111-) Yahudi ve Hristiyanları Dost Edinip Edinmeme

Din’in hükümlerini uygulamada kasten ihmalkâr davranmakla veya kendilerine bir şekilde benzemeye çalışmakla kâfirlere yanaşmak mümkün olmaz. Çünkü aradaki boşluk, pek derindir; imanla küfrün ortası yoktur. (Mesnevî-i Nûriye, “Habbe”)

Kur’ân-ı Kerim’de “Milletlerine tâbi olmadıkça Yahudiler ve Hıristiyanlar asla senden razı olmayacaklardır.” (Bakara Sûresi/2: 120) buyrulur. Âyet-i kerimede ‘din’ yerine ‘millet’ kelimesinin kullanılması onu anlamada çok önemlidir. Din kelimesi veya kavramı, mücerret bir kavramdır ve teorik olarak bir inanç, ibadet, ahlâk ve hayat sistemini ifade eder. Fakat ‘millet’ kavramı, bu sistemin hayatta tatbik edilen, yani pratiğe dökülmüş hali için kullanılır. Yani ‘millet’, bir dinin hayata tatbikle meydana getirdiği hayat tarzı, kültür ve medeniyet atmosferi demektir. Bu bakımdan, eğer din olarak İslâm’a bilerek karşı olan ve bu karşı oluş içinde yetişmiş insanlar, bunlar Yahudi veya Hıristiyan olabileceği gibi, hiçbir dine inanmayanlar veya başka din mensupları da olabilir, bir hayat tarzı olarak Müslümanlarla birlikte olmaktan hoşlanmayacakları gibi, hiçbir zaman Müslümanları da sevemez ve onlardan hoşnut olmazlar. Çünkü yukarıda da arz edildiği gibi, bilerek İslâm’a düşmanlık yapan kâfirlerin Müslümanlara ve İslâm’a düşmanlıkları küfürlerinin gereğidir. O bakımdan, İslâm’a kendi dinleri ve ideolojileri veya bütün bütün inkârcılıkları sebebiyle düşman olanlarla dostluk kurmak mümkün değildir. Dostluklarını temin için onlara Din’de taviz vererek veya Din’e önem vermez görünerek yaklaşmaya çalışmak boşunadır. Çünkü aradaki boşluk doldurulup, bir buluşma hattı kurulamaz. İmanla küfrün ortası da olmaz; kısmen kâfir, kısmen mü’min olunmaz. Böyle davranmaya çalışan Müslümanlar, Allah korusun, ya onlara katılır veya dalâlete düşer boğulur.

YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARI DOST EDİNİP EDİNMEME

Bu hususta ikinci bir mesele, Yahudilerin, Hıristiyanların, başka din mensuplarının veya dinsizlerin dinleri ve dinsizlikleri sebebiyle veya bir başka sebeple velî edinilip edilinemeyeceğidir. Kur’ân-ı Kerim, bu konuda şöyle buyurur: Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları velîler edinmeyin. Onlardan ancak kimisi kimisine velîdir. İçinizden kim onları velî edinirse, hiç şüphesiz böylesi onlardandır. Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez. (Mâide Sûresi/5: 51.) Tefsirde “Hüküm müştak üzerine olsa, me’haz-ı iştikakı, illet-i hüküm gösterir.” kaidesi vardır. Yani, bir metinde ifade edilen hüküm o metinde geçen bir kelimedeki manâya dayanıyorsa, bu kelime ve onun kullanılış sebebi o hükmün illeti olur. Âyet-i kerimede Yahudileri ve Hıristiyanları velî edinmekten nehiy vardır; yani buradaki nehiyden sebep, Yahudilik ve Hıristiyanlık’tır. Yahudiler, Hıristiyanlar, başka din mensupları veya dinsizler, dinleri veya dinsizlikleri sebebiyle velî edinilemez. Çünkü böyle bir velî edinmede nifak, yani kim hangi dinden dolayı velî edinilmişse o dine meyil var demektir. (Münazarat.)

Yoksa Kur’ân, hiçbir zaman hangi dinden olursa olsun, harbî, yani Müslümanlarla savaş halinde olmamaları kaydıyla kimseye iyilik yapmak ve iyi davranmaktan men etmez ve tarihimiz de ta baştan beri Müslümanlarla Yahudiler, Hıristiyanlar, hattâ Mecusiler ve Hindular gibi dînî topluluklarla bir arada yaşadığımız bir tarihtir ve İslâm, bu dinlerin mensuplarına karşı nasıl davranılması gerektiğini açık seçik beyan buyurmuştur: Allah, dininizden dolayı sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilikte bulunmak ve mümkün olduğunca âdil davranmaktan sizi men etmez. Şüphesiz ki Allah, hak ve adalet konusunda titiz olanları sever. Ancak Allah sizi, dininizden dolayı sizinle savaşan, sizi öz yurdunuzdan çıkaran ve çıkarılmanıza destek verenlerle dost olmak ve onları sahiplenmekten men etmektedir. Kim onlarla dost olur ve onları sahiplenirse, işte böyleleri zalimlerin ta kendileridir. (Mümtehane Sûresi/60: 8–9) İslâm, Kitap Ehli kadınlarla evlenmeye dahi müsaade ettiği gibi, Ehl-i Kitab’ın kestiğinin yeneceğine de hükmetmiştir. İslâm’da harbî olmamak kaydıyla başka dinler mensuplarıyla düşman olunacağına, onlarla insanî dostluk kurulamayacağına dair hiçbir hüküm yoktur. Tam tersi, yani harbî ve fiilî düşman olmayanlarla iyi geçinme, onlara da iyilikte bulunma, herkesin hakkını gözetme gibi emirler sözkonusudur. İslâm’ı tebliğ de elbette iyi münasebetleri gerektirir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 20 kez okundu