127-) Bütün varlıklar, Cenab-ı Allah’ı tesbih eder..

Varlıkların en küçükleri gibi en büyük ve küllîlerinin de kendilerine göre tesbihatı vardır; yani bütün varlıklar, Cenab-ı Allah’ı tesbih eder. (Sözler, “14. Söz, 3. Mesele”)

ALLAH’I HAMD İLE TESBİHİN MANÂSI

Tesbih, tenzihtir; yani, Cenab-ı Allah’ın O’na ait olmayan ve O’na ait olması asla mümkün bulunmayan her türlü sıfattan mutlak münezzeh olduğunu ilan etmektir. Cenab-ı Allah (c.c.), hiçbir şekilde yara-tıklara benzemez; ne O herhangi bir şey gibidir, ne de hiçbir şey O’nun gibidir. (Şûrâ Sûresi/42: 11)

Cenab-ı Allah (c.c.), doğurmamıştır, doğurulmamıştır; yani doğma, doğurma; eş, evlat, çocuk sahibi olma; sonradan meydana gelmiş bulunma; zaman ve mekân buudlu olma; şu veya bu şekilde ortakları bulunma; yaratılmışlardan bir şeyle birleşme ve yaratılmış bir şeyin O’na katılması (hulûl), O’nunla birleşmesi (ittihad), herhangi bir cismi bulunma; yaratılmışlara benzeme, benzeri ve zıttı olma gibi her türlü sıfattan mutlak uzaktır. Dolayısıyla, Hıristiyanlık’taki baba ve oğul itikadı, bazı müşriklerdeki cinleri ve melekleri Cenab-ı Allah’ın çocukları, kızları görme, Müces-sime’nin tecsim (Allah’a cisim atfetme) itikadı, Müşebbihe’nin teşbih, yani Allah’ı bir şeye benzetme itikadı, Allah’a yer ve zaman isnadı, müşriklerin Cenab-ı Allah (c.c.) için Zâtı’nda veya Sıfatları’nda veya icraatında ortaklar kabul etmesi (şirk) gibi her türlü itikad, tamamen dalâlettir. İşte büyük–küçük bütün varlıklar, Cenab-ı Allah’a tesbihte bulunur; yani, O’nun bütün bu tür vasıf ve sıfatlarla, bu tür yakıştırmalarla hiçbir alâkasının olmadığını ve olamayacağını ilan eder. Kâinatta zerrelerden sistemlere ve galaksilere, yeryüzüne ve göklere kadar her nesne, her şey; kâinattaki ve her bir şeydeki muhteşem denge; asla aksamayan intizam ve nizam; her şeyin her bir şeyle, her bir şeyin her şeyle münasebeti; her bir varlığa takılan onca fayda ve hikmetler; en küçük manâsızlık ve abesiyetin olmaması; Cenab-ı Allah’ın tarih boyu bazı insanların Kendisi’ne atfettiği ve yukarda bazıları zikredilen her türlü sıfattan mutlak münezzeh olduğunu açıkça ortaya koyar. Allah’a inanmayanların dünyaya gönderilme, anne–baba, aile ve ırklarının seçimi, doğum ve ölüm yer ve tarihleri, fizikî yapıları, temel ihtiyaçları ve bunların giderilme yolları, vücutlarının çalışması gibi varoluşlarını çevreleyen cebrî şartlar da, aynı şekilde Cenab-ı Allah’ı tesbih eder. Bütün varlıklar Allah’ı bu şekilde tesbih etmekle kalmaz; dikkatli, ön yargısız, özellikle iman gözüyle bakıldığında O’nun nasıl olduğunu, kemal sıfatlarıyla nasıl muttasıf bulunduğunu, O’nun mutlak Hayat, İlim, İrade, Görme, İşitme, Kelâm, Kudret ve Var Kılma sıfatlarına sahip, her icraatında pek çok hikmetler bulunan, ezelî, ebedî ve tek bir Allah olduğunu da gösterir. Yani, her bir varlık, Cenab-ı Allah’ı sadece tesbih etmekle kalmaz, O’na hamdde bulunur; O’nu hamd ile tesbih eder.

Hz. Üstad Bediüzzaman, namazın mü’minin enfüsî miracı olmasına mukabil, mü’minin âfâkî miracı niteliğindeki Âyetü’l-Kübra Risalesi’ne, şu ayeti serlevha yapmıştır: Yedi gök, yer ve onların içinde bulunan herkes her şey, O’nu tesbih (şirkin dayandığı ve ifade ettiği her türlü eksiklik, kusur ve noksanlıktan tenzih) eder. Hiçbir şey yoktur ki, O’nu hamd ile beraber tesbih ediyor bulunmasın; gel gör ki, siz onların tesbihlerini, tenzihlerini anlayamıyor (ve O’na şirk koşuyorsunuz). O, (bunca izzet ve azametiyle beraber, kullarının en ağır günahları karşısında bile yine de) çok sabırlı, çok müsamahalıdır ve çok bağışlayandır. (İsrâ Sûresi/17: 44) Bu âyet, yukarıda sözü edilen manâları ortaya koymaktadır. Yani, bir zerre tek başına Cenab-ı Allah’ı tesbih ederken, bir atom elektronları, proton, nötron ve çekirdekleri sayısınca başı ve bu başlarındaki diller adedince Allah’a tesbih ve hamdde bulunur. Yeryüzü ise, en az üzerindeki varlıklar sayısınca başları ve dilleriyle Allah’a tesbih ve hamdeder. İşte, her bir varlığın tesbih ve hamdini Misal Âlemi’nde ona tercümanlık yapıp gösterecek, Ruhlar Âlemi’nde temsil ve ilan edecek bir melek vardır. Bu meleklerin de, vekili bulundukları, temsil ettikleri varlık ne kadar baş ve dille Cenab-ı Allah’ı tesbih ve O’na hamdediyorsa, o kadar başları ve dilleri bulunur.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 24 kez okundu