Hikmetli Kıssalar-36

[Bedîüzzaman Hazretlerinin Talebeleri ve Onu ziyaret edenlerin hatıralarının yazıldığı “Şahitlerin Dilinden” adlı eserden alınmıştır]

*️⃣İstihdam olunmamı isterim!

*️⃣Vazifemiz hizmettir

*️⃣İhlâs – Uhuvvet

*️⃣Bir pire mağlûp etti

*️⃣Üstadın üzüleceği bir haber olursa tehir ederdik.

İSTİHDAM OLUNMAMI İSTERİM!

BAYRAM YÜKSEL :

Bir gün yine bir ders esnasında, ‘Tahirî, kendini bu dünyada biraz bilmek ister misin? Yoksa istihdam olunmanı mı istersin?’ dediğinde. Tahirî Ağabey, ‘Aman efendim, istihdam olunmamı isterim‘ dedi.

Tahirî Ağabeyimiz Üstadın hizmetinde olanların içinde hepimizden yaşlıydı. Fakat hepimizden çok çalışırdı. Risale-i Nur olsun, Kur’ân-ı Kerim olsun, gözünden hiçbir noksan kaçmazdı. Tashih ederken bizlerin gözünden kaçar, fakat Tahirî Ağabeyin gözünden hiç kaçmazdı.

İçimizde Kur’ân-ı Kerim hizmetinde en fazla Tahirî Ağabeyin hizmeti geçti. Isparta’da en sıkıntılı anlarımızda hem teksir işlerinde, hem mumlu kağıt meselelerinde bütün Risale-i Nur’un hizmetlerinde, en nazik zamanlarda, sırf Allah rızası için, hiç fütur vermeden çalışır, onun çalışması bize gayret verirdi. Bilhassa sabahlara katar teksir işlerinde çalışırdık.

Sabahleyin millet yattığında, çuvallarla, yaptığımız teksirli eserleri başka yerlere kaldırırdık. Isparta’da bütün hizmetlerin tedbirinde bize çok müşfikane davranırdı. Hem mânevî pederimiz, hem en kıymetli Ağabeyimiz idi. Hiç yorulmak bilmezdi.

[Şahitlerin Dilinden-1]

VAZİFEMİZ HİZMETTİR

BAYRAM YÜKSEL :

Üstadımız daima derslerinde, ‘Kardeşlerim, bizim vazifemiz ihlas ile iman ve Kur’ân’a hizmet etmektir. Ama bizi muvaffak etmek ve halka kabul ettirmek, muarızları kaçırmak ise, vazife-i İlâhiyedir. Biz buna karışmayacağız.

Mağlup da olsak, kuvve-i mâneviye ve hizmetimize noksanlık vermeyeceğiz. Bu noktadan kanaat etmek lâzımdır. Meselâ bir zaman İslâmın büyük bir kahramanı Celâleddin-i Harzemşah’a demişler.
“Cengiz’e karşı muzaffer olacaksın.” O demiş: “Vazifemiz cihad etmektir. Bizi galip etmek vazife-i ilâhiyedir. Ona karışmam.”

Bende o kahraman-ı islâma iktidaen, Benim vazifem hizmet-i imaniyedir. Kabul ettirmek Cenab-ı Hakka aittir. Vazifemi yaparım. Cenab-ı Allah’ın vazifesine karışmam” derdi..

[Şahitlerin Dilinden-1]

İHLÂS – UHUVVET

BAYRAM YÜKSEL:

Hususan Üstadımız daima derslerinde ihlâs ve uhuvvetten bahsederdi.
‘Bu zaman enaniyet zamanıdır’ derdi. Hattâ bir gün Zübeyir Ağabey: ‘Üstadım ben enaniyetten çok korkuyorum’ dediğinde, mübarek Üstadımız Zübeyir Ağabeye, ‘Evet kork, titre’ demişti.

