Zülkarneyn (aleyhisselâm) ordusuyla gece yolda giderken ordusuna, Ayağınıza takılan şeyleri toplayın, diye emir verir.
Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup, Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımızı takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız? Hiçbir şey toplamayalım, diyerek hiçbir şey toplamazlar.
İkinci grup ise; Madem komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordunun komutanına itaat etmek gerekir, diyerek az bir şey toplarlar.
Üçüncü grup ise, Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete vardır, diyerek bütün kaplarını ağzına kadar doldururlar.
Sabah olduğunda bir de bakarlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar.
Bunu anlayınca hiç almayan birinci grup, Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık, diyerek pişman oluyorlar.
Az alan ikinci grup ise, Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık, diye sitem ediyorlar kendilerine.
Çok alan üçüncü grup ise, Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımızı atsaydık, daha çok toplasaydık. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık diyerek” fazla almalarına rağmen üzülüyorlar.
İç Derinlikleriyle Hizmet İnsanı/Fatih DEĞİRMENLİ