20-İrşat Tesellisi

Başında yeterince derdi ve musibeti olan insan daima irşat ediliyor haldedir. Zira onların mürşidi olan kederler, yanı başındadır ve onu hiç yalnız bırakmamaktadır. İşte bu yüzden nefs mertebelerini aşmak ve Allah’ a giden yolculuğunu hızlandırmak isteyen biri için musibetlerin gelişi değil, sona erişi hüzün sebebidir. Başa gelen hastalık ve musibetler insanı ikaz eden, ona hakikatleri tesirli bir şekilde bildiren ve beliğ nasihatler eden bir mürşittir. Ölüm de bir musibet ve en büyük mürşittir. Hadis-i şerifte “Lezzetleri tahrip eden ölümü çok anınız” buyrulmaktadır (Tirmizi, Züht, 4). Efendimiz (sav) bir dönem mezar ziyaretlerini yasaklamış ancak sonrasında ölümü hatırlatmadaki, ahirete ait hisleri canlandırmada ve nefsi gafletten uyandırmadaki önemli etkisi sebebiyle onu serbest bırakmış hatta teşvik etmiştir. Tasavvufta ölümün sık sık hatırlanması nefsin ıslahı için gayet faydalı görülmüştür. Tasavvufta ‘rabıta-i mevt’ tabiri vardır: Ölümü hatırda tutma ameliyesi. Kişi bu ameliyeyi kendi kendine yeterince yapamasa da, hastalıklar, felaketler ve etrafındaki insanların musibetleri ve ölümleri vasıtasıyla doğal bir şekilde yapmak mecburiyetinde kalmaktadır.

Dervişlerine halvet, uzlet ve sükutu tercih etmelerini, velayet ehli kişilerle beraber bulunmalarını tavsiye eden Ömer el-Halveti, Allah’a giden yolculuğu ilk sufilerden Hatim el-Esamm’ın bahsettiği dört ölüm türüyle açıklamıştır. Yolcunun seyri sulü künü tamamlaması için bu dört ölümü nefsine tattırması gerekmektedir. Birincisi mevt-i ahmer yani kızıl ölümdür. Kızıl ölüm, insanın nefsine muhalefet etmesi ve onunla mücadele et mesidir. İkincisi, mevt-i esved yani siyah ölümdür. Siyah ölüm, her türlü belaya sabretmektir. Üçüncüsü, mevt-i ahdar yani yeşil ölümdür. Yeşil ölüm var olana kanaat etmek ve şikayetten kaçınmaktır. Dördüncüsüyse, mevt-i ebyaz yani beyaz ölümdür. Buna göre salik az yemeli ve sürekli riyazette olmalıdır. Eskiden mezarlıklar mahallelerin ortalarında, hatta evlerin bahçelerindeydi. Semtlerin içerisinden geçerken mutlaka bir kabristana rastlanırdı. Ama şu anda mezarlıklar kentlerin dışında, gözden uzak sapa yerlerde, ölümü hatırlatmaktan ziyade unutturmakla görevliymiş gibi yüksek duvarların arkasında. 1874 yılında İstanbul’u ziyaret eden İtalyan seyyah Edmondo de Amicis, Eyüp mezarlığını şöyle anlatıyordu: “Ölüm tasvirini güzelleştiren ve korkmadan seyrettiren Müslüman sanatı. “

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan ‘Yeni Trend Ölüm Cafeler’ başlıklı haberde, “ABD’de ölüm hakkında daha fazla bilgiye ulaşmanın amaçlandığı ‘ölüm kafe’ zincirlerinin ülkenin dört bir yanında yayılmaya başladığı anlatılıyordu. Ölüm Cafe’lerin amacı ölüm korkusunu yenmek, ölüm gerçeğiyle yüzleşmek isteyenleri buluşturmak. Bu kafelerde, çay içilip, pasta ve börekler tüketilirken bir yandan da ölüme duyulan merak ve bu konudaki fikirler paylaşılıyormuş. Cafe’lerde bir de konuşmacı bulunuyormuş. “Nasıl ve ne zaman ölmek isterdiniz? Uykunuzda mı, hastanede mi? İdeal ölüm yaşı ne olmalı? Ölümden korkuyor musunuz? Hayatınız sona ermeden ne yapmak isterdiniz” gibi sorulara yanıt aranıyor, çeşitli fikirler ortaya atılıyormuş. Kahveler yudumlanırken, ölüm ve sonrası hayat hakkında bir-iki saatlik sohbetler gerçekleştiriliyormuş. Kahve yudumlarken ölüm üzerine konuşmanın, ölülerin mezarlıklarda hayat üzerine sohbetlerinden pek farkı olmasa da, pozitif bir gelişme sayılabilir.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 22 kez okundu