İnsan, Allah’ın (celle celâlûhu) sanatını ve esma-ı ilahiyeyi yansıtması, donanımı, dünyada bulunuş keyfiyeti, rahmâniyet ve rahîmiyetin kendisinde odaklaştığı bir varlık olarak, sevilmeye ve değer verilmeye en layık olan varlıktır. Her bir insanın kıymet ve mahiyeti kâinat çapındadır. Hele hele inanmış bir insansa söz konusu olan. Ondaki iman cevheri onu değerler üstü değerlere ulaştırır ve o bununla ebedi bir cennete ehil hâle gelir. Onun içindir ki cennete layık ve cennete müştak olan, cennetten başka bir şeyle tatmin olması mümkün olmayan insanın ne yapılıp edilerek imanla ve Rabbiyle arasında engellerin kaldırılmasına yardımcı olunmalı, onun irşat, nasihat gibi ameliyelerle ahiret hesabına kazanması sağlanmalıdır.
Bu hakikati en iyi bilenler de iman, marifet ve ilimde zirveleri tutan, başta Efendimiz (aleyhisselatu vesselam) olmak üzere seviyesine göre diğer büyük şahsiyetlerdir. Onlar, insanların şu gelir geçer fani dünya hayatında imanla müşerref olup Rabbilerini bilmesi ve tanıması adına büyük fedakârlıklarda bulunmuşlar, her şeye katlanmayı göze alarak, hiç kimseyi kaybetmemeye çalışmışlardır. Hocaefendi de her büyük şahsiyet gibi insana değer verir, insanı Allah için severdi. Çevresindeki insanların dünya ve ahiret hayatları ile yakından alakadar olur; kendinden kaynaklanan bir sebepten dolayı iman ve hizmet düşüncelerini kaybederler diye onlardan sadır olan her şeye sabrederdi.
Hocaefendi bir gün talebeleriyle çay içerlerken, nöbetçi talebesi boşalan bardağına tekrar çay koymak için götürmüş, Hocaefendi’nin bir önceki bardağa sıktığı limon dilimini de ‘işi bitti’ zannıyla değiştirerek yeni bir limon koymuş. Hocaefendi yeni bir limon konulduğunu fark edince, emin olmak için çayı getiren arkadaşa; – Limonu attınız mı, diye soruyor. Arkadaş da; – Evet efendim deyince, Hocaefendi iman ve Kur’an hizmetini deruhte eden mürşit ve rehberlerin kulağına küpe olacak, vecize nefasetinde bir söz ile şöyle buyuruyor; Biz sıktığımız limonu atmayız, atacağımız limonu da sıkmayız. Yani mesleğimizde herhangi birinde bir yetenek, istidat görüp de ona emek vermiş, bir kısım ameliyelerden geçirerek onu belli bir kıvama, olgunluğa ulaştırmış isek kendisine vazife ve sorumluluk verir, kıymetini bilir, ufak tefek hata ve kusurlarından dolayı onu ademe mahkûm etmeyiz. Fakat bir istidadı yok ise o kişiyi yapamayacağı işlerin sorumluluğu altına sokarak mahcup duruma düşürmek istemeyiz, demek istemişti.
Eser: GÜLEN AN(I)LAR Hocaefendi’den Güldüren ve Düşündüren Anekdotlar Sayfa: 60-61 Yazar: @NumanYiit9 Numan Yiğit (Süreyya Yayınları)