25-) Muhali mümkün gören bakış açısı

Tebeî nazar, muhali mümkün görür. [Sözler, “Lemeât”]

Doğru ve sağlam düşünebilme adına dikkat edilmesi gereken en önemli gerçeklerden biri de budur. Bir meseleye doğrudan, bütün yanlarıyla, genişliğine ve derinliğine bakmadan sadece tebeî, yani yandan, başka bir mesele çerçevesinde bakmak, insanı yanlış sonuçlara, hattâ muhali mümkün görmeye götürür.

Bir zaman yaşlı bir adam Ramazan hilâlini gözetlemek için semaya bakmış. Bu esnada gözüne kaşının beyaz kıllarından biri inmiş. O kılı ay zannederek, “Ay’ı gördüm!” demiş. Muhaldir ki hilâl, o beyaz kıl olsun. Fakat kasten ve bizzat aya baktığı ve kaşının kılı gözüne tebeî, dolayısıyla ve ikinci derecede göründüğü için o muhali mümkün telâkki etmiş. Dikkatini arabasına ve yola veren bir şoförün gözüne yandan pek çok cisimler çarpar; meselâ o, bunlardan bir kayayı acaip bir hayvan gibi görebilir ve sonra bunu anlatır. Maddenin âdeta sonsuzca bölünebilirliği, eşyanın çokluğu (kesret) ve sebepler içinde boğulan materyalist bir bilim adamı, imanî hakikatlerle bizzat meşgul olmadığı için en imkânsızı, en muhali mümkün görerek, şuursuz, idraksiz, cansız, iradesiz sebeplere veya tabiata yaratıcılık verebilir; bunu yaparken de cansız, şuursuz, idraksiz, iradesiz maddeye veya sebeplere sonsuz ilim, irade, idrak, şuur ve kudret nisbet ettiğinin farkına varmaz. Aynı şekilde, moleküller, hücre ve hücrenin yapı taşları içinde boğulan Darwinist biri de, canlılardaki muazzam intizam, düzen ve gayeliliği görmez ve en imkânsıza, en muhale sapar da, Allah’ı inkâr ile tesadüflere, kendi kendine olmaya yaratıcılık, dolayısıyla yine sonsuz ilim, irade, kast, idrak, şuur ve kudret nisbet eder.

TEBEÎ NAZARIN KUR’ÂN’I TEFSİRDE YOL AÇTIĞI HATALAR

Tebeî nazarın yol açtığı en önemli hatalar, Kur’ân tefsir ve meallerinde de ortaya çıkmaktadır. Özellikle meal yazarları, bütünlüğü içinde Kur’ân’ı anlamaktan çok tek tek âyetlere manâ verme üzerinde yoğunlaştıkları, âyetler arasındaki münasebetleri gözardı ettikleri, dolayısıyla âyetlere tek tek baktıkları ve üzerlerinde derin ve etraflı düşünmedikleri, siyak-sibak münasebeti ve iniş sebeplerini nazara almadıkları, yani bütünlüğü içinde Kur’ân’a tebeî bakıp geçtikleri için önemli yanlışlar yapabilmektedirler.

Meselâ, Yusuf Sûresi’nde Hz. Yusuf (a.s.) ile beraber zindanda kalan iki genç Hz. Yusuf’a rüyalarını anlatırlar. Rüya, genellikle anlatıldığı anda yorumlanır. Hz. Yusuf (a.s.), böyle yapmak yerine cevaba, “(Bakın, şimdi size yemek gelecek.) Size yemeniz için bir yemek gelecek olmasın ki, o gelmeden önce onun te’vilini size haber vermemiş olayım. Bu bilgi, Rabb’imin bana öğrettiklerindendir. Çünkü benim Allah’a (inanılması gerektiği biçimde) inanmayan ve Âhiret’i de inkâr içinde bulunan bir halkın diniyle ve yoluyla hiç ilgim olmadı!” (Yusuf Sûresi/12: 38.) sözleriyle başlar; daha sonra, şirki red ile Tevhid’i tebliğe geçer ve neden sonra rüyaları tabir eder. Meal yazarlarının çoğunluğu burada rüya üzerinde yoğunlaştıkları için, “onun te’vili”nden kasdın rüyanın yorumu olduğu sonucuna varmaktadırlar.

Oysa Hz. Yusuf (a.s.), bütün rasûller gibi, Allah’ın Dini’ni başkalarına anlatma hususunda karşısına çıkan fırsatı değerlendirmekte ve insanlar nezdindeki itibarını bu yönde kullanmaktadır. Hz. İsa’nın (a.s.), peygamberliğine delil olan mûcizeler içinde insanların neler yediklerini ve evlerinde neler biriktirdiklerini de zikrederek, kavmine “Ne yediğinizi ve evlerinizde neyi biriktirdiğinizi size haber veririm.” (Âl-i İmran Sûresi/3: 49.) demesi gibi, Hz. Yusuf da, benzer bir mûcizesini anarak tebliğe başlamakta, zindan arkadaşlarına kendilerine gelen her yemeğin daha gelmeden ne tür ve nelerden yapılmış bir yemek olduğunu haber verebileceğini ifade etmektedir.

Benzer şekilde özellikle vaizler de, işledikleri mevzulara Kur’ân’dan delil getirmek için yine âyetlere zaman zaman tebeî, yani mevzularını esas, âyetleri ikinci derecede alarak bakmakta ve kendilerine hiç de delil olmayacak âyetleri delil olarak zikredebilmektedirler. Tabiî sadece vaizlere ait olmayan bu hatayı, başka pek çok insan da değişik sebep ve vesilelerle işlemekten kurtulamamaktadır.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 29 kez okundu