Safvet Senih: “Herkesin saygı duyduğu bir zat varmış. Bir gün onun hayranlarından duyduğu güzel şeyler münasebetiyle bir adam onu ziyaret etmek için evine gelmiş. Kapıyı çalınca, bir kadın kapıyı açıp ne istediğini sormuş. O da, “Efendi Hazretlerinin namını duydum; ondan feyiz almak, nasihatlarından istifade etmek için ziyaretine gelmiştim. Acaba neredeler?” diye sormuş. Kadın, gayet sert ve kötü bir şekilde, “Ne bileyim, ben her hâlde cehennemin dibindedir. O sahtekârı, siz bir adam mı sayıyorsunuz… Böyle yanlış sözlere kanarak, sakın onu birşey sanmayın ve bırakın onu da, kendi işinize gidin!..” demiş. Adam bu beklemediği cevap karşısında şaşırıp iki arada bir derede kalmış. Sonra kapıdan dönüp kendi köyüne gitmek üzere hareket etmiş. Ama bir de bakmış o zat, orman tarafından gelmekte… Hem de odunları bir arslanın sırtına yükletip kendisi de arslanın üzerine binmiş vaziyette… Selâm kelâmdan sonra bu zât evine girerken bizimki de yoluna devam etmiş. Tâbii böyle büyük ve keramet sahibi bir zatın böyle bir kadının gadir ve zulüm altında inlemesine canı sıkılmış. Sonra da, “Allah’ım bu mübarek zatı, hanımının zulmünden kurtar… Bir an önce selamete çıkar,” diye dua etmeye başlamış. Müminlerin bi zahrilgayb şeklinde (yani insanların haberi olmadan, arkasından) yapılan dualardı, makbul olduğundan, bu samimi ve ihlaslı dua da kabule karîn olmuş ve o kötü kadın vefat etmiş. Aradan epey bir müddet geçtikten sonra, bu adam tekrar köyünden çıkıp bu zatın ziyaretine gelmiş… Kapıyı çalınca, bir hanım çıkmış. Ona Efendi Hazretlerinin nerede olduğunu sormuş; o da, ‘Yoluna kurban olduğum, bastığı toprakları yüzüme, gözüme sürme diye sürdüğüm o mübarek efendim, şu anda evimizde odun kalmadığı için, odun toplamak üzere ormana gitmişti, neredeyse gelir.’ diye cevap vermiş. Adam kapıdan biraz ayrılınca, sırtına sardığı odunları zar zor taşıyarak gelmekte olan mübarek zatı görürmüş. Selâm kelamdan sonra o zat der ki: ‘Ah evlâdım, niye beddua edip o birinci hanımımdan benim ayrılmama sebep oldun. Ben ona tahammül etmekle, maddî-manevî, dünyevî-uhrevî imkânlar ve makamlar kazanıyordum. Şimdi ise hâlimi görüyorsun işte!’ demiş…”
Her neyse, kıssa hisse içinmiş. Bu menkıbeler niçin anlatılıyor? Şunun için; insanlar ufak tefek hataları için evde hır gür çıkarmasınlar… Sabretsinler… Aile hayatını bozmasınlar… Hayatın bir imtihan olduğunu fark edip bazı sıkıntılara katlanarak dünya ve âhiretlerini mamur hale getirsinler. Yoksa, olur olmaz şeylerden ayrılmak için mahkeme kapılarına koşmak, Müslüman ailelere yakışmaz. Biz insanlığa iyi örnek olmalıyız. Parçalanan aile çekirdeği insanlığı helâke götürüyor. Bu işe çareyi de biz bulmak zorundayız.