlerdir. Ancak bu inkârları ile de kalmamış,Musa (as) ve beraberindekileri ülkedeki yönetimi ele geçirmeye çalışmakla suçlamışlardır.
***
Soykırım ve Katliam Yaptırması
قَالَ سَنُقَتِّلُ أَبْنَاءهُمْ وَنَسْتَحْيِـي نِسَاءهُمْ وَإِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ
“Firavun dedi ki: Oğullarını taktîl ederiz, kadınlarını da sağ bırakırız ve hiç şüpheniz olmasın ki, biz onların üstünde kahir hükümranlarız.” (Kasas/4)
- Âyet-i kerîmede geçen “taktîl” kelimesi, aşırı katliam yapmak veya sık sık öldürmek anlamına gelmektir ki ‘katl’ ve ‘zebih’ kelimelerinden (Bakara/49; Kasas/4) daha kapsamlıdır.
- Bir mânâda soykırım demektir. Firavun’un en kötü yönlerinden birisi de budur.
- Firavun melei, bütün erkek çocukların öldürülmesi konusunda Firavunu teşvik etmiş,Hz. Musa’nın dünyaya geleceği sırada bir önceki Firavun döneminde İsrail oğullarının çoğalmamaları için yapılan bu uygulama,Hz.Musa’ya tâbi olanlara da uygulanarak, ikinci bir işkence ve katliam dönemi başlatılmıştır.
- Kur’ân-ı Kerîm’de bu durum: “Biz, hem sen bize gelmeden önce, hem de sen bize peygamber olarak geldikten sonra işkencelere maruz kaldık!” (Araf,129) şeklinde belirtilmektedir.
- Firavun ve meleinin, inanan insanlara karşı uygulamak istedikleri bu ikinci soykırım teşebbüslerine tam olarak ulaşamadıkları anlaşılmaktadır (Mümin/25).
***
Halka Korku Salması
فَمَا آمَنَ لِمُوسَى إِلاَّ ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِهِ عَلَى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِمْ أَنْ يَفْتِنَهُمْ وَإِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِفِينَ
“Firavun ve kavminin kendilerine işkence etmesinden korkuya düştükleri için kavminden bir grup gençten başka kimse Musa’ya iman etmedi. Çünkü Firavun yeryüzünde ululuk taslayan (bir diktatör) ve haddi aşanlardan idi.”(Yunus/83)
- Bir tehlike karşısında şiddetli heyecan ve dehşete kapılma haliyle ortaya çıkan duyu durumuna “korku” denmektedir.
- Bu duyu durumu,irade ve mantıkla kontrol altına alınamayan, insanın içini daraltan yakın bir tehdit hissidir.
- İşte azgın, haddini aşmış, küfürde oldukça ileri gitmiş, israfçı ve yücelik taslayan Firavun idaresindeki halk, inanç özgürlüğüne sahip olmadığı gibi aynı zamanda idareden de büyük bir korku ve endişe duymaktaydılar.
- Bu büyük korkunun neticesinde âyet-i kerîmede belirtildiği üzere Hz. Musa’ya (as) inananların sayısı oldukça az seviyede kalmıştır.Burada “zürriyet” kelimesi ile kastedilen,iman edenlerin sayısının az olduğunu belirtmektir.
- İbn Abbas: “Sayıca önemsiz bir topluluk ‘zürriyet’ lâfzıyla ifade edilir” demektedir.
- Hz. Musa’ya (a.s) İNANAN KİMSELERİN SAYICA AZ OLMALARININ SEBEBİ, Firavun’un kendisine muhalefet eden kimselere dehşetli işkenceler ve katliamlar uygulamasıdır.
- Firavun, uyguladığı bu cezalarla Hz.Musa’ya (as) inananları dinlerinden döndürmeye çalışmıştır.
