•18.Bölüm

Bu Bölümde On Fasıl Vardır

BİRİNCİ FASIL

Muhyiddîn İbn Arabî (k.s.) Hazretlerinin Haftalık Gündüz Virdleri

Pazar Günü Virdi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Varlığı başlatıp var olmaya açan Allah’ın yüce namıyla. Hamd olsun, mevcûdâtı varlık sahnesine çıkarıp her birisine hâricî vücut urbası giydiren Allah’a. Allah’tan başka bir ilah yoktur. O’nun tevhîdi, bütün keşif ve müşahedelerden mücerred olarak, mutlak anlamıyla nezd-i ulûhiyette ne ifade ediyorsa öyledir. Büyük Allah’tır. Her söz, emir ve varlık O’nunla başlamış ve yine O’na dönecektir. Allah Sübhan’dır; O’ndan başka ne bir meşhûd, ne de bir ma’bûd vardır. Her türlü tarifi ifade eden harfler var olmadan önce, O nasıl biricik Vâhid ü Ehad ise, her zaman öyle Vâhid ve Ehad’dir. Her bir şeyde, O’nun, varlığı Kendinden yegâne mevcûd olduğuna delalet eden apaçık bir âyet vardır. O’nun sırrı, Zâtını idrak ve ihatadan gizlemiş, men etmiştir.

لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ (Gerçek güç ve kuvvet, ululuk ve azamet tahtının yegâne sultanı Allah’a aittir.”) hakikati gayb ve ihsan hazinelerinden kale gibi sağlam bir hazinedir. Ben de her hayrın nüzûlünü o hazineden ister, her şerri onunla defeder ve bütün kapalı kapıları o hazinedeki anahtarlarla açarım. Olmuş ve olacak her işte, her ikram ve ihsanının inişinde, O’nun her tenezzülünde, her hâl ve makamda ve nüzûl eden her havâtırda, her vâridde ve sâdır olan her şeyde ve hem de O’ndan bize nüzûl eden teveccühler, bizden de O’na yönelen talep, istek, dua ve niyazlarda biz hep O’na aidiz ve yine her zaman O’na döneriz. Her an O’nun Kayyûmiyeti ile var olur ve varlığımızı sürdürürüz. Her şeye kendisini tercih ettiğimiz, her talebimizde öncellikle onu istediğimiz ve yine her şeyde yegâne emel ve maksûdumuz yalnız O’dur. İlham O’ndan gelir. Anlayışı O verir. Varlığı kendinden Hakîkî Mevcûd yalnızca O’dur. Dolayısıyla O’nun varlığını inkâr ne mümkün! O, perdeleri kaldırdığında öyle zâhir ve münkeşif olur ki, şiddet-i zuhurundan, başka hiçbir varlık görünmez. Kendisini gizlediğinde de görünen her şey de mâsivadır. İşte o zaman Kendinden başka her şeyle Kendini perdelemiş olur. O, ehadiyet mertebesinde gizlilerden gizli Ma’bûd’dur. Vâhidiyet mertebesinde ise ayanlardan ayan bir zâhirdir. Her varlık O’nunla var olur, varlığını yalnız O’ndan alır. Hiçbir şeyin zâtî varlığı yoktur; hakikatte her şey ma’dûm ve mefkûddur. O, her varoluştan önce ve sonra, Evvel ü Âhir ve Zâhir u Bâtın’dır. En geniş ihata O’na aittir. En câmi’ hakikatler de O’ndadır. Kayyûmiyet sırrı, daimî mülk, nâfiz hüküm de yine O’na aittir. Her türlü senaya layık şeref ve kerem sahibi yalnız O’dur. Esasında O, bütün hamd ü sena mülahazalarının ötesinde, Zât-ı Ehadiyyet-i Sırfesini nasıl sena ediyorsa öyledir. Övgüye layık olan da, övülen de sadece O’dur. Zâtı itibariyle Ehad ve eşsiz, esmâ ve sıfâtı itibariyle de Vâhid ve benzersizdir. O, küllî-cüz’î her şeyi bilir. Üst ve altta her şeyi, dahası bütün üst ve alt mülahazalarını ihata eder. Bütün yüzler her cihetten O’na yönelir ve O’na râm olur.

Ey her şeyi ihata edip kuşatan, verdiği atâsını engelleyecek hiçbir kimse ve hiçbir merci bulunmayan, nezdindeki hazineler asla tükenmeyen, lütuf ve ihsanları bütün varlığı baştan başa saran Yüce Allahım! Bütün hazinelerinin kapılarını ve remizli sırlarının hakikatlerini bana da aç. Teveccüh edip yöneldiğim sadece Sen ol. ALLAH’IM! Gören gözüm ol ve gördüğüm her şeyi Seninle gördür. Bana ait her şeyi, bütün vasıflarımı, Senin tecellî nurlarınla gizle ve yok et. Öyle et ki, bende bana râcî hiçbir şey kalmasın ve ben her şeyimle sadece Sana yönelmiş olayım.

İKİNCİ FASIL

Bana her zaman rahmet, inayet, hıfz, riayet, ihtisas ve vilayet nazarıyla bak. Beni hususî seralarına al ve yüce dostluğuna mazhar kıl. Kıl ki, hiçbir şey perde olup Seni rü’yetten beni alıkoyamasın. Her şeyde nazarından bana lutfettiğin nazarla Sana bakabilmeyi lutfet. Beni tecellilerini almaya hazır ve istidatlı kıl. Yeryüzünde matmah-ı nazarın kıldığın, fazlını, ihsan ve ikramını onlara verdiğin ve onlar üzerinden varlığa yaydığın velî ve insan-ı kâmil kullarından eyle. Ey kullarının acz ü fakrı muhakkak, Kendisinin ise istiğnası mutlak olan! Ey her şeyden müstağni ve her şey Kendisine muhtaç bulunan! Ey her şeyin dizgini elinde olan ve her şey Kendisine rücû eden! Ey künhünü ve mahiyet-i ulûhiyetini Kendinden başka hiç kimse bihakkın bilemeyen, Kendi varlığına en büyük delil yine Kendisinden istidlâl edilen, vücudu mutlak, varlığı Kendinden olan yegâne varlık! Ey faydaları kullarına dönsün diye salih amelleri onlara musahhar kılan! Ey Kendisinden başka hiçbir maksadım olmayan ve cömertlik ve hayrından başka hiçbir şey bana kâfi gelmeyen! Ey istenilenin çok ötesinde cömert olan! Ey istemeden ihsanda bulunan! Ey bir isteği olanlar varıp huzurunda duran! Ey her işinde kâdir ve galip olan! Ey her kuluna ihsanda bulunan ve dilediğinde geri alan! Ben bir talebin derdine düştüğümde, her hâl ü kârda kendimi Sana kul olarak bulurum. Ey Mevlâm, benim velim ol; ol ki Sen beni benden daha iyi gözetirsin.

