Zulmün Açtığı Sır Kapıları

Evet [“Belaların en şiddetlisi insanların en iyisi, en kâmilleri olan peygamberlerin, sonra derecelerine göre Allah’ın velî kullarının üzerine gelir.” (Buhari, Merdâ: 3; Tirmizî, Zühd: 57; İbn Mâce, Fiten: 23; Darîmî, Rikak: 67; Müsned, 1: 72)] sırrıyla, enbiyanın vârisi olanların türlü türlü belâlara uğramaları, hikmet-i ilâhiye iktizasından olmasıyla, o zümre-i mübareke gibi, Üstad Bedîüzzaman Hazretleride nice belâlara hedef olmuştur. Kastamonu’ya ilk teşrif ettikleri zaman çocuklar, bir bedbaht şaki tarafından teşvik edilip, abdest almak için çeşmeye çıktıkları vakit taş atmışlar… Fakat Üstadımız daima gördüğü eza ve cefalara ulü’l-azmâne sabır ve tahammül eder. Hem safâ-i sadre ve selâmet-i kalbe malik olduklarından, o çocuklara dahi hiddet etmeyip buyururlardı ki: ‘Bunlar, Sure-i Yâsin’den mühim bir âyetin nüktesini keşfime sebep oldular’ diye onlara dua ederlerdi. Sonra bu çocuklar, Üstadımızın duaları bereketiyle şâyân-ı hayret bir hal kesbettiler ki; Üstadımızı uzak-yakın nerede görürlerse, koşarak yanına gelirler, mübarek elini öperler, duasını alırlardı. [Tarihçe-i Hayat/Kastamonu Fedakârları-Ahmet Özer]

Dine Hizmet Yolunda.. hem bireysel hem de Şahs-ı Mânevî olarak.. yaşadıkları maddi ve Mânevî zulümlere.. kadere rıza gösterip aktif sabredenlere.. Alîm ve Hakîm olan Allah kimbilir ne sır kapılarını açmıştır açıyordur açacaktır..

Üstadımızın; “Yasin suresinden bir ayetin keşfine vesile oldular.” dediği ayet olarak, bazı Nur talebesi ağabeylerimiz yorumunu aşağıdaki ayetler olarak belirtmektedir (Sorularla Risâle Sitesi) : Yasin Sûresi 13-27.ayetler:

Sen şimdi onlara bir misal getir: Mâlum şehir halkını, hani onlara da elçiler gelmişti. Evet, iki elçi gönderdik onlara, “Yalancı!” dediler onlara. Bunun üzerine, güçlendirdik onları bir üçüncü elçi ile, Dediler hep birden: “Biz Allah’ın elçileriyiz size!” Ahali dedi ki: “Doğrusu Rahman’ın indirdiği bir şey yok! Siz de bizim gibi bir beşersiniz, evet evet… Siz sadece yalancısınız!” Elçiler dediler: “Elbette biliyor Rabbimiz, Size gönderilen elçileriz biz.” “Açıkça tebliğden başka bir şeyle yükümlü değiliz biz.” Ahâli dedi ki: “Uğursuzsunuz siz, şayet vazgeçmezseniz, sizi taşlarız, acı mı acı bir azap size dokundururuz.” Elçiler cevap verdiler: “Uğursuzluğunuz sizinle beraber, çünkü siz imansızsınız, irşâd edildiniz diye mi böyle söylüyorsunuz? Haddi aşan toplumun tekisiniz siz!” Derken… Şehrin öte başından, koşarak bir adam geldi ve onlara dedi ki: “N’olur ey kavmim! Gelin siz bu elçilere uyun!” (Bu zat, Habib-i Neccar diye bilinir). “Sizden bir ücret istemeyen, sizden hiç menfaat beklemeyen, dosdoğru yolda yürüyen bu kimselere uyun!” “Hem ne olmuş ki bana? Neden tapmayayım beni yaratana? Hem sizlerin de dönüşü ancak olacak O’na!” “Hiç O’ndan başka tanrı edinir miyim! Zirâ Rahman bana zarar vermek dilerse, onların şefaati fayda etmez, hem kurtaramazlar da…” “O durumda ben, besbelli bir sapıklıkta olurum. Amma bakın: Ben Rabbinize inanıyorum, sizler de bunu işitmiş olun!” Ona “Buyur cennete gir!” denildi. O ise halkını hatırlayarak: “Ah halkım bir bilseydi!” dedi. “Ah bir bilseler; Rabbimin beni affettiğini, beni ikramlara gark ettiğini!” (Kur’ân-ı Hakim ve Açıklamalı Meali)