***
İlâhlık İddia Etmesi
فَحَشَرَ فَنَادَى فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
“Adamlarını topladı ve onlara: ‘Sizin en yüce rabbiniz benim!’ dedi.” (Naziat, 79/23-24)
- Firavun, yaratıcıyı kabul etmeyen bir mülhit ve materyalistti. Bu yönüyle o âdeta aklını yitirmiş bir insan görünümündedir.
Firavun’a, “Ben sizin en büyük tanrınızım.” dedirten duygu,insanın içindeki yetkinlik ve yükselme isteğinin sapkın bir hâlidir. Çünkü gerçek yetkinlik ve yüksekliğe ancak mârifetullahta derinleşmek, rıza-i ilâhî yörüngeli yaşamak ve ilâhî ahlâka bezenmekle ulaşılabilir. Bunun dışındaki bütün benlik ve şeref iddiaları aslında bir sefalet ve düşüştür.
- Firavun, iddiasındaki gibi azametli ve cesur birisi de değildir. Tam tersine bütün müstebitler gibi oldukça korkak ve riyakârdır. Zor durumda kaldığında geri çekilmekte ve:
“Bana bu konuda ne emredersiniz?” (A’râf/110;Şuara/35) diyerek etrafındakilerden âdeta yardım dilenmektedir. “Siz ne düşünüyor, ne diyor, ne teklif ediyorsunuz?” yerine “Bana ne emrediyorsunuz?” demesi, yönetim ve işleri yürütme yetkisinin, danışma meclisinin elinde bulunduğunu itiraf etmek demektir. Bu da Firavun’un güttüğü dava açısından temel çelişkilerden birisidir.
- Demek oluyor ki Firavun, önemli bir olayın sıkıntısı altında kalınca,tanrılık davasını geçici olarak bir tarafa bırakıp, kulları saydığı adamlarından ve memurlarından meydana gelen topluluğa karşı “Ne emrediyorsunuz?” demektedir. [Yazır,4/93–94.]
***
Büyüden ve Büyücülerden Medet Umması
- Firavun, hastalık derecesinde kendisini tanrı konumunda gördüğü ve inandığı hâlde (Kasas/38; Şuara/29) büyücü rahiplerden medet ummuş,
- sadece yönetimde etkin olacakları vaadi ile değil ama aynı zamanda büyü yapmaları konusunda onlara baskı uygulayarak (Tâhâ/73) Hz. Musa’ya (a.s) karşı mücadeleye girişmiştir.
- Firavun ve melei, aslında büyücü rahiplere inanan kimseler değillerdi.
- Onlar için asıl önemli olan halkın Firavun’u ilâh şeklinde telakkisinin devamı idi (Şuara/40).
- Sihirbazları gayrete getirmek ve Hz. Musa (as) karşısında bu büyücülerin galip gelebilmelerini temin etmek için onlara idarede söz sahibi olacakları yalanını bile söylemiştir (Şuara/40,42).
Ancak yaptıkları büyülerin işe yaramadığını gören ve gözleri hakikate açılan rahipler, Hz. Musa’nın (as) getirdiği mucizelerin Allah katından olduğunu derhal anlamış ve iman etmişlerdir. Firavun bu defa iman eden sihirbazlara zulüm ve işkence yolunu seçmiştir.
قَالَ فِرْعَوْنُ آمَنْتُم بِهِ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّ هَـذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَا أَهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
“Firavun dedi ki: Demek siz, benden izin almadan ona iman ettiniz! Şüphe yok ki bu, yerleşik Kıpti zümresini yurtlarından sürmek için, sizin şehirde beraberce plânladığınız, gizli bir oyundur. Ama yakında bileceksiniz başınıza gelecekleri!” (A’râf/123)
- Allah’a ve Peygamber’ine iman edildiğinde haksızlık ve tahakküm yollarının kapanacağını gören Firavun, bu sözüyle kamuoyunu yanıltmak ve heyecan vermek için siyasî bir entrika çevirmektedir.
