Kâfirlerin Müslümanlara ve ehl-i Kur’ân’a düşmanlıkları, küfrün gereğidir. Çünkü küfür, imana zıttır. (Mesnevî-i Nûriye, “Hubab”.)
Hz. Bediüzzaman’ın ifadeleriyle, “Küfür ile imanın ortası yoktur.” (Emirdağ Lâhikası II.) ve küfür ile iman, asla te’lif edilemez. Küfür ile iman birbirine zıt olduğu için özellikle bilerek küfreden kâfirler, mü’minlere, Müslümanlara, daha da öte, Allah’a, iman ve İslâm’a düşmandırlar. Çünkü bu düşmanlık, bizzat küfrün mahiyetinde vardır ve kâfirin küfrü sebebiyledir.
Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulur: (Ey Rasûlüm,) Biz, sen Kur’ân okur (ve Kur’ân’la İslâm’ı tebliğ ederken seninle Âhiret’e inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz. Ve kalblerinin üzerine Kur’ân’ı anlamalarına mani kılıflar geçirir, kulaklarının içine de ağırlıklar yerleştiririz. Sen, Kur’ân’da (ilâh ve rabb olarak) sadece Rabb’ini zikreden âyetleri okuduğunda onlar nefretle arkalarını dönüp gidiyorlar. Senin okuyuşunu dinlerlerken gerçekte neyi duymak istediklerini ve gizli yerlerde ise, Allah’a şirk koşmada önü çeken o zalimlerin diğerlerine, “Siz, başka değil, ancak büyüye tutulmuş bir adamın arkasından gidiyorsunuz!” dediklerini Biz çok iyi biliyoruz. Bak (Rasûlüm), hakkında ne tuhaf benzetmeler uyduruyorlar; böyle diye diye tamamen sapıp gittiler de, artık kendilerini hidayete ulaştıracak yolu bulabilecek durumda değildirler. (İsrâ Sûresi/17: 45–48.) Açıktır ki, bile bile kâfir olanlar, Allah’tan, Allah’ın Adı’nın anılmasından ve O’nun ortakları olduğunun reddedilmesinden nefret etmekte, bunları duymak bile istememektedirler. Ayrıca, Âhiret’i de inkâr etmektedirler. Gerçekleri bile bile gizledikleri, imana asla niyetleri olmadığı ve inkârlarında bile bile direttikleri için artık kalbleri ve gözleri perdelenmiş, kulakları örtülmüştür. Rasûl-ü Ekrem (s.a.s.) hakkındaki iftiraları da, sadece küfürlerine mazeretten ibarettir. Bu durum, her zaman aynıdır, değişmemiştir ve değişmez.
Günümüzde de İslâm’ın bazı şiarlarına karşı çıkarken aslında İslâm’a ve imana karşı çıkılmakta, “yaşam tarzına müdahale korkusu” gibi korkular seslendirilirken, aslında yalan söylenmekte ve İslâm’ın şiarlarına tahammülsüzlüğe bahane uydurulmaktadır. Küfür, temelde Allah’a karşıdır, Peygamber’e karşıdır, Kur’ân’a karşıdır, imana ve İslâm’a karşıdır; Müslümanlara da sadece iman ve İslâmlarından dolayı karşıdır ve düşmandır. O bakımdan, kâfirlerin Müslümanlar ile samimî ülfet ve muhabbeti mümkün değildir; bunun imkânsızlığı bizzat küfürden, küfrün mahiyetinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, Müslümanların küfürde bilerek direten kâfirlere muhabbeti, boşa gitmeye mahkûmdur. Kur’ân, kâfirleri ebedî ceza ile mahkûm etmiştir.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |