97-) Küfrün dehşetli mahiyeti ve en büyük cinayet olması

Küfür, bir fenalıktır, tahriptir. Fakat bu tek fenalık, sonsuz olan Cenab-ı Allah’a, O’nun yine sonsuz olan Sıfatları’na, kâinatta tecelli eden bütün İsimleri’ne, kâinatın tamamına ve ondaki her bir varlığa, hayatlarında tek bir yalana bile yer olmamış ahlâk âbidesi bütün peygamberlere ve onlara tâbi olan ve içlerinde milyonlarca asfiyâ, ulemâ, evliyâ bulunan milyarlarca inanmış insana en şeni hakarettir, hepsine karşı işlenmiş bir cinayet ve tamamının hukukuna tecavüzdür. [Sözler, “23. Söz, 2. Mebhas, 1. Nükte; 26. Söz, 1. Mebhas;” Şualar, “11. Şua, 11. Mesele;” Lem’alar, “13. Lem’a, 1. İşaret.”]

KÜFRÜN DEHŞETLİ MAHİYETİ VE EN BÜYÜK CİNAYET OLMASI

Bütün kâinat, hey’et-i umûmiyesi, yani tamamıyla ve içindeki her bir şeyle Cenab-ı Allah’ın varlığına, Birliği’ne, hattâ Sıfatları’na ve İsimleri’ne delildir. Sıfatları ve İsimleri’yle sonsuz Yaratıcı’nın mahlûkatı, aynı zamanda O’nun aynaları, Sıfat ve İsimleri’nin tecelli mihrakları, O’nun emrinde mükemmel ve itaatte kusursuz hizmetçileri, O’na uzanan yolun projektörleri olmakla bütün eşya, inkârcıların vücutları dâhil bütün varlıklar, fevkalâde bir değer ve kıymete sahiptir. Her bir varlık, Cenab-ı Allah’ın insan tarafından taklidi mümkün olmayan harikulâde bir sanat eseri, Cenab-ı Allah’tan bizzat O’nun tarafından yazılmış ve bizzat Kendisi tarafından vurulmuş mührünü taşıyan bir mektup, bir kitap, hattâ içinde çok sayıda kitaplar bulunan mukaddes bir kütüphanedir. Her bir varlık, kâinat içinde pek çok ve insanların bir araya gelseler asla muvaffak olamayacakları vazifeler görmektedir. İşte küfür, bütün varlıklarla Allah arasındaki irtibatı koparır ve her bir varlığı zaman ve mekân boşluğunda, olmayan tesadüflerin, şuursuz, cansız, ilimsiz, iradesiz sebeplerin, gayesizliğin, manâsızlığın oyuncağı yapar.

Varlığı ve varlık sebebi itibariyle bütün kâinatın kendinde dürüldüğü ve Cenab-ı Allah’a en kapsamlı bir ayna olan insanı, kâfirin bizzat kendisini de, aynı şekilde, “varlık çölü”ne bırakılmış abes, manâsız, gayesiz bir zavallı, yine tesadüflerin, şuursuz, ilimsiz ve iradesiz tabiatın, sebeplerin oyuncağı, hadiseler selinde sürüklenip giden bir çöp, ölmekle hemen kokuşan ve bakterilere yem olacak veya toprakta çürüyüp gidecek bir cife derekesine düşürür. Bu sebeplerledir ki, küfür ve şirk, Sıfatları ve İsimleri’nin tecellileriyle şu muhteşem kâinatı ve insanı yaratan, yaşatan ve akıl almaz bir denge içinde idaresinde tutan Cenab-ı Allah’a, O’nun bütün Sıfat ve İsimleri’ne korkunç bir hakaret ve hukuklarına tecavüzdür. Ayrıca, hey’et-i umûmiyesiyle bütün kâinata ve içindeki her bir varlığa yine tavsifi imkânsız bir hakaret ve hukuklarına tecavüz, Allah’a ve bütün varlıklara, dolayısıyla kâfirin ve müşrikin kendisi dâhil bütün insanlara karşı işlenmiş en dehşetli bir cinayettir.