- Tamamıyla aleyhine sonuçlanan yarışmayı,kendi iddiasını ispat eden bir olaymış gibi göstermeye çalışmakta ve aslında kendisi bir nevi siyasî sihirbazlık ve şarlatanlık yapmaktadır.
- Böylece Hz.Musa’nın peygamberliğine olduğu gibi,onu tasdik eden sihirbazların imanları hakkında da yok yere şüpheler uydurup ortaya atmakta ve kamuoyunun zihnini bulandırmaktadır. [Elmalılı,4/97]
***
Din Konusunda Şüphe Yayması ve Ülke Bölünecek Propagandası
Firavun, sihri en iyi bilenler diyerek seçtiği kimselerin, büyük kalabalığın huzurunda Hz. Musa’nın (a.s) nübüvvetine iman ettiklerini görünce,bu durumun Hz.Musa’nın nübüvvetinin sıhhatine güçlü bir delil olacağı endişesini duymuştur. Kavminin,Hz.Musa’nın nübüvvetine inanmalarına engel olsun diye, o anda halkın kulağına iki çeşit şüphe atmaya çalışmıştır:
Attığı birinci şüphe, onun:
“Bu, hiç şüphesiz ki şehirde kurduğunuz bir tuzaktır.” şeklindeki sözüdür. Abdullah b. Mes’ud diyor ki: “Meydanda toplanıp karşılıklı yarışmaya girmeden önce Musa, sihirbazların liderine: “Eğer ben sana galip gelecek olursam bana iman eder ve getirdiğim dinin hak olduğuna şahitlik eder misin?” diye sormuş, sihirbazların lideri ise: “Yemin olsun, yarın öyle bir sihir yapacağım ki,hiçbir sihir ona galip gelemez. Şayet sen bana galip gelecek olursan ben sana iman edeceğim ve getirdiğinin hak olduğuna şahitlik edeceğim.” demiştir. Bu konuşmayı gözlemiş olan Firavun,daha sonra bu konuşmayı çarptırarak: “Bu sizin kurduğunuz bir tuzaktır.” demiş ve böylece halkın arasına Hz. Musa’nın (a.s) peygamberliği ile ilgili şüphe yaymak istemiştir. [Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi,Taberi Tefsiri,Hisar Yayınevi,4/97–98.]
- Yaymaya çalıştığı ikinci şüphe ise Hz.Musa (a.s) ile sihirbazların maksatlarının, güya aralarındaki anlaşmaya göre,hâkim unsurların ülkeden çıkarılacağını, rejimin değiştirileceğini ve hâkimiyetlerinin sona erdirileceğini öne sürmek olmuştur.
***
Halkı Gruplara ve Hiziplere Ayırması
Firavun, hem zulmedebilmek hem de zulme dayalı saltanatını devam ettirebilmek için, halkı birbirine yakın veya zıt çeşitli grup ve hiziplere ayırmaktaydı. Böylece toplumdaki muhalefet duygusunu, bu hizipler ve gruplar arasındaki sürtüşmelere kanalize etmekte, neticede o toplumdaki mevcut muhalefet potansiyelini, birbirlerine vuruşturarak pasif hâle getirmekteydi.
Kur’ân-ı Kerîm bu hususa şöyle işaret etmektedir:
إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلاَ فِي الْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَاءَهُمْ وَيَسْتَحْيِي نِسَاءَهُمْ إِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ
“Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli sınıflara bölmüştü. Onlardan güçsüzleştirdiği sınıfın oğullarını boğazlıyor,kızlarını ise sağ bırakıyordu. Firavun kesin bir şekilde çokça fesat çıkaran bozgunculardandı.”(Kasas/4)
***
Halkını Küçümsemesi
فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَأَطَاعُوهُ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
“Firavun halkını küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan iyice çıkmış bir toplum idi.” (Zuhruf/54)
- Firavun, kendisini diğer insanlardan daha farklı, daha üstün ve önemli biri olarak görmekte, kendisini en başarılı, en güzel, en zeki olarak değerlendirmekteydi.
