İnsanın algıları, onun Rabbi tarafından sınırlandırılmıştır. O ancak belli bir dalga boyunu görebilir ve ancak belli bir dalga boyunu işitebilir. Görme ve işitme eşiğinin altında veya üstündeki ses ve görüntüleri var olmalarına rağmen algılayamaz. Ağrı eşiği sayesinde, belli bir seviyenin altındaki ve üstündeki ağrıları hissedemez. İnsanın duyularına sınırlar çizen Rabbimiz, bu tecellisiyle, insana ne söylemek istemektedir? Mesaj elbette şudur; “Sen duygu sınırlarını aşan veya o sınırların aşağısında kalan konulara karşı kendini koru, duygu sınırlarını çiz, kaldıramayacağın kadar büyük acıları da, lüzumsuz basit kederleri de hislerinden uzak tut!”
Ölçü ve sınır kavramlarına düşünce dünyasında epey yer ayırmış olan Albert Camus, Tersi ve Yüzü kitabında, “Sınır her şeyin hakikati olmalıdır” der. Algılarımız, varlığı zihnimize küçülterek alırlar. Ağrı Dağı’nın aklımızda kapladığı alan dağın gerçek varlığı kadar olsaydı ne yapardık? Bırakalım büyük bir dağı, bir masa bile gerçek büyüklüğüyle zihinde yer etseydi, yaşam ne hale gelir di? Zihnimizi geçelim, gözümüzün küçülterek alma yeteneği olmasaydı, bir masanın görüntüsü küçücük gözümüzün neresine yerleşebilecekti?
16. Yüzyılda yaşamış büyük Osmanlı alimi İbn Kemal, Vucud-u Zihni kitabında ‘zihni varlık’ üzerine ciddi çalışmalar yürütmüş ve şu tespiti yapmıştır: “Duyu organlarımızla algıladıklarımız, zihnin idrak etmesiyle birlikte artık harici varlıklar değil zihni varlıklardır. Yani biz masaya bakarken, masanın zihnimizdeki varlığını algılamaya başlarız, masanın varlığını değil. Eşyanın kendisini değil, zihnimizdeki varlığını düşünürüz. Biz bütün nesne ve durumları, duyu organ la rımıza ve zihnimize nasıl milyonlarca kez küçülterek alıyorsak, yaşadığımız musibetleri bunun aksine oldukları gibi algılamaya çalışma eğilimimiz, büyük bir hata değil midir?” Bu küçültme etkinliğine aşırı iyimserlik ve Pollyanna’cılık gözüyle bakılmamalıdır. Çünkü bir dağın orada duran büyüklüğünün mü, yoksa zihnimizde küçülerek kapladığı yeni halinin mi asıl gerçek olduğunu bilmiyoruz. Kim bilir, biz dağı küçülterek algılamıyoruzdur da, dağ orada olduğundan milyonlarca kez büyültülerek bize gösteriliyordur. Gerçekte büyük bir sorunu hafife almak Pollyanna’cılık olabilir ancak abartılmış bir sorunu, normal seviyelerine döndürmek, tam bir gerçekçiliktir.
Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu