146-) Nûraniyet, şeffafiyet, intizam, imtisal veya itaat ve muvazene veya denge..

Nûraniyet, şeffafiyet, intizam, imtisal veya itaat ve muvazene veya denge, kâinattaki veya eşya arasındaki bağlardandır ya da dinamiklerdendir ki, İlâhî Kudret’in hakimiyet ve icraatının rasat menfezleridir. (Sözler, “29. Söz, 2. Maksat, 3. Esas, 3. Mesele”; Lem’alar, “29. Lem’a, 3. Bab, 5. Mertebe”)

CENAB-I ALLAH’I VE İCRAATINI ANLAMADA ÖNEMLİ HUSUSİYETLER: NÛRANİYET, ŞEFFAFİYET, İNTİZAM, İMTİSAL VEYA İTAAT VE MUVAZENE

Aynanın parlak ve siyah iki yüzü gibi eşyanın ‘mülk’ denilen kesif ve ‘melekût’ denilen şeffaf iki yüzü vardır. Kesif yüzü bu, yani maddî âleme, şeffaf yüzü, gayr-ı maddî Melekût Âlemi’ne bakar.

Nûraniyet:

Maddî âlemdeki yarı nûranîlik, Melekût Âlemi’ne misaldir. Nûranîlik, aynı anda sayısız denecek yerde bulunabilmeye sebeptir. Güneş, bütünüyle maddî bir varlık olmakla birlikte, yarı nûranîliği sebebiyle atmosferi ve bir yarımküreyi aydınlattığı aynı anda tek tek bütün cisimleri de aydınlatır; bir okyanusun tamamında, ondaki her bir kabarcıkta aksiyle bulunduğu aynı anda, tek tek her kabarcıkta, cam parçaları gibi her şeffaf cisimde de bulunur. Ruh, tamamen nûranîdir; dolayısıyla peygamberler ve rûhen inkişaf etmiş velîler, güneş gibi aynı anda binlerce yerde Allah’ın izniyle temessül edebilir; ruhlarının yansımasıyla görünebilir ve birtakım icraatta bulunabilirler. Nasıl yaratılmış yarı nûranî ve nûranî varlıklar için bile bu böyle ise, isimlerinden biri Nûr, Nurlar Nûru olan Hz. Allah (c.c.) için ve yine tamamen nûranî olan Kudret’i, bütün diğer Sıfatları ve İsimleri için icraatları ve tasarruflarının önünde hiçbir engel yoktur ve olamaz. O, biri diğerine mâni olmadan ayna anda sayısız varlığı birden yaratabilir; bütün duaları aynı anda işitip her birine cevap verebilir; tek tek her şeyi, her hadiseyi ve bütün eşyayı ve hadiseleri aynı anda görür; bütün sesleri tek tek ve aynı anda işitir; her bir varlığa ve bütün varlıklara aynı anda rızklarını verir. Ve, “Sizin hepinizi yaratmak da, ölümüzün ardından (Âhiret’te) hepinizi diriltmek de, (O’nun için) ancak bir kişiyi yaratmak ve diriltmek gibidir. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla görendir.” (Lokman Sûresi/31: 28.) âyetinde buyrulduğu gibi, O’nun için bütün varlıkları bir anda yaratmak ile bir varlığı yaratmak, Kıyamet Günü bütün ölüleri diriltmekle tek bir ölüyü diriltmek arasında hiçbir fark yoktur ve olmayacaktır.

Şeffafiyet:

Kâinatta ve eşya arasında ikinci önemli bağ ve dinamik, şeffafiyettir. Eşyadaki şeffafiyet sırrıyla, güneşin misalî sureti veya aksi, tek tek aynacıklarda, cam parçalarında, canlıların göz bebeklerinde ve her bir su damlacığı veya suyun yüzündeki kabarcıklarda bulunduğu aynı anda denizlerin, okyanusların, ırmakların yüzünde de birden bulunabilir. Bunun gibi, varlıkların melekûtiyet ve mahiyet yüzleri şeffaf ve parlak olması sebebiyle İlâhî Kudret, tek bir şey ile bütün eşya üzerinde aynı anda biri diğeri mâni olmadan tecelli eder ve tasarrufta bulunur; tek bir şey ile bütün eşyayı aynı anda yaratır; Kıyamet’te tek bir nefis ile bütün nefisleri aynı anda biri diğerine engel olmadan diriltecektir. İntizam, eşya arasındaki veya kâinattaki bir diğer bağdır. Bir saatin, bir fabrikanın çarkları arasında nasıl iç içe bir münasebet ve tam bir intizam ve intizamdan kaynaklanan düzen var ise, kâinattaki her bir varlıkta, kâinatın tamamında ve kâinatı teşkil eden bütün eşya arasında da böyle bir intizam ve düzenin varlığı söz konusudur. Bu intizam sırrıyla büyük bir şehir, elektrik sistemindeki tek bir düğmeye basmakla aydınlatılabilir; büyük bir gemi veya uçak, bir düğmeye dokunmakla harekete geçirilir. İşte, her şeyi kuşatan İlâhî İlm’in düsturlarıyla, ezelî-ebedî Hikmet’in kanunlarıyla ve nasıl isterse öyle dileyen Mutlak İrade’nin usulleriyle parça–bütün, küçük–büyük, az–çok her şeye onların asıl varlığını oluşturan belli bir mahiyet, bir binanın planı gibi manevî ve Kaderî bir kalıp, sınırları belli ve bütün parçaları birbiriyle her bakımdan bağlantılı bir yapı, mahiyetine göre giydirilmiş bir vücut ve belli bir ölçü verildiğinden, tek tek her şeyde ve bütün kâinatta mükemmel bir intizam ve bundan kaynaklanan muhteşem ve sarsılmaz bir düzen hakimdir. Dolayısıyla, İlâhî Kudret’in bir zerreye hükmetmesi, bir zerreyi dilediği tarzda idare etmesi, bir zerre üzerinde mutlak tasarrufta bulunması ile bütün eşyaya ve kâinata hükmetmesi, bütün eşya ve kâinatı dilediği şekilde idare etmesi ve bütün eşya ve kâinat üzerinde tasarrufta bulunması arasında hiçbir fark ve zorluk–kolaylık meselesi söz konusu olmaz. Bundandır ki, bu ezelî–ebedî Kudret’e isnat edildiği zaman bütün kâinatın var kılınmasının nasıl tek bir zerrenin, tek bir otun, tek bir çiçek veya tek bir insanın yaratılması kadar kolay olduğu anlaşılacaktır.

İmtisal/itaat:

Kâinattaki veya eşya arasındaki diğer bağ olan imtisal veya itaat sırrıyla bir komutan tek bir eri “Arş!” emriyle harekete, “Hazrol!” emriyle hazrola geçirdiği ve “Rahat!” emriyle durdurduğu gibi, aynı anda bütün bir orduyu da aynı emirlerle harekete ve hazrola geçirebilir veya durdurabilir. Çünkü tek tek her er de, bütün ordu da, aynı anda tek bir komutana itaat halindedir. Bunun gibi, tek tek her bir şey ve bütün eşya veya bütün kâinat, aynı anda İlâhî İrade’nin kanunlarına, İlâhî Rubûbiyet’in emirlerine, İlâhî İlim ve Hikmet’in düsturlarına tam bir itaat halindedir. İlâhî Rubûbiyet’ten, yani Cenab-ı Allah’ın Rabblığından “Yokluktan varlığa çık ve vazife başına geç!” emrini aldığı anda İlâhî İlm’in tayin ettiği ve İlâhî İrade’nin tahsis buyurduğu tarzda İlâhî Kudret’in tek bir şey veya fert ile bütün kâinata varlık elbisesi giydirip, her bir şeyi kendine has vazifenin başına geçirmesi arasında fark olmaz. Nasıl yaratmada İlâhî Kudret için tek bir şey ile bütün kâinat aynı nitelikte ve aynı kolaylıktadır, Kıyamet Günü tek bir nefsi diriltip Mahşer Yerine’ne sevketmekle bütün ölmüş nefisleri diriltip Mahşer Yerine’ne sevketmek, Âhiret’in diğer âlemlerinden geçirmek, sorguya çekip yargılamak, nihayet Cennet’e veya Cehennem’e göndermek de aynı nitelikte ve kolaylıkta olacaktır.