ALLAH’IM! Sen her türlü yönelişin verasındayken, ben Sana nasıl yönelirim ki! Talep uzaklığın ta kendisi ve her talep aynı zamanda bir uzaklık ifadesi iken Seni nasıl talep edebilirim ki! Yakın ve hâzır olan bir şey talep edilir mi! Ayrıca kendini ve hedefini kaybetmiş, hayret içerisindeki birinin yönelişinden bahsedilebilir mi! Talep sadece Sana ulaştırır ve her yöneliş ancak Sana olunca doğru bir anlam kazanır. ALLAH’IM! Senin zâhirî tecellîlerine asla ulaşılamaz ve idrak edilemez. Senin esrârının şifreleri katiyen çözülemez. Çözülüp esrârına vâkıf olunamaz. Mevcut kendisini kimin yaratıp icat ettiğini bilebilir, kul da ibadette bulunduğu Zâtın hakikatine ulaşabilir mi! Talep, kast, kurb, bu’d… bütün bunlar kula ait sıfatlardır. Öyleyse kul, zâtında müteâl ve münezzeh olan hakkında bu sıfatlarla neyi idrak edebilir ki! Mutlak izzet karşısında, her mahlûk bu Kenz-i Mahfî’yi idrak hususunda mutlak bir acziyet mahallindedir ve o acziyetten kurtulması katiyen mümkün değildir. Sen gizlilerden gizli ve bilinemez bir bâtın olduğun halde ben Seni nasıl bilebilirim ki! Öte yandan Sen her şeyde zâhir iken Seni bilmemem nasıl mümkün olur ki! Ehadiyet mertebesinde bana ait bir vücut yokken Senin birliğini nasıl itiraf etmem ki! Ayrıca tevhid ubûdiyetin sırrı olduğu halde onu hiç itiraf etmem mi! SÜBHANSIN ya Rab, Senden başka ilah yok. Senin birliğini Senden başka hakkıyla takdir edecek de yok. Sen ezel-ebed şeridinde nasılsan öylesin. Gerçekte Senin mahiyet-i nefsü’l-emriyene muvafık bir tevhide Senden başka hiçbir kimse güç yetiremez. Seni tafsilde hakkıyla bilen olmadığı gibi bi’l-cümle de Senden başka kimse bilemez. Sen gizlendiğinde de, ortaya çıktığında da Kendinden gizli kalmazsın. Ortaya çıktığında yine başkası için zâhir olmazsın. Sen ne isen O’sun. Senden başka ilah yok. Evvel Âhir, Âhir de Evvel iken bu hâl hakikatiyle nasıl çözülebilir ve anlaşılabilir ki! Ey işi mübhem, sırrı da gizlilerden gizli kılan, kılıp da hayret yok iken hayrete düşüren! EY ALLAH’IM! Senden ehadiyet sırrının inkişafını, ubûdiyetin hakikatini diliyor ve rubûbiyetinin şanına yakışır bir kıyam ve duruş istiyorum. Ben hakikatte ma’dûm iken sonradan Senin vücut vermenle var oldum. Oysa Sen, Gerçek Mevcûd, Bâkî, Hayy, Kayyûm, Kadîm, Ezelî, Âlim ve Ma’lûm’sun.

ÜÇÜNCÜ FASIL

Ey Kendisini mahiyet-i nefsü’l-emriyesi ile Kendinden başka hiç kimse bilemeyen ve Kendi varlığına en büyük delil yine Kendisinden istidlâl edilen yegâne varlık! Ben benden Sana kaçıp bütün varlığımla Senin maiyyetine ermek istiyorum. Ta ki, varlığım Seni müşahedeme perde ve hicap olmasın. Ey biricik Maksûd ve Ma’bûdum! Seni bulduktan sonra neyi kaybetmiş, Seni bildikten sonra neyi bilmemiş olurum ki! Seni müşahede ettikten sonra daha başka neye yönelirim ki! Sende fâni, Seninle bâkîyim. Meşhûdum Sensin. Bizzat şehadet ettiğin ve ferman buyurduğun gibi Senden başka bir ilah yoktur.

قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌۚ ۝ اَللهُ الصَّمَدُۚ ۝ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ۝ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ 

Meal: “De ki, O, Allah’tır, gerçek ilahtır ve birdir. Allah Samed’dir. Ne doğurmuş, ne de doğurulmuştur. Ne de herhangi bir şey O’na denk olmuştur.”

ALLAH’IM! Hem icat hem de vücutta ilk olan, kevn ü mekanda şâhit ve meşhût her şeyin fatihi, şu meşher-i âlemin ille-i gayesi, zâhir olanın zâhirliğinin, gizli olanın da gizli kalışının sebebi, varoluşun gerçek gayesi, varlık âleminde öncelik kabzası, mukaddes ve yüce ruh, parlak ve ekmel nur, Ma’bûd’un huzurunda ubûdiyetle kâim, rûhâniyetinden ruhuma feyiz akıtılan ve nuraniyetinin şuaları kalbimin kandilini tutuşturan, en büyük ve mükerrem Resûl, en yakın ve en mesut velî Hazreti Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) ve O’nun esrârının hazineleri, envârının matlaı ve hakikatlerinin mahzeni, mahlûkâtın irşat rehberi, kendilerine iktida edenlerin hidayet yıldızları olan âl ve ashâbına kıyamet gününe kadar salât ve selâm eyle.

Pazartesi Günü Virdi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

ALLAH’IM! Senden nur, hidayet ve iktidâda edep diliyorum. Nefsimin şerrinden ve beni Senden alıkoyan her şeyin şerrinden de yine Sana sığınıyorum. Senden başka bir ilah yoktur. ALLAH’IM! Nefsimi şüphelerden, ahlâk-ı seyyieden, nefsânî hazlardan ve gafletten arındır ve beni her hâlimde Sana itaat eden bir kul eyle.