Bu gaflet zamanında hususan tarafgirâne mefkûreler sahibi her şeyi kendi mesleğine âlet ederek, hattâ dinin ve uhrevî hareketini de dünyevî mesleğine bir nevî âlet hükmüne getiriyorlar. Halbuki hakaik-ı imaniye ve hizmet-i Nuriye-i Kudsiye kâinatta hiçbir şeye âlet olamaz. Rıza-yı İlâhîden başka bir gaye olamaz. Halbuki şimdiki cereyanların tarafgirâne çarpışmaları hengâmında, bu sırr-ı ihlası muhafaza etmek, dinini dünyaya âlet etmemek müşkülleşmiş. En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet-i İlâhiyeye dayanmaktadır.’

[Şahitlerin Dilinden-1]

BİR PİRE MAĞLÛP ETTİ

BAYRAM YÜKSEL :

Üstadımız gösterişten, kerametvârî hâdiselerden çok çekinirdi.

Meselâ, bir gün ders esnasında, Kastamonu’dan Denizli hapsine götürülürken o zamanki valilerden Nevzat Tandoğan ve o zamanki emniyet teşkilâtı, Üstadımızı istasyonda karşılıyorlar.

Güya cürm-ü meşhud halinde yakalayıp, Üstadı cezalandırmak istiyorlar. Üstadımız da o anda sarığını çıkarıp trene biniyor.

Vali ve emniyet teşkilâtı çok hayret ediyorlar. Nasıl haber aldı da, böyle hareket edip cürm-ü meşhuddan kurtuldu diye.

Üstadımız da, ‘Bu keramet değildir. Bir pire onları mağlûp etti’ demişti. Çünkü Üstadımızın trene bineceği zaman başına bir pire konuyor, Üstad da başını kaşımak için sarığını çıkarıyor. Emniyet teşkilâtı da bu durumda hiçbir şey yapamıyor.

Üstad kerameti kendine almayıp pireye veriyor. Bu neviden hem Denizli’de, hem Eskişehir, hem Afyon hapishanelerinde çeşitli kerametvârî hâdiseler oluyordu. Üstad, ‘Benim değil, bu Risale-i Nur’un kerametidir’ derdi. Üstadımız gösterişten, kendisine Müceddid nazarıyla bakılmasından rahatsız olurdu.

[Şahitlerin Dilinden-1]

ÜSTADIN ÜZÜLECEĞİ BİR HABER OLURSA TEHİR EDERDİK.

BAYRAM YÜKSEL :

Üstadımız rahatsız olduğu zaman daima ferahlandırıcı, müjdeli havadisler söylerdik. ‘Söyleyin,’ derdi, ‘Benim vücudum çok hassas olmuş, en ufak bir şeyden fazla üzülüyorum’ derdi. Bizler de çok dikkat ederdik.

Üstadımızın üzüleceği bir şey olursa tehir ederdik.

  • Üstadımızın maddî hastalığı yoktu.
  • Yalnız kulunç hastalığı vardı.
  • Üstadın hastalığı mânevî idi.
  • Âlem-i İslâmın aleyhinde bir şey olsa, Üstad derhal radar gibi hisseder, rahatsız olur, rengi değişir, sesi çıkmaz, bir asabî hal alırdı. O anda hizmeti çok zor olurdu.

Türkiye’nin neresinde bir hâdise olsa, Üstad derhal hisseder, bizler de anlardık ki, muhakkak bir yerde Risale-i Nur’un veyahut Nur Talebelerinin aleyhinde bir plân hazırlanıyor. Bunların yüzlercesine şahit olmuşuz.

Üstadımız yine son zamanlarda daima, ‘Bana merak edici şeyler söylemeyin, benim vücudum çok hassas olmuş, çok fazla üzülüyorum. Daima bana ferahlandırıcı, müjdeli havadisleri söyleyin’ derdi.

1954’te Sungur Ağabey Samsun’da hapiste idi. Üstadımız çok fazla alâkadar oluyordu. Daima sorardı. Her zaman Sungur Ağabeyden bahsederdi. Bir gün Üstadımız Ceylân ve Zübeyir Ağabeyle Barla’ya gitmişti. Sungur Ağabeyin tahliye olduğuna dair Samsun’dan telgraf geldi. Üstadımız da bir saat sonra Barla’dan geldi. Ben Üstadımıza müjde verdim. Üstadımız çok sevindi, benim müjdemi ziyafet olarak verdi.
[Şahitlerin Dilinden-1]

Bu yazı 182 kez okundu