- Fakat ondaki bu büyüklük duygusu özgüven taşıyan bir büyüklük duygusu değildi. Sürekli dışarıdan onay görme beklentisindeydi ve oldukça da kırılgandı.
- Fakat bu kırılganlığının, kendindeki büyüklük duygusuna olan güveninin azlığından kaynaklandığını görememekteydi. Kırılganlığına,sürekli başkalarını suçlama ve aşağılama duygusu eşlik etmekteydi.
- Bu yönü ile Firavun’da narsistik kişilik bozukluğu yani büyüklenmecilik ve üstünlük duygusu, halkı küçümseme, aşağılama ve değersiz görme şeklinde tezahür etmektedir.
***
Sahte İlâhlar İdeolojisi Üretmesi
وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ أَتَذَرُ مُوسَى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَيَذَرَكَ وَآلِهَتَكَ
“Firavun’un halkının melei: ‘Ne yapıyorsun,seni ve senin tanrılarını terk etsinler, ülkede bozgunculuk yapsınlar diye Musa ile inananlarını kendi hallerine mi bırakacaksın?’ dediler.” (A’râf/127)
- Burada “seni ve ilâhlarını” denilmesinde Firavun’un taptığı bir takım mabutlar varmış gibi anlaşılabilir.
- Hâlbuki Firavun kendisinden üstün bir ilâh kabul etmiyor, “Ben sizin en büyük Rabbinizim” diyordu (Nâziât/24).
- Bu durumda “senin ilâhların” sözü “senin taptığın,senin ibadet ettiğin mabutların” demek değil, “senin hoşlanıp, kabul ettiğin, tapılsın diye izin verdiğin mabutlar” anlamında kullanılmış demektir.
- Bu da Firavun’un halkın itikadını bozmak için bir takım sahte mabutlar oluşturduğunu ortaya koymaktadır.
***
Mucizelerle Alay Etmesi
فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِآيَاتِنَا إِذَا هُمْ مِنْهَا يَضْحَكُونَ
“Musa, âyetlerimizle onlara gidince onlar alay edip gülmeye koyuldular” (Zuhruf, 43/46–47) âyet-i kerîmesinin mantuk ve mefhumunca,hakikatleri küçümsemek veya onlarla alay etmek, Firavun’un kendisini yüceltmek için kullandığı zalimce bir yöntemdir. Bu tür davranış gösterenlerin maksadı, diğer insanlara göre üstün niteliklere sahip olduklarını vurgulamaktır.
Günümüzde de Allah’ın kudretini ve yaratma mucizesini, canlı ve cansız varlıklardaki büyük düzeni, kâinatta akılları durduran dengeyi tesadüf olarak değerlendirip göz ardı edenler, Firavun’un, Hz.Musa’nın (a.s) mucizelerine sihir diyerek inkâra sapmasındaki benzer bir tavrı sergilemiş olmaktadırlar.
***
Devasa Tapınaklar ve Dikilitaşlar Yaptırması
Allah (celle celâlühü) , bundan binlerce sene önce Mısır’ın yönetiminde diktatör olarak söz sahibi olan Firavun’un karakteristik özelliklerinden birisinin وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ / zi’l-evtâd” (Fecr, 89/10) olduğunu belirtmektedir.
- Bu âyet-i kerîmede yer alan “evtâd” kelimesi değişmeceli olarak izzet ve hâkimiyet, Firavun’un insanlara azap etmek için yaptırdığı bir düzenek, Firavun’un ordusu, Firavun’un kalabalık cemaati gibi mânâlarda anlaşılmıştır. [Râzi,19/41.]
- Ancak bilindiği üzere Firavun idaresinin en belirgin özelliklerinden birisi de kutsallaştırmaya çalıştıkları kendi mezarları yani piramitlerdir.
- Bu piramitlerin yanı sıra, yukarıya doğru incelerek yükselen ve tepesinde küçük birer piramit örneği bulunan dikilitaşlar da şehirlere Firavunların hâkimiyet alâmeti olarak dikilmiştir.