Muvazene/denge:

Muvazene veya denge hali, eşya arasında veya kâi-natta bulunan bir diğer bağ veya dinamiktir. Evet, hem tek tek her şeyde, hem de bütün kâinatta tam bir denge hakim olup, fezada hareket eden sayısız cisimler ve varlıkların vücutlarını teşkil eden zerreler ve organlar, muhteşem bir denge içinde varlıklarını ve vazifelerini hiçbir sapma göstermeden en mükemmel biçimde sürdürmektedirler. İşte, bu denge sırrıyla, boşlukta obabildiğince hassas çok büyük bir terazi farzedelim. Bu terazi iki gözünde iki cevizi de birbiriyle tartar, iki büyük dağ, güneş veya yıldızı da tartar. Eşyadaki ve kâinattaki son derece hassas denge sebebiyle, bu terazinin iki gözünde ister iki cevizi tartalım isterse iki güneşi tartalım, gözlerden birine tatbik edilecek çok küçük bir kuvvet veya ilave edilecek çok küçük bir ağırlık, gözlerden birini göklere kaldırırken, diğerini yerin dibine indirir. Demek ki, eşyadaki ve kâinattaki denge itibariyle en küçük şey en büyük şeye, bir zerre kâinata denktir. Aynen öyle de, varlıkların varlık sahasına çıkması ile çıkmaması aynı derecede imkân dâhilindedir. Çünkü, varlığı kendinden olmayan hiçbir şeyin varlığı mecburî veya zarurî olamayacağı için, yaratılmış hiçbir varlık, zarurî veya mecburî değildir. Onların varlık sahasına çıkmasına hükmedecek mutlak bir İrade olmazsa, her bir şey, varlık ile yokluk arasındaki dengede asılı kalır. İşte, İlâhî İrade’nin dilemesiyle İlâhî Kudret’in bir tek mümküne, yani varlığı ile yokluğu aynı derecede mümkün olana vücut vermesi dengeyi birden varlık lehinde bozar ve dolayısıyla her şeye varlık vermekle tek bir şeye varlık verme Kudret için aynı olur. Kıyamet Günü de İlâhî İrade’nin tek bir nefsin dirilmesini dileyip, Kudret’in tek bir nefsi diriltmesi, ölü olarak kalmak ile dirilmek arasındaki dengeyi birden dirilme lehinde bozacağı için, tek bir nefsin diriltilmesi ise bütün nefislerin diriltilmesi Kudret için aynı kolaylıkta olur. Netice olarak, kâinattaki ve eşya arasındaki nûraniyet, şeffafiyet, intizam, imtisal veya itaat ve muvazene veya denge bağları veya dinamikleri, İlâhî Kudret için tek bir şeye varlık ve ölümü vermek ve onu diriltmekle bütün kâinata veya eşyaya varlık ve ölümü vermek ve onları diriltmek arasında hiçbir fark olmadığını, olamayacağını ortaya koyar.

MATERYALİZM VE DARWİNİZM HURAFELERİ

Tamamı Cenab-ı Allah’ın fiillerinin eseri olan kâinattaki her bir zerre, Allah’ın İlmi’ne ve İradesi’ne işaret eden fıtrî düzen veya sistemin her bir kaidesi, bağı ve dinamiği, Cenab-ı Allah’ı Sıfatları ve İsimleri’yle tanıtır ve “Bir insan sofistler gibi kendi varlığından ve kâinatın varlığından şüpheye düşebilir ama, Cenab-ı Allah’ın varlığından asla şüphe edemez.” ölçüsünde akıl gözüne gösterirken, materyalistler ve Darwinistler, mutlak hayat, ilim, irade, kudret, görme, işitme, konuşma ve var etme gerektiren şu muhteşem kâinatı olmayan tesadüflere, haricî varlığı bulunmayan kanunlara veya bir eserden ibaret “tabiat”a verebilmekte, Cenab-ı Allah’a tanımadıkları ezeliyeti, varlığı kendinden olmayı, ilmi, iradeyi, kudreti, görme, işitme, konuşma ve var etmeyi cansız, şuursuz, ilim ve iradeden tamamen yoksun, değişken, münfail, yani üzerinde tasarrufta bulunulan ve değişken ve münfail olduğu için sonradan ortaya çıktığı apaçık maddeye verebilmektedirler. Doğrusu, insanı insanlığından utandıran bu hurafeler de ilim adına ileri sürülebilmektedir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 4 kez okundu