Ey Alîm (عَلِيمُ) , bana ilminden öğret. Ey Hakîm (حَكِيمُ) , beni hikmetlerinle te’yîd et. Ey Semî(سَمِيعُ) , bana Kendinden duyur. Ey Basîr (بَصِيرُ) , bana nimetlerini göster. Ey Habîr (خَبِيرُ) , bana nezdinden anlayış lutfet. Ey Hayy (حَـيُّ) , beni zikrinle dirilt. Ey Mürîd (مُرِيدُ) , menn ü kudret ve azametinle irademi kayıtlardan arındır. Arındır ki, Sen hiç şüphesiz her şeye gücü yeten bir Kudreti Sonsuz’sun. ALLAH’IM! Her şeyi tedbîr eden Lâhûtiyetinden, musahhar kılınmış nâsûtiyeti ve netice veren fiili diliyor ve tesirli, küllî, mücmeli ve mufassalı takdirde kuşatıcı bir ihata istiyorum. Senin idrak edilemeyen fakat aynı zamanda da vazgeçilemeyen Zâtın, maiyyet tevehhüm edenlerin şirke düşeceği ehadiyetin ve ezeliyetinde Seninle beraber başka bir varlık olduğu zannına kapılanların bühtanda bulunmuş ve ihlas dairesinden ayrılmış olacağı ihatan hakkı için istiyorum. Ey kıdemine yakışmayan şeyler Kendisinden tenzîh edilen! Ey ihata ve azametiyle her şeye kâdir bulunan! Ey nûrânî olan varlığı zulmetli ademden ortaya çıkaran! Ey kalemine ezelî ilminden bahşettikleriyle felekleri tasvir eden! Ey hikmet sırlarıyla, hükümlerini değişik şekillerde ortaya koyan! Uzak olanın yakın bulunandan istemesi gibi Sana nida ediyorum. Sevenin sevdiğini talep etmesi gibi Seni istiyorum. Izdırar içinde kıvranan bir muzdarrın, icabet edeceğine katiyen inandığı birisine el açması gibi Sana yalvarıyorum. ALLAH’IM! Senden gayb perdelerini kaldırmanı ve vehim bağlarını çözmeni diliyorum. ALLAH’IM! Varlığı kendinden olan hayatınla bizi de, fâni hayatlarımızı bâkîleştirmeye muvaffak kıl. Yine bizi malum olan her şeyin esrârını muhît olan bir ilimle bizi serfiraz eyle. Nihayetsiz kudretinle Cennet ve Arş hazinelerini bize de aç ve Yüce Zâtını bilip tanımaya bizi muvaffak kıl. Sıfât nurlarınla beni erit. Ve lütfunla beni bütün kayıtlardan halâs eyle.

DÖRDÜNCÜ FASIL

Sübhansın Allahım, bütün eksik sıfatlardan münezzehsin. Sonradan var edilen mevcûdâtın özelliklerinden ve noksanlıkla ma’lûl vasıflarından berîsin. Öyle yüce ve paksın ki, ne bir kimse zemme kalkışabilir ne de bu hakikati redd ü inkâra bir yol bulabilir. Sübhansın; Sana Senin rızan dışındaki yollarla ulaşmak isteyenleri aciz bırakırsın. Sübhansın; Seni Senden başka hakkıyla hiçbir kimse bilemez. Sübhansın Allahım; müteâl ve aşkın olmanla beraber yakınlardan daha yakınsın! ALLAH’IM! Bana da sena urbası ve izzet ridası giydir. Celâl ve mecd/şeref tâcıyla taçlandır. Beni beşeriyetime ait bütün hezl, ciddiyet, adediyet, haddiyet, zıddiyet ve nakziyet kayıtlarından tamamıyla tecrid et. İLÂHÎ! Sende yok olmam gerçek varlığa ermemdir. Senin gerçek varlığında beni eriterek bendeki varlık tevehhümünü izale et ve beni bende fâni kılarak darlık ve dağınıklığımı gider.

ALLAH’IM! Senden başka bir ilah yoktur ve Sen bir misli bulunmaktan münezzehsin. Senden başka bir ilah yoktur ve Sen bir nazîri bulunmaktan müteâlsin. Senden başka bir ilah yoktur ve Sen bir vezir ve müşîrden müstağnisin. Senden başka bir ilah yoktur ey Muğîs (مُغِيثُ) , ey Ehad (أَحَدُ) ve ey Samed! (صَمَدُ)  Senden başka bir ilah yoktur; vücud Seninle, Senin tutmanla ayakta durur ve alınlar sadece Sana karşı secdeye durur. Gerçek Ma’bûd yalnız ve yalnız Sensin. Kendimden, nefsimden Sana sığınıyorum. Senden bendeki benlik sıfatlarını izâle eylemeni diliyorum. Senden uzaklaştıran, nefsime yaklaştıran, açık ya da kapalı bana benliğimi hissettiren bütün bakiyelerden dolayı istiğfar ediyor ve beni onlardan kurtarmanı diliyorum. Burada ve ötede dilediğini alçaltan, istediğini yükselten, dilediğini eşsiz şekilde yaratan, bazılarını mahrum bırakan, dağıtan ve toplayan Sensin. Sana yalvarıyorum:

اَلْعِيَاذَ الْعِيَاذَ!/Sana sığınıyorum, Sana sığınıyorum.

اَلْغِيَاثَ الْغِيَاثَ!/Senin yardımını, Senin yardımını diliyorum.

اَلنَّجَاةَ النَّجَاةَ!/Kurtuluşu yalnız Senden, yalnız Senden bekliyorum.

اَلْمَلَاذَ الْمَلَاذَ!/Senin himayene, Senin himayene dehâlet ediyorum.

Ey kurtuluşumun yegâne sebebi ve biricik sığınağım! Bütün bu isteklerimde ilk var edilen ama vücuda sonradan gelen, Hazreti İlm’in en kâmil nuru, hayatın ruh-u ekmeli, ezelde rahmetin açılmasının ve yayılmasının biricik sebebi, lâhûtî buudlu en yüce ahlâkın zirvesi, hâtemiyetiyle dünya sahnesini kapatıp âhiret sahnesini açan, hidayet ve beyan nuru, ilim, temkin ve iman derinlikli mücessem rahmet, Resûl-ü Müctebâ Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi vesellem) vesileliğine sığınıyor ve O Nebîler Serveri hürmetine dualarıma icabet mührü vurmanı diliyorum. Yüce Allahım! O Efendiler Efendisi’ne, tertemiz, pırıl pırıl ehl-i beytine, kerem ve iyilik timsali ashâb-ı güzinine, hepsine, kıyamet gününe kadar çok, çok salât ve selâm eyle. Evvel-âhir bütün hamd ü senalar yalnız Sanadır Allahım!

Salı Günü Virdi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

RABBİM! Beni Ehadiyet ve Vahidiyet denizinin derinliklerine daldır. Ferdaniyet hükmü ve satveti ile takviye et. Et ki, yüzümde rahmet ve kurbiyetinin eserleri parlasın. Senin inayet, izzet ve heybetini kuşanayım. Terbiye ve ta’lîmin ile mükerrem ve mübeccel olayım. Böylece rahmetinin engin atmosferine yükseleyim. ALLAH’IM! İzzet ve kabul hil’atlerini bu kuluna da giydir. Vuslat ve vüsûl yollarını benim için de aç. Şeref ve vakar tacıyla beni de taçlandır. Dünya ve ukbada benimle sevdiğin kullarının arasını te’lif buyur. Esmâ-i hüsnanın nurundan isminin nuruyla beni heybet ve satvetle rızıklandır ki, kalbler ve ruhlar bana/benim yoluma inkıyad etsinler. Nefisler ve bedenler de başlarını eğsinler.

BEŞİNCİ FASIL

Ey zorba tiranların Kendisine boyun eğdiği, kisrâların, huzurunda iki büklüm olduğu yüceler yücesi ALLAH’IM! Senden sadece yine Sana sığınılır. Senin kapından başka bir kurtuluş kapısı yoktur. Yardım sadece Senden gelir. Tevekkül yalnız Sana olur. Ne olur, hasetçilerin tuzaklarını ve inatla, ısrarla düşmanlık yapanların karanlık komplolarını benden uzaklaştır. Beni koru, bana merhamet et ve ey Merhametliler Merhametlisi, beni izzetinin taht-ı tasarrufuna al. İLÂHÎ! Razı olduğun şeyleri tahsil yolunda benim zâhir ve bâtınımı te’yîd buyur. Gayret ve çabanın yalnız Senin için olduğu yollara muttali olabilmem için de lütfen kalbimi ve sırrımı nurlandır. ALLAH’IM! Kulun tastamam bir itimat ve güven ile kapına gelmişken, haybet ve hüsran içerisinde hiç geri çevirir misin Sen! Ve ihsanından nasıl ümit kesebilirim, Sen bana dua ile talepte bulunmamı emretmişken! İşte fakir, huzuruna gelip dergâhına iltica ettim. Yalvarıyorum, ne olur, benimle bana düşmanlık besleyenlerin arasını doğu ile batı arası kadar uzak tut. Israrla düşmanlık besleyen o zalimlerin gözlerini görmez hâle getir, ayaklarını sars ve ululuğunun celâli, kudsiyetinin nuruyla onların şer ve zararlarını benden uzak eyle. Hiç şüphesiz Sen, Sana münacaatta bulunanlara, re’fet ve rahmetinin lütuf tecellileriyle, mübeccel ve mükerrem nimetlerin en büyüklerini ihsan eden Allah ü Azîmüşşân’sın. Beni de kudsiyet ve yüceliğinin ululuğuyla muhafaza buyur. Muhakkak ki Sen yegâne ilahsın. Senden başka bir ilah yoktur. Sen teksin; Senin şerîkin bulunmaz. Yine biz şehadet ederiz ki, Efendimiz Hazreti Muhammed (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) Senin kulun, elçin, habîbin ve Hulâsa-i Mevcudât ve Rûhu Seyyidi’l-Kevneyn olan seçkinlerden seçkin resûlündür. Ey sır, irfan ve ilim hazinelerinin üzerindeki perdeleri dilediği kulları için aralayan Hayy u Kayyûm! EY ALLAH’IM! Ruhlar arasında Efendimiz Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) pak ruhuna, cesetler içerisinde O’nun mübarek cesedine ve kabirler içinde O’nun Cennet bahçelerinden daha temiz olan Ravza-i Tâhire’sine ve bütün âl ve ashâbına salât eyle. [“İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin onların bütün bâtıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberleredir. Bütün hamdler Âlemlerin Rabbi Allah’adır.”]

Çarşamba Günü Virdi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Ey Yüce ve Kerîm RABBİMKudsiyetinin nurlarını müşahede ile beni şereflendir. Beni ünsiyetinin şiddet-i zuhuru ile te’yîd et; et ki, isimlerinin marifet dalgaları içinde dolaşayım. Öyle dolaşayım ki, müşahedelerimde vücudumun bütün zerrelerinin esrarına muttali olayım. Mülk ve melekût âlemlerine tevdî ettiğin her şeyi müşahede edeyim. Âlem-i Lâhût ve nâsût âyinelerinde kudsiyet sırrının nasıl her şeye sirayet ettiğini ayne’l-yakîn göreyim. Bana tam bir marifet ve aşkın bir hikmet lutfet ki, mevcudâtta esrârına muttali olmadığım hiçbir hakikat kalmasın. Ve yine o marifetle âyetlerin hakikatini idrake mâni olan bütün zulmet perdelerini kaldırayım. Muhabbet, sevgi, rüşd ve reşâdın müheyyicâtı ile kalblerde ve ruhlarda tasarruf edebileyim. Zâtında muhib ve mahbûb, tâlib ve matlûb sadece Sensin. Ey kalbleri evirip çeviren, tasaları gideren Rabbim! Gaybı bilen, ayıpları örten ve günahları çokça mağfiret eden yalnız Sensin.

ALTINCI FASIL

 سَـتَّارُ الْعُيُوبِ غَفَّارُ الذُّنُوبِ يَا مَـنْ لَمْ يَـزَلْ سَـتَّارًا

وَيَا مَـنْ لَمْ يَـزَلْ غَفَّارًا، يَـا غَفَّارُ يَـا سَـتَّارُ يَـا حَفِيظُ يَـا وَافِي

يَا دَافِعُ يَا مُحْسِنُ يَا عَطُوفُ يَا رَؤُوفُ يَا عَزِيزُ يَا سَلَامُ

Beni bağışla. Beni setret. Beni muhafaza buyur. Beni koru. Başımdaki sıkıntıları uzaklaştır. Bana ihsanda bulun. Şefkatinle beni sarıp sarmala. Re’fetini üzerimden eksik etme. Kalbimi sevginle ihya buyur. Beni azîz kıl ve selâmette olunacak ne varsa hepsinden sâlim eyle. Nâhoş fiillerimden dolayı beni muâheze etme. Kötü amellerim sebebiyle beni cezalandırma. Tastamam lütuflarınla şimdi ve sonra hep yanımda ve yardımcım ol. Rahmetinle beni her türlü kirden arındır ve ihlasın özüne ulaştır. Beni Senden başkasına muhtaç etme. Bana afiyet ihsan et, günahlarımı bağışla ve bütün işlerimi ıslah buyur.

لَۤا إِلٰهَ إِلَّۤا أَنْتَ سُبْحَانَكَ۠ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

Meal: [“Ya Rabbî! Sensin ilah, Senden başka yoktur ilah! Sübhansın, bütün noksanlardan münezzehsin, Yücesin! Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!”] Sen Merhametliler Merhametlisisin.

Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm), tayyib ve tâhir ehline, hepsi ebrâr olan bütün ashâb-ı kirâmına salât eyle ve o salavât hürmetine dualarımıza icabet buyur. [“Selam bütün peygamberlere. Hamd Âlemlerin Rabbi Allah’a.”]

Perşembe Günü Virdi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Ey Yüce ALLAH’IM! Sen yüce Zâtınla Kâim, ulvî sıfatlarınla Muhît, birbirinden güzel isimlerinle Mütecellî, ef’âlinle Zâhir, Zâtını Senden başkalarının hakikatiyle ihata edemeyeceği Bâtın’sın. Celâlinde teksin. Sen nazîri, veziri, dengi, benzeri olmayan bir yektâ Vâhid, ikincisi olmayan tek ve Ehad’sin. Ezel ve ebedde Bâkî olmanla yegâne Ferd’sin. إِيَّاكَ nazm-ı şerîfindeki vahdaniyetin biricik sultanı Sensin. Ne Senin yanında ne de Seninle beraber Senden başka bir varlık olamaz. Senin sonsuzluğunda fâni olup Seninle bekaya ermek istiyorum Allahım! Senden başka ilah yoktur. İLÂHÎ! Beni Sende var ederek, beni benden yok et. Beni varlığında fâni eyle. Müşahedende beni erit. Beni Senden alıkoyan her şeyi benden uzak kıl. Sadece Seninle meşgul eyle ve Senden uzak tutan meşguliyetlerden beni uzak tut.

ALLAH’IM! Senden başka ilah yoktur. İLÂHÎ! Sen Gerçek Mevcûd’sun, ben ise gerçek ma’dûmum. Senin bekân bizzat, benim varlığım ise bi’l-arazdır. İLÂHÎ! Hak olan varlığınla benim aslında adem olan hâlime cömertçe muamele et; et ki, olmadığım zamanki gibi olayım. Sen zaten ezelden ebede varlığı hiç değişmeyen Yüceler Yücesisin.

ALLAH’IM! Senden başka ilah yoktur. İLÂHÎ! Sen dilediğini işlemeye muktedir Yüceler Yücesisin; ben ise Senin kullarından bir kulum. İLÂHÎ! Sen beni murad ettin ve benden murad ettin. Bu itibarla ben murad Sen de mürîdsin. Zira benim iradem Senin iradene bağlıdır. Senin murad benim de mürîd olmam hasebiyle Sen, Senin benden muradın oldun. Senden başka ilah yoktur. İLÂHÎ! Her gayb olanda Bâtın Sen, her görünende Zâhir Sensin. Doğru olan ve olmayan her haberde duyulan Sensin. Teklik ve ikilik mertebelerinde bilinen Sensin. Sen nüzûl esmasıyla isimlendin, gözlerden gizlendin ve akılların idrakinden Zâtını uzak tuttun. İLÂHÎ! Sıfatî tecellilerinin hâsseleriyle tecelli ettin. Varlık mertebelerini ilminde taayyün ettirdin. Hakikatlerin müsemmaları ile her mertebede Kendini tesmiye ettin. Âyetlerin hakikatlerine ait inceliklere ve malum olan şeylerin gizliliklerine akılları şahit tuttun. Önceden yarattığın öncü ruhları İlahî marifet meydanlarına saldın; saldın da her yere sirayet eden o letâif ve işaretlerde bu ruhlar hayrete dalıp kendilerinden geçtiler. Ne zaman ki o ruhları bütün bütün gaybubet ettirdin, benlik ve mekan kaydından kurtardın, mahiyet ve kemiyet vasıflarını selbettin, onlara zâtî irfanlarla belirsizlik marifetlerini öğrettin, İlahî mevâkıftaki rubûbiyet mütalaalarında serbest bıraktın, hicabı ve aradaki mesafeyi kaldırdın, işte o zaman, o ruhlar “Bismillahirrahmanirrahîm” çizgisinde kadim düzenle bir nizama girdiler.