Bütün bu açılardan bakıldığında, âyet-i kerîmede yer alan “zi’l-evtâd” tabiri, diğer anlam tabakalarının yanında -Allahu a’lem- “piramitler ve dikilitaşlar sahibi” şeklinde de anlaşılabilir.
***
Gayet Yüksek Kule Yaptırması
Kur’ân-ı Kerîm’de Kasas ve Mü’min sûrelerinde Firavun, yardımcısı Haman’a şöyle demektedir:
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ مَا عَلِمْتُ لَكُم مِنْ إِلَهٍ غَيْرِي فَأَوْقِدْ لِي يَا هَامَانُ عَلَى الطِّينِ فَاجْعَل لِي صَرْحاً لَعَلِّي أَطَّلِعُ إِلَى إِلَهِ مُوسَى وَإِنِّي لَأَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبِين
“Firavun dedi ki: ‘Ey benim danışmanlarım ve devlet adamlarım! Ben sizin benden başka bir ilâhınız olduğunu bilmiyorum. Hâmân! Haydi,benim için tuğla ocağını tutuştur,balçığı pişir, fazlaca tuğla imal ettirip benim için öyle yüksek bir kule yap ki,belki de onun vasıtasıyla yükselip Musa’nın (varlığını iddia ettiği) Tanrısını görürüm! Aslında,ben onun yalancının biri olduğu görüşündeyim!” (Kasas/38)
- Kur’ân-ı Kerîm’in anlattığı bu kule yakın zamana kadar bulunamamıştı. Ancak 1984 yılında, İskenderiye limanının birkaç yüz metre açığında yer alan ve ağırlıkları 10 ile 75 ton arasında değişen pembe granitten dev bloklar tespit edilmiştir.
- Bir Mısır bilimci olan Jean Pierre Corteggiani’ye göre, bu dev granit bloklar İskenderiye Feneri’ne aittir.
- Ayrıca Ranke tarafından hazırlanan Dictionary of Personal Names of the New Kingdom adlı Mısır isimleri sözlüğünde, Hâmân’ın,Taş Ocakları İşçilerinin Şefi olduğu kayıtlıdır. {Hermann Ranke, Die Ägyptischen Personennamen,Verzeichnis der Namen,Verlag Von J.J.Augustin in Glückstadt, Band I,1935,Band II,1952.}
- Hiyerogliflerde Hâmân’ın isminin yanındaki ayıraç ise onun Firavun’un yardımcısı olduğunu göstermektedir. Çünkü Mısırlılar, kelimeleri çok özel bir durum olmadıkça hep bitişik yazmaktaydılar.
- Bu hiyerogliflerin okunabilmesi, Kur’ân’da açıklandığı gibi Hâmân’ın Eski Mısır’da yaşadığını ve Firavuna yapılar inşa eden bir kişi olduğu ortaya çıkarmıştır.
***
Firavun İdaresinin Âfetlerle Uyarılması
Allah (cc) Firavun hanedanı düşünüp ibret alsın diye, onları senelerce kuraklık, kıtlık, tufan, çekirge, kan, haşerat, kurbağa istilası ve ürün azlığı ile cezalandırmıştır. Ancak yine de Firavun hanedanı ve melei inkârlarında inat edip büyüklük taslamaya devam etmiş, sıkıntıların tek sebebi olarak inananları görmüş ve onları uğursuzlukla suçlamışlardır. Ancak ilginç bir şekilde Firavun ve melei her sıkıntıda Hz.Musa’ya (as) müracaat ederek, üzerlerindeki maddî ve mânevî felâketleri gidermesi için Allah’a dua etmesini istemişlerdir. Bununla kalmamış,maruz oldukları felaket şayet uzaklaşır ve refaha kavuşurlarsa inananlardan olacaklarına da söz vermişlerdir. Ancak her defasında sözlerinden dönmüşler, arkasından da yok edilmişlerdir (A’râf/130–136).
