85-) Şefkat Tesellisi

Başa gelenlere üzülmemek elde olmayabilir. Ancak bu üzüntü aşırı seviyelere vardığında, Rabbimizin bu hadiseleri belli bir hikmet üzerinden gönderdiğini tekzip etmek anlamına gelecektir. İlahi şefkatin azlığını hatta yokluğunu ima eden bu düşünce, ilahi merhametten fazla merhamet iddiası taşıyan bir dengesizlik halidir. Rabbimizin merhametini aşan bir merhamet ve hikmetinden daha ileri bir hikmet öne sürmek, mantığın hastalığa tutulduğu bir noktadır. Aşırı üzüntüyle, Rabbi mizin şefkatinden daha fazla kendimize şefkat beslediğimizi ve Onun hikmetlerinden daha fazla hikmete sahip olduğumuzu öne sürmüş oluruz. Bu da mümkün değildir, zira ilahi şefkat ve hikmet aşılamaz, aşıldığında bunların adı şefkat ve hikmet değil, olsa olsa bir kalp hastalığı olur. Kimsenin Rabbimizden daha şefkatli olma hakkı ve imkanı yoktur.

Bizim kendimize olan dar çerçeveli şefkatimiz, belli bir süreyi ve belli şartları kapsamaktadır; hali hazırdaki nimeti elde etmeye ve şimdideki musibetten uzaklaşmaya güdümlüdür. Rabbimizin hikmet ve şefkati ise, yalnızca bugünkü faydaları ve şimdiki şartları değil, bizim sonsuza uzanan yaşantımızın tümünü gözeterek, kalıcı sorunlardan ve dertlerden bizi kur tarmayı öngörmektedir. Dolayısıyla insanın kendisine olan şefkati, Rabbinin ona olan şefkatini aşamaz. Aştığında insan kendisine zulmetmiş ve üzerindeki şefkati yalanlamış olarak desteğe olan liyakatini kaybeder.

İnsanın kendine ve diğer varlıklara duyduğu şefkat kemale ermemiş eksik bir şefkattir, Rabbimizin merhametiyse mutlak ve kamil bir merhamettir. İşte bu iki şefkatin gerektirdikleri birbirini tutmaz. İnsan kendisi için geçici olanı, Rabbimizse onun için kalıcı olanı; insan nefse bakan taraflarını, Rabbimizse onun latifelerine bakan taraflarını, insan dünya hayatını, Rabbimizse onun için ahiret hayatını tercih ettiğinden dolayı, O’nun yüce şefkati insanın bütünü göremeyen eksik şefkatiyle uyuşmamaktadır.

Efendimiz (sav) yıllar boyunca aile ve arkadaşlarıyla boykot altında acılar çekmiştir. Müslümanlara selam vermenin bile suç sayıldığı, yiyecek ve içeceklerin onlara ulaşmasına izin verilmediği, hatta Hatice Validemizin dahi boykot sebebiyle yaşadığı açlık sonucu vefat ettiği dönemde, bir çıkış nokta sı bulabilmek niyetiyle Efendimiz (sav) Taif’e gider ve Taif’te taşlanır. Bu son çıkış kapısı da kapanınca, “Ya Rabbi” der, ”Eğer bu başıma gelenler Senin bana olan kızgınlığından değil ise ben bunların hepsine sabrederim.” Bu sözlerin manasında şu vardır: “Ya Rabbi, sen benimle birlikteysen, bana küskün değilsen ve bu olanlar bana olan gadabın sebebiyle değilse, hiçbir önemi yok, bunların hepsine katlanırım. Ama şayet bunlar başıma senin kızgınlığından dolayı geliyorsa buna çok üzülürüm. Çünkü bu kez geçici olanı değil kalıcı olanı kaybederim. Ve o zaman bu büyük ve hakiki bir bela olur.” Rabbimizin bize olan gazabı söz konusu değilse, en büyük sorunlar bile hiçtir. Ve O’na kavuştuğumuz gün onun bize hoş geldin deyişi, dün yada çektiğimiz her şeyin unutulmasına sebebiyet verecektir. Tanpınar’ın deyişiyle; “Gülüşü bana kaybettiğimi sandığım her şeyi bir lahzada iade etti. “

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 2 kez okundu