Harabât ehline hor bakma! Defineye mâlik viraneler var

Allah (celle celâluhu), büyük insanlara büyük işler yaptırdığı gibi bazen de çok küçük insanlara çok önemli misyonlar eda ettirip aşkın vazifeler gördürebilir. Bu mevzuda belki bir davetiye ve çağrı olarak kişinin ortaya koyması gereken husus, kalb safvetiyle O’na teveccühte bulunmak ve asla kimseyi hor-hakir görmemektir. Zira nice derbeder gibi görünen kimseler vardır ki, onların içleri define doludur. Bu hakikati İbrahim Hakkı Hazretleri bir şiirinde şöyle ifade eder:

“Hakkı, gel sırrını eyleme zâhir
Olayım der isen bu yolda mâhir
Harabât ehline hor bakma Zâkir,
Defineye mâlik viraneler var.”

Rivâyetlere göre İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Şakir ve Zâkir adında iki oğlu varmış. Zâkir sürekli Hakk’ı zikirle meşgul olan sâlih bir evlâtmış. Şakir ise o yıllar meyhaneden çıkmayan, ayık dolaşmayan biriymiş. Bir gün İbrahim Hakkı Hazretleri Zâkir’i yanına alır ve birlikte yürürler. Derken yürüdükleri yol üzerinde bir meyhanenin önünden geçerler. İbrahim Hakkı Hazretleri, oğluna dışarıda beklemesini söyleyip içeri girer. Oğlu Şakir’i masa başında sızmış olarak bulur. Mekân sahibine oğlunun ne kadar borcunun olduğunu sorar ve bütün borcunu öder. Sonra da dışarı çıkar, oğlu Zâkir’le yürümeye devam eder. Şakir ayılınca borcunu ödeyip çıkmak ister. Ama mekân sahibi, “Borcun yok, baban hepsini ödedi.” dediğinde âdeta yıkılır, içini müthiş bir hayâ duygusu kaplar. Hemen babasının peşine düşer nihayet onu kardeşiyle birlikte bir uçurumun kenarında bulur. Onların konuşmalarına şahit olur. Babası İbrahim Hakkı Hazretleri, kardeşi Zâkir’e, “Oğlum, Kırklar’dan biri vefat etti. Şu uçurumdan atla ki, onun yerine sen de onlara karışasın.” demektedir. Ama kardeşi tereddüt eder, bir türlü atlayamaz. Bu konuşmaya kulak misafiri olan Şakir, “Baba, ben atlasam olmaz mı?” der, sonra da helâllik dileyip atlar, kırkların arasına karışır. Bunun üzerine İbrahim Hakkı Hazretleri, Zâkir’in şaşkın bakışları arasında yukarıdaki meşhur şiirini seslendirir.

Menkıbelerde olayların aslına değil, faslına bakılmalıdır. Bu olay doğru veya yanlış olabilir ama ifade edilmek istenen hakikat çok önemlidir. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de bu mânâyı ifade sadedinde, “Nice saçı-başı dağınık, kapı kapı kovulan ve asla önemsenmeyen kimseler vardır ki (herhangi bir hususla alâkalı) onlar Allah’a (celle celâluhu) yemin etseler, Allah (celle celâluhu) onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz. Berâ İbn Mâlik bunlardandır.” (Tirmizî, menâkıb 54; Ebû Ya’lâ, el-Müsned 7/66; el-Hâkim, el-Müstedrek 3/331) buyurmuşlardır. Evet, sizin küçük görüp önemsemediğiniz insanlara Allah (celle celâluhu), bazen öyle büyük işler yaptırır ki, yapılan o işin büyüklüğü karşısında dudaklarınızı ısırır kalırsınız. Nasıl ki, Cenâb-ı Hak, karıncaların bir türü olan termitlere kendi boylarını çok aşkın binalar inşa ettirir, öyle de sizin karınca misali küçük ve basit gördüğünüz insanlara da devasa kuleler inşa ettirebilir. Nitekim çöl ortamından çıkıp gelen ve sade birer insan olan Hazreti Ebû Ubeyde İbn Cerrah, Hazreti Ka’ka, Hazreti Sa’d İbn Ebî Vakkas (radıyallâhu anhüm) gibi komutanlar, yıkılmaz zannedilen Bizans ve Pers imparatorluklarını çok kısa bir zaman içerisinde dize getirmiş,  onlara gerçek insanlığa giden yolları göstermişlerdir.

Eser: Kırık Testi-15 Yolun Kaderi: Yakında Uzaklığı Yaşayanlar ve Kesintisiz Aksiyon

Bu yazı 21 kez okundu