Bayezid-i Bistâmî devrinde, ibadet, keşif ve kerâmet sahibi binlerce veli yaşıyordu. Bununla beraber, “asrın kutbu” ümmî bir demirciydi. Bunu öğrenen Bayezid Hazretleri onu görmeye gitti. Demirci her zamanki gibi örsün başında demir dövüyordu. Bayezid Hazretleri selâm verdi. Demirci selâmını büyük bir sevinçle aldı, ellerine sarıldı ve ondan dua istedi. Anlaşılan kendi makamından habersizdi. Bayezid (kuddise sirruhu), tebessüm ederek,
– Asıl ben sizin duanıza muhtacım. Ellerinizden öpeyim de siz bana dua buyurun, dedi.
– Ben kim, sizin gibi bir âlime dua kim, diye cevap verdi demirci şaşkınlıkla. Hem ben size dua etsem de benim içimdeki dert hafiflemeyecek.
– Sizin derdiniz nedir? Söylerseniz belki bir çare ararız. Demirci hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Gözyaşları arasında,
– Yarın kıyamet gününde insanların hâli ne olacak? Sürekli bunu düşünmekten, buna yanmaktan kendimi alamıyorum, dedi.
Bu sözleri duyunca Bayezid-i Bistâmî de ağlamaya başladı. O anda içinden bir ses duydu: “Ey Bayezid! Bu demirci ‘nefsim’ diyenlerden değil, ‘ümmetim’ diyenlerdendir.” deniliyordu. Kutupluk makamının niçin böyle bir zata verildiğini anlamış oldu.
– Ey kardeşim, dedi, insanlar azap çekerse sana ne?
– Ey üstad! Cehennemliklerin bütün azabını bana verseler ve onları bağışlasalar ben derdimden kurtulur, saadete ererim.
İlmiyle amel eden ve âdeta Resûlullah Efendimizin mübarek kalplerine doğrudan bağlı olan bu büyük insana Bayezid-i Bestami ders vererek bilmediklerini öğretti.
Nefsini kurtarmak için çalışan bir sofiden, bir gramer ilmi olan nahiv dersini veren kişi bile daha efdal tutulmuştur. Bediüzzaman da “Milletimin imanını selâmette görürsem cehennemin alevleri içerisinde yanmaya razıyım.” diyordu. Bu ifadeler, Efendimiz gibi insanlığın ıslahına kilitlenmiş insanların soluklarıdır ve onlar için Allah’ın bilinmesi her şeydir.
Pırlanta Müellifi Kırık Testi-1 adlı eserinde “Mukaddes Vazife” adlı bölümde İnsanlığa İslamı anlatma ve anlatmanın heyecanını-Izdırabını duyma ile ilgili ızdırabını bizimle şu ifadelerle paylaşıyor:
“Bugün Allah rızası için yapılacak dünyalar kıymetinde bir iş var. Öyle bir iş ki, dünyevî cihetle bin defa İstanbul’un fethine takaddüm eder; gavsiyetten, kutbiyetten çok önce gelir. Bu iş, O’nun âleme tanıtılması, Hz. Muhammed aleyhisselâmın muhtaç ruhlara duyurulmasıdır. Öyleyse, bırakalım büyük iddiaları, boş lafları da bu vazifeyi yapmaya çalışalım. Dinimizi doğru bir şekilde başkalarına duyurma yolları arayıp bulalım. Allah’ın bize nasip ettiği bu eşsiz hakikatleri çocuğuyla-genciyle, kadınıyla erkeğiyle bütün dünyaya birden nasıl duyurabiliriz, bunun derdiyle dertlenelim. Onun için, “En önemli mesele, Müslümanlarda yeniden, bir kere daha İslâmî heyecan uyarmaktır.” dedim. Kendilerini unutacak ve sadece beşerin ebedî saadetini düşünecek kadar, bir kere daha dinî heyecan uyarmak… Zaten sadece nefsimiz için yaşıyor ve kendimizi hatırlıyorsak, hatırlanması gerekli olanı hatırlayamayız. Bizi mahveden de yalnızca kendi nefsini düşünen insanların kabalıkları değil midir?”