Firavun ve hanedanının bu yok oluşu Orta Krallık döneminin sonlarına ait bir papirüste [Hâşiye] açlık, kuraklık, kölelerin Mısırlıların servetleriyle kaçışı ve ülke çapındaki ölümler şeklinde tasvir edilmektedir. Bu papirüs,Mısır sosyetesinin ölümünü,Firavun’un yıkılışını ve Allah’a isyanları karşılığında başlarına gelmiş felâketleri anlatan anlamlı bir el yazmasıdır. [ http://ohr.edu/yhiy/article.php/838 ]
[Hâşiye] [Mısır’da, 19. yüzyılın başlarında bulunan bu papirüs,Hollanda’daki Leiden Müzesi’ne götürülmüş ve A.H.Gardiner tarafından 1909’da tercüme edilmiştir.Papirüsün tamamı “Admonitions of an Egyptian from a Heiratic Papyrus in Leiden (Leiden’deki Papirüste Bir Mısırlının Nasihatleri)” adlı kitapta yer almaktadır]
Horlanan, aşağılanan ve ezilen insanlar ise bu sabırlarına karşılık Allah’ın bereketlerle donattığı Mısır coğrafyasının doğularına ve batılarına vâris kılınmışlardır (A’râf/137).
***
Hasılı
- Kur’ân-ı Kerîm’deki tasvirlerin genel hatları arasında görebildiğimiz kadarı ile Firavun, ilâhlık iddiasında bulunan bir şaşkın,kendisinden başka tanrı olup olmadığını anlamak için gayet yüksek kule yaptıracak kadar da marazi ruha sahip bir sapkındır.
- O, halkını küçümseyerek zayıfları ezen, gerçeklerden uzak yaşayan bir kraldır.
- FİRAVUN portresinin en temel özelliği ise Allah’ın kâinattaki hâkimiyetini reddetmesidir.
- FİRAVUN’un ilâhlık ve rablik iddiası,kendisinden başka itaat edilecek,kanun koyacak,yönetecek güç tanımadığını göstermektedir.
- FİRAVUN ve HANEDANI, kendilerini mülkün tek hâkimi saymışlardır. Böylece küçük bir azınlık servet içinde yüzerken, halkın büyük çoğunluğu köleleştirilmiş, açlık ve sefalet içinde bırakılmışlardır.
Âyet-i kerîmelerin, Firavun’u fert olarak ele almaktan çok, Firavun ailesi (âl-i Fir’avn), avenesi (mele’), kavmi ve askerleri (cünûd) şeklinde erkânıyla birlikte zikretmesi, Firavun’u tek bir kişi olmaktan daha çok zalim bir zihniyet, karanlık bir odak ve dehşetli bir merkez olarak işaretlemektedir denilebilir.
Kur’ân’da en az altı sûrede ayrıntılı olarak yer alan Hz.Musa (as) ile Firavun kıssasında pek çok hikmetler bulunmakla birlikte, bu yazıda oldukça sınırlı sayılabilecek özelliklere değinebildik.
Bu kıssalar ve tekrarlarında Firavun ve cemiyetinin haksız bir şekilde büyüklenmeleri, mucizeleri gördüklerinde “sihirdir” demeleri, halkın Firavun ve cemiyetinden korkması, Firavun ve meleinin ziynet ve servet içerisinde yüzmeleri gibi hususlar işlenmektedir.
- Firavunlar, düz Mısır coğrafyasında kendi hükümranlık alâmetleri olarak gayet yüksek ve büyük piramitler inşa ettirmiş, yekpare dikilitaşlar yaptırmışlardır. İsrail oğullarının maruz kaldıkları işkenceler ve onlardaki müthiş ölüm korkuları da bu sûrelerde yer alan konulardır.
- İstifade edilen Kaynaklar
- *Hak Dîni Kuran Dili tefsiri
- *KUR’AN-I HAKÎM’İN AÇIKLAMALI MEALİ
- *Yeni Ümit Dergisi