YEDİNCİ FASIL

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

İLÂHÎ! Nida edenlerle beraber ben de kaç kez Sana nida ettim. Nida edenlere nida eden Sensin. Yine münacaatta bulunanlarla nice defalar Sana münacaatta bulundum. Münacaat edenlere seslenen Sensin. İLÂHÎ! Her yönelenin biricik matlubu Sensin. İnkar edenin varlığındaki ikrar Sensin. Fark makamındaki uzaklıkta yakınlardan yakın Sensin. Ne var ki, insanların idrak ve anlayışlarını vehim istilâ etmiştir. Hâl böyle olunca uzaklaştıran kim, uzaklaşan kimdir? Zaten güzel ve güzellik de doğrudan “Seni Seni” der. Çirkin ve çirkinlik ise dolaylı olarak “Her şeyi güzel Yaratan’a” seslenir. Birincisi seyr ve yolculuğun gidip dayanacağı en son nokta, ikincisi ise gayr düşüncesi ihsas eden bir hicaptır. İLÂHÎ! Akıl ne zaman önündeki engellerin bağlarından kurtulup da hakikatlerin aynasındaki güzellikleri tefekkür etmeye başlayacak? Anlayış ne zaman iftira kökünden ayrılacak ve vehim ne zaman şirkin bağ ve bataklığından sıyrılacak? Tasavvur ne zaman fark makamının ayırıcılığından kurtulacak? Nefis daha ne kadar masiva ahlâkıyla ahlâklanmaya devam edecek? İLÂHÎ! Kullarının ibadetleri Sana herhangi bir fayda sağlamayacağı gibi, işledikleri günahlar da bir zarar verecek değildir. Kalblerin ve perçemlerin melekûtunun saltanatı Senin taht-ı kahrında ve yed-i kudretindedir. Bütün işlerin dönüşü Sanadır ve buna ne itaat ne de isyan eden hiçbir kimsenin hiçbir müdahele selâhiyet ve kudreti yoktur. İLÂHÎ! Hiçbir iş Seni başka bir işten alıkoyamaz. İLÂHÎ! Vücub Seni hasredemez; imkân Seni sınırlayamaz; ibham Sana perde olamaz ve beyan Senin Yüce Zâtını izah edemez. İLÂHÎ! Senin varlığın ve yaratıcılığın burhan ve deliller üstüdür. Onlar Senin varlığının kâimi olamazlar. İlahî! Sen ebed ve ezel Sultanı’sın; ikisi de Senin için müsavidir. İLÂHÎ! “Ente” nedir? “Ene” nedir? “Hüve” nedir? “Hiye” nedir? İLÂHÎ! Kesrette mi arayayım Seni yoksa vahdette mi? Göndereceğin fereci an içinde mi bekleyeyim yoksa zaman içinde mi? Aslında Senin önünde ve huzurunda olan kul için ne an vardır ne zaman ne bir hazırlık vardır ne de bir dayanak. İLÂHÎ! Benim bekaya mazhariyetim, kendimden fâni olmam ya da Sende fenâya ermem veya Senin beni fâni kılmanla mümkün olur. Keza benim fenâya mazhariyetim Seninle mi gerçekleşmektedir yoksa bana mı öyle gelmektedir. Yoksa başka türlü mü? Yoksa ikisi de mi? İLÂHÎ! Sükûtum sağırlıktan kaynaklanan bir dilsizlik, kelâmım da dilsizliği netice veren bir sağırlıktır. Gel de bütün bunlar karşısında hayrete düşme. Aslında hayret edilecek bir şey yoktur.

Allah’ın adıyla; Rabbim Allah’tır. Allah’ın adıyla; O, bana yeter. Allah’ın adıyla; ben O’na sığınırım. Allah’ın adıyla; O’na tevekkül ederim. Allah’ın adıyla; O’ndan isterim. Allah’ın adıyla; Allah’tan başka gerçek güç ve kuvvet sahibi yoktur. •[“Ey Yüce Rabbimiz! Yalnız sana güvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda da Senin huzuruna varacağız.”] ALLAH’IM! Zât-ı Ehadiyetin, sıfatın, kayyûmiyetin, basar ve sem’inin nüfuzu, kudretinin tesiri, irade ve ilminin ihatası, güç ve kuvvetinin azameti ve emrinin sırrıyla Senden diliyorum.

يَا اَللهُ يَا اَللهُ يَا اَللهُ يَا أَوَّلُ يَا أٰخِرُ يَا ظَاهِرُ يَا بَاطِنُ يَا نُورُ يَا حَـيُّ يَا مُبِينُ 

ALLAH’IM! Sırrımı Senin vahdaniyetinin sırları ile güzelleştir. Ruhumu sıfat tecellilerinin kudsiyetine mazhar et. Maârif-i İlahiyenin yüceliğiyle kalbimi temizle. ALLAH’IM! Aklımı ledünnî ilimlerle donat. Nefsimi rubûbiyet ahlâkınla ahlâklandır. Hislerimi nuraniyetinin tecelli nurlarıyla te’yîd buyur. Cismimin ve cesedimin her zerresini beşerî garîzaların bağlarından, maddiyata yoğunlaşmaktan ve kevn ü mekana mahpus yaşamaktan halâs eyle.

SEKİZİNCİ FASIL

ALLAH’IM! Beni beşerî ve ahlâkî düşüklüklerden kurtarıp, hak ve hakikatinin yüksek mertebelerine ulaştır. Benim koruyup gözeten Mevlâm Sensin. Hayatım da, ölümüm de Sana aittir, Senin elindedir. [“Yalnız Sana ibadet eder ve yardımı sadece Senden isteriz.”] Öyle bir nazar kıl ki bana Allahım, o nazar bütün dağınıklığımı gidersin, esrarımı pak hâle getirsin, evrâd ü ezkârımı mele-i a’lâya ulaştırsın ve nurlarımı artırıp güçlendirsin. ALLAH’IM! Beni bütün mahlukatından gâib kıl ve hakkın hatırına beni bütün varlığımla Sana yönlendir. Âlem-i farka ait emir ve tasarruflarını müşahede ettirmek suretiyle beni muhafaza eyle. ALLAH’IM! Bizzat Seninle tevessül ederek Senden isterim. Başka bir şeye değil yalnızca Sana teveccüh ve rağbet ederim. Senden yalnız Seni isterim. Talebim yalnız Sensin. ALLAH’IM! Bütün yakarışlarımı kabul buyurmanda, vesilelerin en büyüğü, faziletlerin en yücesi, en sevgili ve en yakın dost olan Muhammed Mustafâ, Safiy-yi Murtazâ, Nebiy-yi Müctebâ, Efendimiz Hazreti Muhammed’i (sallallahu aleyhi ve sellem) vesile kılıyorum. O’na ebedî, sermedî, ezelî, daimî, İlahî ve Rabbânî salavâtınla salât ve selâm eyle. Bana da O’nun Zâtının kemâlini müşahede ettir. O’ndaki zâtî marifetlerde benim varlığımı erit. Aynı şekilde âline ve ashâbına da salât ve selâm eyle ya Rab; eyle ki, bunu yapacak yalnız Sensin ve Senin şanına da bu yakışır.