Küfür ve şirk öyle korkunç cinayetlerdir ki, tarihte yüz binin üzerinde peygamber gelmiştir. Peygamberliğin ve peygamberlerin en önemli sıfatı, doğruluktur. Onlardan asla yalan sâdır olmamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), kendisine risalet gelmeden önce ‘el-Emin’ (mutlak güvenilir insan) olarak anılırdı. Peygamberlik ve peygamberlerde bir diğer önemli sıfat, ‘fetanet’tir. Yani peygamberler, aklî–kalbî melekeleri itibariyle de en öndedirler.

Peygamberliğin veya peygamberlerin bir diğer sıfatı, aklî–rûhî ve bedenî açıdan en küçük bir ârızanın, ârızalarının olmamasıdır. Ayrıca, peygamberlere kendi dönemlerinde onbinlerce, yüzbinlerce insan inanmıştır. Bu insanlar, çok kısa sürede tarihi değiştirmişler, Sahâbe-i Kiram gibi, içlerinde tarihin eşsiz mürşidleri, âlimleri, devlet adamları ve komutanlarının çıktığı en mukaddes toplumlar, peygamberlerin izinde meydana gelmiştir. Ve bugün bile insanlığın büyük çoğunluğu peygamberlere ve onların getirdiği din(ler)e inanmakta, insanların kalblerine binlerce sene öncesinden halâ Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ve hepsinden öte Hz. Muhammed (s.a.s.) ve onların getirdikleri Kitaplar hükmetmektedir. Tarih boyu peygamberlerin izinde milyonlarca ulemâ (her sahada ilim adamları), evliyâ, asfiyâ, mütefekkir, sanatçı, edebiyatçı, devlet adamı ve komutan yetişmiş, tarihin en insanî, en muhteşem medeniyetleri, peygamberlerin izinde kurulmuştur. Küfür ve şirk, bütün peygamberleri, kendi zamanlarında ve sonradan onlara inanan milyarlarca insanı, onların izinde yetişen milyonlarca ulemâ (her sahada ilim adamları), evliyâ, asfiyâ, mütefekkir, sanatçı, edebiyatçı, devlet adamı ve komutanı, –hâşâ– tarihin en yalancı, en sahtekâr, en aldatıcı, bir boşluğa, yoka, illüzyona itibar edip inanacak kadar akılsız, düşüncesiz ve ahmak kabûl etmek demektir. Bundan daha büyük cinayet, hakaret ve insanlık dışı tavır olabilir mi?

Bir insan, bir dakikada bir başkasını öldürür ve modern hukukta bile buna, diyelim ki 20 yıl hapis cezası verilir. Yani, insan öldürmeye verilen ceza, zaman bakımından suçun 10.512.000 (10 milyon 512 bin) katıdır. Küfür ve şirk ise, bir kimseyi değil, Sıfatları ve İsimleri’yle Cenab-ı Allah’ı yok saymak veya yanlış tanımak, ayrıca sayısız melekleri, ruhanîleri, bütün bir kâinatı ve içindeki her bir varlığı, 124.000, bir başka rivayette 224.000 peygamberi, milyonlarca her sahada ilim adamını, evliyâ, asfiyâ, mütefekkir, sanatçı, edebiyatçı, devlet adamı ve komutanı maddeten öldürmekten daha öte mânen, hem de sürekli olarak katletmektir. Kasten ve sürekli işlenen böyle bir cinayetin cezası, ancak ebedî Cehennem olabilir.

İkinci olarak, küfür üzerine ölen, yani ruh cevheri bozulmuş ve inanma kabiliyetini tamamen kaybetmiş bir kâfir ebedî bir ömür ile yaşayacak olsa, bu ömrünü küfürle geçireceği şüphesizdir. Bu itibarla, o bozulmuş olan kalbin sınırsız bir cinayete istidadı vardır. Kâfir, ebedî Cehennem azabını bizzat kendi ameliyle hak etmiştir. Kaldı ki, Cenab-ı Allah’ın onu ebedî yokluğa, hiçliğe mahkûm etmeyip Cehennem’de cezalandırması, onun için bir rahmettir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 21 kez okundu