54-Rüya Tesellisi

Yorgunluk veren bir günün sonunda uyumak nasıl bir nimetse, hastalık veya musibet günlerindeki uyku daha büyük bir nimettir. Hayal ve rüya ise musibetzede için bulunmaz bir imkan ve eşsiz bir sığınaktır. İnsan hapiste de olsa hayalen dünyanın her tarafını dolaşabilir. Kabe’ye gidemese bile, hayalen gidip başını Hacer-ül Esved’in altına koyabilir. Hatta bazı insanların hayalleri o kadar güçlüdür ki, gerçekten Kabe’ye giden insanlardan daha derin şeyler hissedebilirler hayalleriyle. Çünkü gerçek algılar da, hayal kavramında olduğu gibi, hislerle çalışır. Eğer Kabe’nin hayali, orada bulunmaktan daha fazla etkilemişse bizi, hayal kurarken daha fazla Kabe’deyiz demektir. İngiliz romancı Virginia Woolf, “Bir hayali öldürmek, bir gerçeği öldürmekten daha zordur” der. Bir şeyi somut olarak algılamadığımız müddetçe ondan etkilenmeyeceğimiz ve istifade edemeyeceğimiz düşüncesi yanlıştır. Etkide aslolan gerçekten görülüp görülmediğinden ziya de algımıza ne kadar tesir ettiğidir. Özlediğimiz birini rüyada gördüğümüzde, gerçekten görmüşçesine çok etkileniriz. Hayalimizde bir çikolatanın tadını daha çok alıyorsak, hakiki çikolatayı aslında hayalen yiyoruzdur. Bu konuda kuantum fiziğindeki ayna nöronlar araştırmaları ilginç sonuçlar sunmaktadır. Hatta bir sportif hareketin fiziksel uygulaması olmaksızın hayal vasıtasıyla yoğun bir biçimde zihinde canlandırılmasıyla sporcuların performansının arttığı bilinmektedir. Bu, ‘zihinsel antrenman’ (mental training) başlığı altında, spor biliminde önem arz eden bir uygulamadır. Filozof John Locke, ayakkabı tamircisinin anılarıyla uyanan bir prensi ve prensin anılarıyla uyanan bir ayakkabı tamircisini hayal eder. Uyandığında prens ayakkabı tamircisi gibi kendini hissetmekte haklıdır. Lock’a göre önemli olan bedensel süreklilik değil, psikolojik sürekliliktir: “Eğer prensin anılarına sahipsen prenssindir. Ayak kabı tamircisinin anılarına sahipsen, prens bedeninde olsan bile ayakkabı tamircisisindir. “

Dünyada eşitlik mi arıyorsun? Rüya alemine giren herkes eşittir. Fakir bir insan rüyasında da fakir yaşamak zorunda değildir. “Soğuk mermerde uyuyanların gördüğü rüyalar da kuş tüyü yastıklarda uyuyanlarınki kadar güzelken nasıl kaybedebilirim adalete olan inancımı?” diye sorar Halil Cibran. Rüyayı reel zamanla ölçebilsek, bir gecelik rüya 300-400 yıl tutabilir. Zira bilim adamları en uzun rüyanın en fazla bir dakika sürebileceği düşüncesindeler. Oysa biz o bir dakika içerisinde, çocuk oluyor, büyüyor ve yaşlanabiliyoruz. Rüyada bir dakikaya bir ömür sığdırabiliyoruz. Bir de rüyanın içerisinde rüya görme olayı da var ki, uykunun bir dakikasında yıllar süren bir deneyim yaşadığımız gibi, rüyanın içindeki rüyanın bir dakikasıyla da, binlerce yıl süren bir zaman dilimine ulaşmış oluyoruz. Özetle, rüyada farklı bir zaman işlemektedir. Bir insan günde on altı saat fakir, sıkıntılı veya musibet altında reel bir hayat yaşıyor ve bu on altı saatin ardından (rüya aleminde) üç yüz yıl rahat, konforlu ve lezzetli bir hayat yaşıyorsa, bu kişiye üzülmeli mi? Birkaç yüz yılda, yarım gün acı; varsın o kadar da diyemez miyiz?

Rüya ve hayali lüzumsuz işlerden görür ve onları hakkıyla değerlendiremeyiz. Rüyadaki hayatımızı gerçek hayattan saymayız. Oysa rüyada bu metni okuyor olsaydık, reel zamanımız orası olacaktı. Uyandığımızda başlayacak olan gerçek hayat ise rüya durumuna geçecekti. Yani bir gecede rüyanın gerçekliğinde yıllar süren bir hayat yaşıyor ve ardından oraya göre on iki, on altı saatlik bir rüyaya dalıyoruz ki, o rüya işte bu yaşadığımız hayattır. Buradayken uykuya rüya diye bakıyoruz; uykudayken de buraya. İmam Gazali Hazretleri şunları söyler: (…) “Görmüyor mu sun, uykudayken birçok şeyin varlığını kabul ediyor, nice halleri hayalen yaşıyor, bunların sabit birer değer olduğuna inanıyor ve o hallerin varlığından şüphe etmiyorsun; sonra uyanınca bütün bu hayal ve inançlarının aslıfaslı olmadığını anlıyorsun. Bu durumda uyanıklığın o hale göre uyku! Hz. Peygamber ‘insanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar’ buyurmuştur. Olabilir ki dünya hayatı da ahiret hayatına göre bir uykudur” (El Munkız Mineddalal).

Hayaller insana çok geniş imkanlar sunar, kişiyi sıkıntılardan kurtarır ve ona mutlu zamanlar hediye ederler. Hayal kuvvesi en bunalımlı anlarda bile güzel sahneler seyrettirir insana. Onu farklı alemlere çekip, oralarda seyahat ettirir. Filmlerin gerçek olduğuna aklen inanmasak da hayal kuvvemizle onları gerçek gibi hisseder ve kendimizi filmin gerçekliğinde buluruz. Hayal kuvvemizle dilediğimiz zaman kendimizi bir kralın yerine koyabiliriz, bunun bir masrafı yoktur. Cennete gidebiliriz hayalimizle, bunun da bir zorluğu yoktur. Mutsuz olduğumuz halde mutlu duruma geçebiliriz. Hatta hayal gücümüz kuvvetliyse, hayalimiz gerçeğe baskın gelir ve onun sayesinde kendimizi saadetli yeni bir hayatın içerisinde bulabiliriz. İşte uyku, rüya ve hayaller musibetler içerisinde geçen bir hayatta en etkili tesellicilerdir. Kendileri için duyduğumuz üzüntüyü hak eden insanlar, birçok kederle karşı karşıya olanlar değil, hayal gücünden mahrum olanlardır.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 20 kez okundu