وَلَا حَـوْلَ وَلَا قُـوَّةَ إِلَّا بِاللهِ الْعَلِـيِّ الْعَـظِـيـمِ وَالْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Cuma Günü Virdi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Ey Yüce Rabbim! Senden beni marifet basamaklarında yükseltmeni diliyorum. Beni çeşit çeşit hakikat sırlarında dolaştır ve hıfz ü kilâetine mazhar kılarak sübuhât-ı celâline layık olmayan havâtırdan koru. Rabbim! Her durumda beni Seninle kâim eyle. Lütfuna şahit kıl, uzaklık yakınlık her halimde. Ey fazl ve cömertlik Sahibi! Basiretimi tevhid meydanına öyle aç ki, nazarımı bütün varlıktan kesip her şeyin Seninle kâim olduğunu müşahede edebileyim. Mücerred ve mukaddes Zât-ı Ehadiyet-i Sırfe denizinden üzerime lütuflar yağdır; yağdır ki, idrakimi aciz bırakan ve önümdeki her türlü talep kapısını kapatan alâkalar kesilsin. Gayb-ı Zâtının melekûtundan bana öyle imdat et ki, ben de bu imdat ile huruf-u ekvâna (yaratma ve yaratılana) şahit olabileyim. Zât-ı Ehadiyetinle ilgili mülahazalarımda beni her türlü eksiklik ve yanlışlıktan muhafaza eyle, ey ilmi ve rahmeti ile her şeyi kuşatan Âlemlerin Rabbi! Ey RABBİM! Bâtın ve zâhirimi ağyar kirlerinden temizle. Mukaddes nurlarının feyziyle beni ahvâl ve etvâra takılmaktan, takılıp kalmaktan koru. Bana ünsiyetinin parıltılarını müşahede ettir. Eşkâl ve eşbâhın incelik ve hakikatlerine beni muttali kıl. Bütün âlemlerde tevhidini açıkça haykıran sesleri bana işittir. Esmâ-i celâliye ve kahriyenin cevherleriyle benim mir’ât-ı ruhuma, tam bir tecelli ile mukâbele buyur. Ol ki, ne ins ne de cinden cebbâr bir basar, zalim bir göz üzerime değmesin. Değmeye kalkışan nefs-i emmareye sahip gözleri de kahhariyetinin şuaları yakıp yok etsin, hor ve hakîr kılsın. Kılsın da o gözü, hüsran içinde benden uzaklaştırsın. Ey bütün yüzler huzurunda boyun eğen, bütün boyunlar karşısında hudû ile iki büklüm olan, Âlemlerin Rabbi!

DOKUZUNCU FASIL

Yüceler Yücesi Rabbim! Beni Senin hazerât-ı kudsünden uzaklaştıran bütün hâil ve mânilerden uzak tut. Envâr-ı sıfâtının beni bürümesine engel olan sıfatlarımı benden çekip al. Nur-u Zâtının parlak tecellilerinden bir tecelli ile tabiat ve beşeriyetimden kaynaklanan zulmeti izale buyur. Melekî bir kuvvet ile bana öyle medet et ki, onunla üzerime çöken yakışıksız ve çirkin huylardan kurtulayım. Düşünce ve fikir levhamdan şekilleri sil ve inayet elinle onların yerine “kâf” ile “nun” arasındaki yakınlığının sırrını ikâme eyle. Ey Nurların Nuru! Ey feyzinden her şeye bol bol feyz ifâza eden! Ey Kuddûs! Ey Samed! Ey Hafîz! Ey Latîf! Ey Âlemlerin Rabbi! Salât ve selâm olsun Hazreti Muhammed (aleyhi ekmelüssalavât ve etemmütteslîmât) Efendimiz’e, tertemiz, pırıl pırıl ehline, kerem ve iyilik temsilcileri olan bütün ashâbına. Hamd ü sena, şükr ü minnet, medh ü tebcîl Mabud-u Mutlak Allah’ın Hakkı ve O’na mahsustur.

Cumartesi Günü Virdi

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

[“Kim Allah’a gönülden sımsıkı bağlanırsa muhakkak ki o doğru yola iletilmiştir.”] Beni lütfunun himayesine yerleştiren Allah’a hamd ve sena olsun. Beni rahmetinin cennetinde konuk eyleyen Allah’a hamd olsun. Beni muhabbetullah makamına kâim kılan Allah’a hamd olsun. Beni medet sofrasından rızıklandıran Allah’a hamd olsun. Bana seçilmiş kullarına katılma lütfunu bahşeden Allah’a hamd olsun. Beni vefâsının vâridâtıyla besleyen Allah’a hamd olsun. Bana ubûdiyette sadâkat libasını giydiren Allah’a hamd olsun. Evet, Cenab-ı Allah’a karşı onca kusur işlememe, hukûkullahı o kadar zayi etmeme rağmen beni bütün bu lütuflara mazhar kılan Rabbim Allah’tır. O’na hamd olsun. Bunlar başka değil sadece O’nun fazlıdır. Zaten günahları Allah’tan (celle celâluhû) başka kim affedebilir, kim yarlığayabilir ki!

İLÂHÎ! Bir ceht ve gayretim olmadan lütfunla beni var kılman, ne bir istidat ne de bir istihkâkım olmadığı halde maksada ulaştırma hususundaki keremin hakkında bana ümit ve cesaret veriyor. Vahdaniyetin ve âlem-i şehadetteki âsârın hakkı için Senden, hidayet güneşinin nuruyla, beni uzaklık mihnetinden, inat zulmetinden kurtarıp, vüdd/sevgi lütfunun selâmetiyle serfiraz kılmanı ve “Allah, kullarına karşı çok lütufkârdır.” hakikatinin medediyle doğruluk kapılarını bana da açmanı diliyorum. Beni kendi varlığımdan fâni, Senin şuhûdunda bâkî kıl. Sonra da bütün şuhûd ve şahitlik perdelerinden uzaklaştır ki, mevcûdiyetimin hakikati olan Sana yöneleyim. Ey Seyyidler Seyyidi olan Yüce ALLAH’IM! Ey Seyyidî!  Yüce hakkın için, ubûdiyetimi ağyâr kaygı ve mülahazasından sâlim eyle. Durulardan duru, seçkinlerden seçkin, hayırlılardan hayırlı kulların zümresine beni de kat. Her hâl ve tavrımda Senin muradını benim tercihim eyle. Her hareket ve duruşumda tevhîd ve istiva ile bana nusret buyur. Ey sevgisi bütün sevgilerin kaynağı olan Sevgililer Sevgilisi Allahım! Her hâl ve yönelişimde Senden, en hızlı visâli, en göz kamaştırıcı cemâli, en görkemli celâli ve en yüksek kemâli diliyorum. Salât eyle Allahım, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhisssalâtü vesselâm), tertemiz ehline, kerem ve iyilik temsilcileri olan evlâdına, ezvâcına, zürriyyetine ve bütün ashâbına.

