29-) Meseleler, iki kısımdır

Meseleler, iki kısımdır: Birisinde bilgi ve fikirlerin birbirine eklenerek destek vermesi tesir eder, hattâ o mesele buna dayanır. Diğer kısmında ise, esas itibarıyla destek ve yardımlaşma tesirsizdir. Onların tamamlanması, gerçekleşmesi âdeta birden olur. [Muhakemât, “1. Makale, 2. Mukaddime”]

Bazı işler, bazı konular ve meseleler vardır ki, yardımlaşma, dayanışma ve fikirlerin birbirine destek vermesiyle gelişir ve tekemmül eder. Bu, büyük bir taşı kaldırmada yardımlaşma gibidir. Fenler, pozitif bilimler, böyle bir yardımlaşma ile, zaman içinde fikirlerin fikirlere, teorilerin teorilere, keşif ve icatların keşif ve icatlara destek vermesi ve yenilerinin ortaya çıkmasına sebep olmasıyla gelişir. Buna karşılık, bazı meseleler de vardır ki, bir uçurumdan atlamada nasıl bir kişi de, bin kişi de birse ve birbirlerine destekleri fayda sağlamazsa, bu meselelerde de yardımlaşmanın faydası olmaz. Meselâ, bir insanın manevî tekâmülünde, hastalıklarını çekmesinde, ibadetlerini yerine getirmesinde başkalarının –dua gibi yolların kısmî faydaları olsa da– katkısı sözkonusu değildir. İlâhî veya dinî ilimler de böyledir. Onların kaynakları bellidir; kaideleri bellidir ve belli usûl üzerine otururlar. Bu kaynaklar ve kaideler, bu ilimlerin üzerlerine oturdukları usûl, zaman içinde yeni yeni icatlar, fikirler veya keşiflerle gelişmez ve değişmez.

Kur’ân ve Sünnet kaynaklı olarak bu ilimler dayandıkları kaidelere göre tedvin edilmişlerdir. Ancak onları anlamada, dayandıkları delilleri daha iyi anlatma, açıklama ve takviyede zaman içinde fikirlerin yardımlaşmasının ve ilimlerdeki gelişmelerin katkısı ve faydası olur. Bu sebepledir ki, maddî veya pozitif ilimlerde sürekli gelişme kaydedilir ve sonrakiler öncekilerden genellikle daha çok ve daha iyi bilirken, manevî ve dinî ilimlerde zamanın tesiri çok azdır. Onları daha iyi kavrayıp daha iyi anlamada ancak zekânın, firaset ve basiretin, kalbî–ruhî derinliğin, dinî–manevî hayatın önemi söz konusudur.

Bundan dolayıdır ki, maneviyatta ve bu ilimlerde sonra gelenler öncekileri geçer, onlardan daha iyi bilir diye katiyen bir iddiada bulunulamaz; bulunan, ancak cahilce bir iddia ortaya atmış olur. […]

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 16 kez okundu