Hak aldatmaz; hakikatı gören, aldanmaz. Hak olan bir meslek, hileden müstağnidir; hakikatı görenin gözüne hayalin ne haddi var ki, hakikat görünüp aldatsın? [Sözler, “19. Söz, 9. Reşha”.]
Hak ve hakikat, hiçbir zaman aldatmaz. Meselâ, vahiy ve peygamberlik haktır, onda bâtıla asla yer yoktur. Bu sebeple, bütün peygamberlerin ve peygamberliğin birinci sıfatı sıdk, yani doğruluk, en başta gelen zıttı da kizb, yani yalandır. Dolayısıyla, hiçbir peygamber yalan söylemediği gibi, en acımasız ve azılı düşmanları tarafından bile hayatlarının herhangi bir döneminde yalan söylemek ve sahtekârlıkla suçlanmamışlardır. Hadis-i şerifte, yalan söylemek, sözde durmamak ve emanete ihanet etmek, imana en zıt ve münafıklığın en belirgin alâmetleri olarak zikredilmiştir. (Buharî, “İman” 24; Müslim, “İman” 106.)
Şu halde, vahiy de, peygamberlik de hak olduğuna göre, peygamberlerin ve İlâhî Kitaplar’ın aldatmasına asla gerek yoktur ve ihtimal verilemez. Zâtında hak bir meslek, hak bir yol, hakkı ve hakikati temsil eden kişi, aldatmaya ve hileye tenezzül etmez. Tenezzül etmemenin de ötesinde, hak olan mesleğinde ve yolunda hak olan hedefine hile ve aldatmakla ulaşılamayacağını, hak olan bir yolda kendi hak olan bir hedefe ancak hak, yani meşru yolla gidilebileceğini de muhakkak bilir. Hakkı temsil eden, hak bir yolu takip eden ve hak bir hedefe hak vesilelerle yürüyen bir insanın gözüne hayal ve illüzyon ârız olamaz; ârız olup da, ona yanlışı doğru, bâtılı hak gösteremez. Hak ve hakikat yolu, aldatmadığı gibi, aldanmaz da. İnsan, ancak hak ve hakikatten uzaklaştığı, onu temsilden uzak düştüğü ölçüde aldanır ve aldatmaya tevessül edebilir.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |