Vazifeye Devam

Hocaefendi için, “Hayatında her kademeden insanla karşılaşmıştır.” dense mübalağa yapılmış sayılmaz. Alvarlı Efe Hazretleri, Salih Efendi gibi salih insanları yakından görme tanıma imkânı olduğu gibi, Osman Bektaş, Hacı Sıtkı Efendi, Sadi Efendi gibi hocalardan ders almış; sosyal hayatın değişik kademelerinden amir, memur, işçi, çiftçi, esnaf gibi pek çok farklı kişi ve meslek erbabıyla tanışıp görüşme, tanışma imkânı bulmuştur. Bu onun gerek şahsi gerekse de hizmet hayatında ‘insan’ı ve insan karakterini yakından tanımasına, her kesimden insanla sağlıklı diyalog kurabilmesine katkı sağlamıştır. Zaman zaman karşısına mehdi olduğunu iddia eden kişiler çıkmış, hapishanede meczuplarla beraber yaşamış, dua edilmesi maksadıyla yanına getirilen ve psikolojik tedavi gören meczup bazı kişilerle de ilgilenmek zorunda kaldığı olmuştur.

İşte yıllar önce böyle rahatsız bir delikanlıyı dua etmesi için Hocaefendi’nin kaldığı mekâna getirirler. O sırada meczup birden fırlayıp binanın en yüksek noktasına çıkarak tehlikeli bazı hareketler yapmaya başlar. İnsanlar nasıl tepki vereceğini bilmediklerinden müdahale etmekten kaçınırlar. Zira farkında olmadan kendisini binanın tepesinden aşağı atma tehlikesi söz konusudur. En sonunda Hocaefendi’yi haberdar ederler ve Hocaefendi gelir. Ona “Ali ne yapıyorsun orada?” diye sorar. O da “Nöbet tutuyorum hocam!” der. Hocaefendi de “Tamam, nöbeti ben devralıyorum.” deyince, o da hemen o tehlikeli yerden iner, oradakiler de derin bir nefes alırlar.

Ali Ünal Beyin ‘Amerika’da Bir Ay’ kitabında geçtiği üzere bir sohbet esnasında Hocaefendi yine bu meczuplardan biriyle ilgili bir hatırasını anlatır. İsterseniz kitaptaki yerinden takip edelim.

Mevzu, meczuplardan açıldı. Edirne’de, Kırklareli’nde görev yaparken, böyle dinine de bağlı meczup biri vardı. Zaman zaman bir hâle girer, bir şey görmüş gibi davranırdı. Ben de onun o hâline saygı gösterirdim. Bir defasında beraber otururken, yine değişti, gözlerini bir noktaya dikti; ben de toparlandım. ‘Geldiler.’ dedi. ‘Kimler geldi?’ diye sordum: ‘Kutup geldi.’ dedi, ama Kutbun kim olduğunu söylemedi. Sonra ‘Bediüzzaman geldi, Süleyman Efendi geldi.’ dedi. ‘Bunlar böyle geldiğine göre muhakkak bir mesajları olmalı?’ dedim. ‘Evet’ diye cevapladı ve ilave etti: Vazifeye devam”

Hocaefendi bu vakayı her anlattığında elini ağzına götürerek kendine has gülüşüyle gülmeden edemezdi.

Eser: GÜLEN AN(I)LAR Hocaefendi’den Güldüren ve Düşündüren Anekdotlar Sayfa: 121-122 Yazar: @NumanYiit9 (Süreyya Yayınları)

Bu yazı 1 kez okundu