114-) Korkmakla din rüşvet verilmez

Korkmakla din rüşvet verilmez. Korku ve zaaf, haricî tesirleri yüreklendirir. (Sünuhât)

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden bu yana pek çok aydın, Batı’nın bize dinimizden dolayı düşman olduğu, hattâ onunla bağımızı gevşetirsek, koparırsak, Batı’nın düşmanlığından kurtulabileceğimiz vehmine kapılmış ve bunu bir iddia olarak zaman zaman seslendirmişlerdir. Oysa Batı’nın özellikle Müslümanlarla münasebetlerinde koyu birer dindar (Hıristiyan) gibi davranan idarecileri, Hz. Bediüzzaman’ın ifade buyurduğu gibi [..] bizi İslâm’dan, Kur’ân’dan koparmadıkça Müslümanlara hakim olamayacaklarını görmüşlerdir. İngiltere’de 19’uncu asrın sonlarında, 1883’te başbakan Gladstone, Avam Kamarası’nda Kur’ân’ı eline alarak, “Kur’ân Müslümanların elinde oldukça onlar üzerinde hakimiyet kuramayız. Ya bu Kur’ân’ı onların ellerinden almalı, ya da ona olan sevgilerini yok etmeliyiz!” demiştir. Bediüzzaman’ı Bediüzzaman olmaya iten, bir bakıma Gladstone’un bu sözü olmuştur. Bu sözü sarfedildiği tarihten 16–17 yıl sonra Van’da vali Tahir Paşa’nın konağında bir gazetede okuyan Bediüzzaman, “Kur’ân’ın söndürülemez manevî bir güneş olduğunu bütün dünyaya ispat edecek ve göstereceğim!” diye azmetmiş, (Tarihçe-i Hayat, “Birinci Kısım: Ilk Hayatı”.) o andan itibaren çalışmalarının istikametini değiştirmiş, bütün okumalarını, mütalâalarını Kur’ân’ı anlama, anlatma, onun İlâhî kaynağını ispatlama maksadına yöneltmiştir.

Müslümanların düşmanları onların gücünün kaynağının İslâm olduğunu bilirken, İslâm dünyasının bazı aydınları, düşman korkusuyla İslâm’ı rüşvet vermeyi, onunla olan bağlarımızı gevşetmeyi düşünüp teklif edebiliyordu. Oysa bu rüşvet verme Müslümanların asıl gücünü dinamitleyeceği gibi, hiçbir zaman sözkonusu Batı’lı yönetimleri de emellerinden vazgeçiremezdi. Nitekim böyle oldu. Din’i rüşvet vermekle Batılılaşamadığımız, kendimizi onlara sevimli gösteremediğimiz gibi, istiskal gördük. Bir insan olsun, bir devlet olsun, düşmanları karşısında acz, korku ve zaaf sergilerse, bu, ancak düşmanı ve ondan gelecek menfî tesirleri daha da yüreklendirir ve artırır. Dolayısıyla, düşman karşısında daima güçlü, birlik içinde ve cesur olmak, öyle olunamadığı zamanlarda bile öyle görünmek esastır.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 22 kez okundu