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ ۝ وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ ۝ وَالْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Meal: [“İzzet ve kudret sahibi olan senin Rabbin onların bütün bâtıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberleredir. Bütün hamdler Âlemlerin Rabbi Allah’adır.”]

ON’UNCU FASIL

Hizbin Hâtimesi

Ey zerrelerden seyyarelere kadar canlı cansız bütün mevcûdâtı kabza-ı tasarrufunda bulunduran Yüceler Yücesi Rab! Ey hiç açılmaz gibi görünen kapıları sevdiği kulları için peşi peşine ardına kadar açan Müfettihu’l-Ebvâb! Ey varlığına bir başlangıç ve bir nihayet asla söz konusu olmayıp, eşya ve hâdiselere her an hükmeden Müsebbibü’l-Esbâb! Talebinden bile aciz olduğumuz lütuf kapılarını biz nâçâr kulların için de aralamanı; dünya ve ukba saadetine vesile olabilecek şekilde sebepleri bizim için de musahhar kılmanı diliyoruz. Bizi sadece Senin hoşnutluğuna götürebilecek işlerle meşgul olan, adaletine nihayetsiz güven ve itimat içinde bulunan, Senin kapından başka kapılarda dilencilik yapmayan, Sana yürekten inanan, Senin için olmadıkça insanların arasına katılmayan, hükmüne gönülden boyun eğip yürekten râm olan, birer imtihan vasıtası sayılan musibetlere karşı sabır kalesine sığınan, gece-gündüz ulu dergâhına el açıp yana yakıla yalvaran, dünyanın dünyaya bakan bütün yönlerinden uzaklaşıp âhiret iştiyakıyla yanıp tutuşan, hüşyar bir kalble sürekli Sana teveccühte bulunan, lezzetleri acılaştıran ölümü her zaman hatırlayıp davranışlarını hep ölüm ötesi hayata göre tanzim eden bahtiyar kullarından eyle.

YA RABBENÂ! Resûllerin vasıtasıyla bize vaad ettiğin mükâfatları lutfet; bizi kıyamet günü rüsvay ve perişan eyleme! Vaadinden dönmek kendisi için muhal olan yegâne zât Sensin!” ALLAH’IM! Tevfîkini refîkimiz, sırat-ı müstakîmini de her zaman tarîkimiz eyle. ALLAH’IM! Bizi hoşnut olduğun maksatlarımıza ulaştır ve tevbelerimizi kabul buyur. Şüphesiz ki Sen, tevbeleri kabul eden merhameti sonsuz bir Tevvâb ü Rahîm’sin. ALLAH’IM! Seninle sabahladık, Seninle akşama erdik, Senin iznin ve inayetinle yaşar ve yine öyle ölür, neticede de Sana döneriz. ALLAH’IM! Bizi hakkı hak görüp ona ittiba etmeye, bâtılı bâtıl bilip ondan da uzak durmaya muvaffak kıl. Canlarımızı Müslüman olarak al ve bizi salihler zümresine dâhil eyle. Olup biten her şeyin şerrinden bizleri koru. Zalimlerin kötülüklerini bizden uzak tut. Ve bizi müminlerin dualarına ortak eyle

ALLAH’IM! Ümmet-i Muhammed’i mağfiret buyur. ALLAH’IM! Ümmet-i Muhammed’e merhamet eyle! ALLAH’IM! Ümmet-i Muhammed’in önündeki yolları bir kez daha aç. ALLAH’IM! Ümmet-i Muhammed’in kalblerini her şeyin en doğru ve en güzel olanına aç. ALLAH’IM! Ümmet-i Muhammed’i muhafaza buyur. Ey tevbe eden kullarını çok seven Allahım! Bize de tevbe yollarını göster ve yaptığımız tevbelerimizi kabul buyur. Ey korku yaşayanlara emniyet vaadeden, bizi de emîn kıl. Ey yolunu şaşıranlara doğru yolu gösteren, bize de o dosdoğru yolu göster. Ey dalâlete düşenleri hidayet eden, bizi de hidayet buyur ve hidayetimizi artır. Ey rahmet dilenenlerin imdadına merhametiyle yetişen, bizim imdadımıza da yetiş. Ey ümitsizlik yaşayanların biricik reca ve ümit kaynağı; ümidimizi kaybetmekten bizi koru. Ey isyankâr kullarına rahmetiyle muamelede bulunan; bizi de rahmetinle sarıp sarmala. Ey günaha düşenleri bağışlayan; bizim günahlarımızı da bağışla. Seyyiâtımızı affet ve bizi iyilerle beraber yanına al. ALLAH’IM! Günahlarımızı yarlığa. ALLAH’IM! Ayıplarımızı ört. ALLAH’IM! Kalblerimizi muhafaza buyur. ALLAH’IM! Sadr u sinelerimize inşirah bahşet. Ey gizli ve sürpriz lütufların sahibi Allahım! Bizi korktuklarımızdan emin eyle. Ey Yüce Allahım! İşlerimizi kolaylaştır. ALLAH’IM! Bizi, anne-babamızı ve onların anne-babalarını, meşâyihimizi, üstadımızı, rehberimizi, arkadaşlarımızı, sevdiklerimizi, yakınlarımızı, toplum ve milletimizi, kardeşlerimizi, üzerimizde herhangi bir hakkı olanları ve bütün ümmet-i Muhammed’i mağfiret buyur.

اَللّٰهُمَّ احْفَظْنَا يَا فَـيَّاضُ مِنْ جَمِيعِ الْبَلَايَا وَالْأَمْرَاضِ كَافَّـةً، بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِـهِ الطَّـيِّـبِينَ الطَّاهِرِينَ وَصَحْبِهِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ أَجْمَعِينَ وَسَلَّمَ

Meal: Ey nimet ve feyizlerini başımızdan aşağıya sağanak sağanak yağdıran Feyyâz-ı Mutlak! Ey Erhamürrâhimîn! Rahmetinle bizi bütün bela ve hastalıklardan muhafaza et ve Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve iyilerden iyi, paklardan pak âl ü ashâbına salât ve selâm eyle.

-Yakaran Gönüller-

Bu yazı 627 kez okundu