Kıssanın Hissesi:

Peygamberlerin ve Velilerin imtihanı: “Belaların en şiddetlisi insanların en kâmilleri olan peygamberlerin, sonra derecelerine göre Allah’ın velî kullarının üzerine gelir ” hadisi derecesine göre Salih kulların yaşayacağı imtihanlara “yolun kaderi” de denilen imtihan gerçeğine işaret eder.. Bu Nebevi beyanla peygamberlerin Allah dostlarının ve Salih kulların, manevi derecelerinin yüksekliği nedeniyle büyük imtihanlarla  karşılaştığı gerçeğini bize hatırlatır.

Bediüzzaman’ın Sabrı ve Affediciliği: Kastamonu’ya ilk geldiğinde çocukların taş atması olayına rağmen, onlara kızmak yerine dua etmesi ve bu olayın kendisine Yasin Suresi’nden önemli bir ayetin keşfine vesile olduğunu söylemesi, onun ne kadar saf bir kalbe ve affedici bir ruha sahip olduğunu gösterir. Bu durum, “zulmün açtığı sır kapıları” metaforunu destekler; yani zahiren kötü görünen bir olayın, manevi bir açılıma yol açabileceğini ifade eder.

* Manevi Dönüşüm: Çocukların daha sonra Bediüzzaman’a koşarak gelip elini öpmeleri ve duasını almaları, onun dualarının bereketiyle gerçekleşen bir manevi dönüşümü simgeler. Bu, iyiliğin ve sabrın, karşı tarafta bile olumlu bir etki bırakabileceğini ve hatta düşmanlık besleyenleri dostluğa çevirebileceğini gösterir.

* Zulmün Açtığı Sır Kapıları: Hatıranın genelinde vurgulanan temel fikir, maddi ve manevi zulümlere karşı kadere rıza ve aktif sabır göstermenin, Allah tarafından nice sır kapılarının açılmasına vesile olduğu gerçeğidir. Zorlukların aslında birer nimet ve manevi kemâlata vesilesi olabileceği hakikatini anlatır. Allah’ın “Alîm” (her şeyi bilen) ve “Hakîm” (her şeyi hikmetle yapan) olduğunun vurgulanması, yaşanan her zorluğun ardında ilahi bir hikmetin olduğu düşüncesidir.

* Âgâh ol :

Bu hatıra, imtihan ve sabrın Allah katındaki değerini anlatır. Bediüzzaman’ın şahsında, yaşanan her türlü sıkıntının, eğer doğru bir duruşla karşılanırsa, kişinin manevi derecesini yükseltebilecek önemli bir vesîle ve fırsat olduğu vurgulanır. Çocukların taş atması olayının, Bediüzzaman için yenir birşey öğrenme ve keşif ânı olması, olumsuzlukları pozitife çevirme kabiliyetini vurgular. Bu, sadece pasif bir sabır değil, aynı zamanda olayın ardındaki hikmeti aramaya yönelik aktif bir sabır ve tefekkür halidir.

Hâsılı, bu hatıra Bediüzzaman hazretlerinin hayatından bir kesiti kullanarak, zulmün ve sıkıntıların birer manevi arınma ve yükselme vesilesi olabileceğini, kadere rıza ve aktif sabır ile bu zorlukların Allah katında nice sır kapılarını açabileceğini anlatmaktadır. Bu, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde direnişin ve imanın gücünü vurgulayan ilham verici bir yaşanmışlıktır.

Bu yazı 25 kez okundu