Eğer sebep ve vasıtaların icat veya yaratmada hakikî tesiri olmuş olsaydı, sebep ve vasıtaların çokluğu ve muhtelif olmasından dolayı eserdeki sanatın farklı mükemmelliklerde olması gerekirdi. Oysa böyle değildir. (Hutbe-i Şamiye)
Üstad Bediüzzaman’ın Cenab-ı Allah’ın (c.c.) varlığı ve Birliği adına en muhteşem tesbitlerinden biri de budur. Nasıl “İnsanın ihtiyarî, yani iradesiyle meydana getirdiği eserlerinin mükemmel olamaması, cebri nefy, ihtiyarı ispat eder.” (Hutbe-i Şamiye.) tesbiti Cenab-ı Allah’ın varlığı, Birliği, yaratıcılığı, bütün Sıfatları’nın sonsuzluğu ve mutlak kemali, hem de insanın irade ve sorumluluk sahibi bir varlık olduğu konusunda yeter bir açıklama ve delilse, bu da, Hz. Allah’ın varlığı ve Birliği konusunda yeter bir açıklama ve delildir.
KÂİNATIN NİZAM VE İNTİZAMI VE BİLİMLERİN KANUNLARI
Açıkça görüyoruz ki, kâinatta onu inceleyen fizik, kimya, astronomi, biyoloji, zooloji gibi bilimlerin temellerini oluşturan “kanunlar”ın kaynağı sarsılmaz ve bozulmaz muhteşem bir intizam ve düzen vardır. Bu intizam ve düzen gibi, Kur’ân-ı Kerim’de “Rahmân’ın yaratmasında bir boşluk, bir düzensizlik görmezsin. Çevir gözünü bir bak, bir kusur, bir çatlaklık görür müsün? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak; gözün sana, (Allah’ın yaratmasının ihtişamı karşısında) hakir olarak (O’nun yaratmasında hiçbir kusur bulamamanın ezikliği ve bitkinliği içinde) geri dönecektir.” (Mülk Sûresi/67: 3–4. ) âyetlerinde açıkça ifade olunduğu gibi, kâinatın tamamında, onu meydana getiren bütün eşyada, Cenab-ı Allah’ın bütün eserlerinde kusursuzluk, tam bir mükemmellik müşahede edilmektedir.
Cenab-ı Allah’tan insanın bazı yanlış davranışları ve müdahelelerine ceza olarak gelen kuraklık veya fazla yağış gibi ya da ekosistemde veya kâinatta kendisine tanınan sahada insan elinin yanlış icraatları gibi sebeplerin yol açtığı kusurlar ise –meselâ, doğuştan spastik özürlülük– hiçbir zaman her bir unrusuyla kâinattaki, yani Cenab-ı Allah’ın eserlerindeki mükemmelliğe zıt ve onu yaralayıcı görülemez. Sözkonusu mükemmellik ve kâinattaki kusursuz intizam ve düzen, zerrelerine varıncaya kadar her bir unsuruyla bütün kâinatı eksiksiz bilen, mutlak irade sahibi ve dilediğini dilediği gibi yapma kudretini haiz tek bir Yaratıcı’yı gösteren en belirgin delillerdendir.
FAİLDEKİ FARKLILIK, FİİL VE ESERDE DE GÖRÜLÜR
Eğer genellikle kâinatın işleyişinden çıkarılan sonuçların adları olan ismî ve itibarî (nominal) varlık sahibi “kanunlar”ın, sadece bir plan veya “basılmış” bir eserden ibaret olan tabiatın ve “tabiî” sebeplerin yaratmada bir rolü bulunmuş olsaydı, bu takdirde bunların her birinde bütün zerreleriyle birlikte kâinattaki her bir şeyi ve tamamını bilen bir şuurun, ilmin, iradenin ve kudretin bulunması gerekirdi. Çünkü eserdeki mükemmellik, mutlak intizam ve düzen, bunu gerektirir. Fakat şunu görüyoruz ki, basit değil, sayısız denebilecek unsurdan, varlıktan müteşekkil mürekkep bir bütün olan “tabiat”taki her bir parça veya unsur ve “tabiî” sebepler dediğimiz şeyler, birbirinin aynısı değildir.
Dolayısıyla ve her birinin canlı ve şuurlu olduğunu varsaymış olsak, her biri aynı güç, kudret ve kapasitede olmadığından, kâinattaki her bir şeyde aynı seviyede bir mükemmelliğin bulunması imkânsızdır. Yani, nasıl insanların eserleri insanlardaki kapasite ve kabiliyet farklılıklarından dolayı birbirinin aynısı ve aynı kıymette olamıyorsa, hattâ, meselâ bir bal peteğini oluşturan bütün odacıklar birbirinin tıpatıp aynısı iken, bir insan, diyelim ki çizdiği bir üçgeni aynı boyutta ikinci defa çizemiyorsa, bunun gibi, kâinattaki veya “tabiat” ve “tabiî” sebeplere atfedilen eserlerin de aynı şekilde birbirinden farklı olmaları gerekir.
SEBEPLERDEKİ SONSUZCA FARKLILIĞA RAĞMEN KÂİNATTA HER BİR ESERDEKİ MÜKEMMELLİK ALLAH’I GÖSTERİR
Hiçbir insan, hiçbir hayvan, aynı seviyede beslenmez; tarlalar her zaman birbirleriyle aynı seviyede, aynı kıvamda toprak sahibi ve su almış olamazlar. Buna rağmen, her insan, her hayvan, kusursuz olarak dünyaya gelir; her tarlada yetişen buğdaylar, elmalar, patlıcanlar vb., –yukarda arz edilen haricî sebeplere bağlı rekolte ve nitelik farklılıkları dışında– aslî yapı itibariyle aynı mükemmelliktedir. Bir ağacın bütün yapraklarının renklerinde bile farklılık görülmez; bazı yapraklar daha koyu, bazıları daha açık olmadığı gibi, yaprak olsun, meyve olsun, çiçek olsun, ot olsun, renklerde “boyama” derece veya farklılıkları bile söz konusu değildir.
Demek oluyor ki, hiçbiri farklı kapasite ve kabiliyetteki farklı farklı “sebepler”in değil, hepsi aynı İlim, İrade ve Kudret’in eseridir; bunlara sahip olan Zât, her varlığa aynı derecede yakındır; hepsini aynı derecede bilmektedir. Yoksa bazısı O’ndan, İlim, İrade, Kudret ve diğer Sıfat ve İsimleri’nin tecellî sahasından uzak, bazısı bunlara daha yakın; bazısını O vasıtayla, bazısını vasıtasız yaratıyor; bazısına daha çok önem verirken, bazısını ihmal ediyor değildir.
İşte, içindeki her şeyle kâinattaki aynı seviyede görülen itkan ve mükemmellik, Cenab-ı Allah’ın varlığına, birliğine, Sıfat ve İsimleri’ndeki sonsuzluk ve mutlak kemale tam bir delil teşkil etmektedir.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |