İnsan fezada, sonu bilinmeyen boşlukta dolaşan bir kürenin üzerinde hayat sürmektedir. Bundan daha riskli, daha korkunç ne olabilir? Gezegenlerin, yıldızların birbirine her an çarpabileceği bir semada, kontrolü insanda olmayan bir dünyada, organları kendisinden habersiz ve izinsiz çalışan bir bedenin içerisinde, risk altında olmadığı bir anı var mı insanın? Dünya dönmekten vazgeçse insan ne yapabilir? Güneş doğmasa elinden ne gelir? Dünyaya bir yıldız çarpacak olsa, onu hangi güçle engelleyebilir? Yağmur yağmadığında bulutlara söz geçirebiliyor muyuz? Karaciğerimizin, akciğerimizin, böbreğimizin çalışmasını durdurabiliyor muyuz? Durduklarında onları çalıştırabiliyor muyuz? Bizim başımıza neler gelecek? İçinde yaşadığımız ülkeyi neler bekliyor? Üzerinde yaşadığımız gezegen hangi tehlikelerle karşı karşıya? Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Evet, bu kainat ve bu dünya bizim mülkümüz değil. Kimin mülküyse bu riskleri, elbette o düşünür. Uzayın insana ait olmaması, yağmur yağdıran bulutların onun kontrolünde olmaması ve dünya gezegeninin onun tasarrufunda olmaması gibi, insanın benliği de kendine ait değildir. İnsan dünyanın dönüşü hakkında nasıl kaygılı değilse, yerçekimi aniden yok olur diye nasıl telaşa düşmüyorsa, yarın gün doğar mı doğmaz mı diye, bu kıştan sonra bahar gelir mi gelmez mi diye nasıl endişelenmiyorsa, kendisi hakkında da aynı rahatlığa ermelidir.
Tevekkül; Rabbimizi vekil kabul etmek ve yalnız ona itimat etmek demektir. Sebep sonuç bağlarıyla örülmüş bu kainatta yaşamanın bir gereği olarak, tedbir ve sebeplere riayet etmekle birlikte, işimizi ve halimizi tamamen Rabbimize havale etmektir, tevekkül. Efendimiz (sav) şöyle buyururlar: “Eğer Cenab-ı Hakka layıkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizi, sabah yuvasından aç ayrılıp, akşam tok olarak dönen kuşların beslediği gibi rızıklandırırdı. “ Rabbimiz şöyle buyuruyor:
➖“Tevekkül edecekler başkasına değil, sadece ve sadece Allaha güvenip dayansınlar” (İbrahim,12).
➖”Gerçek müminlerseniz Allaha tam bir itimad içinde bulunun!” (Maide, 23).
➖“Kim de Allaha tevekkül ederse, O, ona yeter” (Talak, 3).
➖‘Hem niye Allah’a dayanıp güvenmeyelim ki, takip etmemiz gereken yola bizi iletecek olan Odur. Bize verdiğiniz her türlü eza ve sıkıntıya hiç şüpheniz olmasın ki sabredeceğiz. Zaten tevekkül sahiplerine de düşen, ancak Allaha dayanıp güvenmektir” (İbrahim, 12).
➖Efendimizin (sav), Sevr mağarasında düşmanın soluklarının hissedildiği anda, fevkalade bir güven ve emniyet içinde: “Korkma, Allah bizimle beraberdir!” (Tevbe, 40) sözleri de bize bu gerçeği hatırlatır. Mehmet Akif Ersoy da İstiklal Marşı’nın ilk kelimesi olan “Korkma!”yı bu ayetin ilhamıyla yazmıştır.
Bu konuda biraz da sufılerin dünyasına kulak verelim…
Ebu Musa şöyle der: “Abdurrahman bin Yahya’ya tevekkülden sordum, buyurdu ki; ‘Elini sonuna kadar ejderhanın ağzına soksan, Allah ile bulunduğun halde hiçbir şeyden korkma!’ Tevekkülden sormak için Bayezid-i Bistami’nin evine gidip, kapısını çaldım ‘Ey Musa, sana Abdurrahman bin Yahya’nın verdiği cevap kafi gelmedi mi ki, tekrar bana sormak istiyorsun?’ dedi. Ben ısrar edince, ‘Eğer yatağında bir yılanla uyuduğunu bilsen Allahu Teala ile olduğun halde ondan korkma’ dedi.
“Abdülkadir Geylani Hazretleri ise; “Tevekkül eden kimse, Rabbin vaadi ile sukunete erer” buyurmuştur.
Ey insan! Ölümden korkma. Olması gereken, günü gelince elbette olur. Musibetler karşısında telaşa kapılma. Allah tarafından vazifelendirildiği için gelir, görevi bittiği saniyede yok olup gitmek zorunda kalır. Rızkın için telaşlanma; zira seni yaratan onu senin için önceden belirlemiştir. Gelecek kaygısı taşıma. Seni gelecekte yaşatmaya kim karar vermişse, gerekli ihtiyaçlarını gidermek de O’nun sorumluluğundadır. Hayal ve hedeflerin için fanilerin peşinden beyhude koşma. Bütün kainatı idare eden Tek’tir. Bütün sorunların çözümü O’nda dır. Seni korkutan her şeyin dizgini O’nun elindedir. Mevlana Hazretleri şöyle der: “Düğümü kim bağladı ise en iyi o çözer. Bela Allah’tandır. Öyleyse?” (Mesnevi, Cilt 6).
Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu