141-) İhtira Delili

Varlıklar, yoktan var edilir. İhtira Delili denilen bu gerçek de Var Eden’i, yani Allah’ı gösterir. (Lem’alar, “23. Lem’a, Hâtime; 30; Muhakemât, “3. Makale, 1. Maksat”)

Bu delilin özeti şudur: Yaratıkların her türüne ve her ferdine, o tür ve fertten beklenen eserleri netice verecek ve isti’dadının en üst seviyesine uygun bir vücut giydirilir. Hiçbir tür, silsile silsile ezele uzanmaz; çünkü “imkân” bırakmaz. Yani, hiçbir ferdin veya türün varlığı zarurî değildir; var olup olmamaları aynı derecede mümkün ve muhtemelken, tercih edici bir İrade ile Kudret, onları varlık sahasına çıkarmıştır. Zaten, fertlerin zaman içinde (sonradan) ortaya çıktığını gözlerimizle apaçık görmekteyiz. Onların oluşturduğu türlerin de aynı şekilde zaman içinde ortaya çıktığını akıl gözü görür. Değişken, üzerinde tasarrufta bulunulan ve dolayısıyla zamana bağlı bulunan bir şeyin, dolayısıyla maddenin de ezeliyeti mümkün değildir.

Her bir tür gider, bir Âdem’ine, yani ilk büyük pederine dayanır. Şu kadar ki, varlıkların nesil ber nesil geriye uzanması, onları yaratanın ilk pederleri olduğunu da göstermez. Çünkü o da, zaman içinde ortaya çıkmış olup, varlığı zarurî ve ezelî bir Yaratıcı’ya muhtaçtır. Esasen jeoloji, zooloji, paleontoloji ve botanik gibi (b)ilimler, yüz binlerce türün zaman içinde ortaya çıktıklarına şehadet ettiği gibi, vehmî ve itibarî (nominal) olan kanunlar ve şuursuz olan tabiî sebepler ise, bu ölçüde hayret verici silsileler ve bu silsileleri oluşturan fertler denilen sayısız ve harika İlâhî makinelerin icat ve yapılmasına hiçbir kabiliyeti olmadığından, her bir fert ve her bir türün Sâni-i Hakîm’in Kudret elinden çıktığını ilan edip ortaya koymaktadır. Evet Sani’-i Zülcelâl, her şeyin alnına hudûs (sonradan olma) ve imkân (varlığı zarurî değil, mümkün olma) damgasını koymuştur.

EVRİM İDDİASI, KENDİSİYLE ÇELİŞİR

Burada yeri gelmişken belirtelim ki, evrim, her bir varlığı mümkünlükten zarurîye çıkarır, çünkü onları tabiata, tesadüflere veya kendilerine havale eder. Yani, onların yokluktan varlık âlemine çıkmasını dileyen küllî bir irade ve şuurun varlığını kabûl etmez; dolayısıyla onların varlığını kendiliklerinden zarurî addetmiş olur. Varlıkların varlığını mümkünlükten zarurîliğe çıkarma ise tesadüfü reddeder. Çünkü, zaruretin olduğu yerde tesadüf olmaz. Oysa evrim, varlıkları tesadüfe havale eder. Öte yandan, fizik ise zarureti reddeder. Çünkü küllî bir irade ve şuura bağlı olmayan zarurette kanunlar mutlak, kanunlarla birlikte her şey istisnasız olmalıdır. Atom veya quantum fiziği ise bu mutlaklığı kesinlikle kabûl etmemektedir. İkinci olarak, varlıkta zaruret, hariku-lâdeliğe de yer vermez; oysa harikulâdelikler pek çoktur. Şu halde, evrimin de, varlığı tabiata, tesadüflere, sebeplere havale etmenin de taşıdığı en küçük bir gerçeklik yoktur.

HER VARLIK, DİĞERİNDEN ÖZ, YANİ MAHİYET İTİBARİYLE FARKLIDIR VE HER VARLIK, MAHİYETİ VE FERDÎ HUSUSİYETLERİYLE DÜNYAYA GELİR

Türler, cevherleri, yani özleri, mahiyetleri itibariyle birbirlerinden farklıdır. Mahiyet, maddî değildir. Dolayısıyla, fertler ve türler arasındaki farklılık, öze aittir; çünkü araz olan beden, bedendeki hücreler değiştikçe yerlerine mahiyet aynılığından dolayı misliyle aynı hücreler gelmekte ve her fert, bütün hususiyetleriyle kendi olarak kalmaya devam etmektedir. Ve her fert, zahirî yapıdaki ortaklığa karşılık, her bakımdan diğerinden ayrıdır. Bu da, her bir varlığın bütün hususiyetleriyle beraber yaratıldığını ortaya koymaktadır. Bunun yanısıra, zerrelerin hareketlerinden kaynaklandığı ileri sürülen kuvvet ve suretler (form, biçim) de, bu farklılığa kaynak olamaz. Çünkü kuvvet de, suretler de cevher olmayıp, arazîdir, (yani cevhere eklenmedir, onun dışta aldığı şekildir.) Araz ise, cevher değildir. Şu halde, bütün farklılıkları içinde türler ve her bir türü diğerinden ayıran duyular, uzuvlar ve husûsiyetler, yoktan var edilmişlerdir. İhtira, yani yokken var etme delilinin özeti budur.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 5 kez okundu