Kim bir şeyle çok meşgul olursa, çoğunlukla başka şeylerde gabîleşir (anlayışsız olur). Bu sırdandır ki, maddî meselelerle fazla uğraşan, maneviyatta gabîleşir ve sathî olur. [Muhakemât, “1. Makale, 2. Mukaddime”]
Bu, son derece önemli bir gerçektir. Bir insanın istidat ve kabiliyetlerine göre bir meslekte, ilim dalında, sanatta, zenaat ve işte ilerlemesi, uzmanlaşması, fena fi’s-sanat olması güzeldir. Yalnız burada bir tehlike vardır ki, çok defa insanlar, bir sahadaki ilmiyle ve kabiliyetiyle öne çıkmış kişileri her konuda uzman gibi telâkki edebilmekte ve sözüne kulak vermektedirler. Özellikle isimlerinin önünde akademik unvan taşıyan bazı insanlar da, her meselede otoriteymiş gibi konuşabilmekte ve kendilerine pek çok meselede müracaat edilebilmektedir. Oysa bir insan, en fazla birkaç meselede veya ilim dalında belli bir seviyeye çıkabilir. Ve, bir konuda, bir meselede fâni olan, uzmanlaşan, çok defa başka meselelerde ve konularda gabî, yani anlayışsız olur.
Özellikle maddî meselelerle, maneviyattan kopuk maddî veya pozitif bilimlerle fazla meşgul olanlar, maneviyat alanında sathîleşir ve gabîleşirler. Bundan dolayı, maddî bilimler sahasına fazla dalmış ve bu sahalarda uzmanlaşmış bilim adamlarına Din’in özellikle manevî boyutundan, dinî tecrübelerden ve maneviyattan sorulmamalı, bu sahalarda onlardan fetva istenmemelidir. Nasıl tıbbı mühendisliğe kıyas ederek hastalık halinde doktor yerine mühendise başvurulsa bu, Âhiret’e nakl-ı mekân için rapor istemek ve akrabasına taziye için davet göndermek manâsına gelebilir; bunun gibi, manevî meselelerde maddî bilimlerde ileri gitmiş kişilere başvurmak da Din’den çıkmaya kapı aralamak, lâtife-i Rabbaniye denilen kalbin sektesini ve nuranî bir cevher olan aklın sekeratını ilân etmek demek olur.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |