46-) Şöhret, zâlimedir; insanın malı olmayanı da insana mal eder

Şöhret, zâlimedir; insanın malı olmayanı da insana mal eder. [Sözler, “Lemeât”, Muhakemât, “1. Makale, 4. Mukaddime”]

İnsanlarda mübalâğaya düşkünlük, mükemmele saygı ve mükemmeli arama sebebiyle kahramanlara fazla hürmet ve kahramanlar üretme ve büyük insanları olduklarından daha öte görme meyli vardır. Bu meyil bazen o noktaya gelir ki, kâinattaki muhteşem düzeni bile –çok defa da onu ve onda tecelli eden hikmeti kavrayamadığından– beğenmeyip, kendince düzenler uydurmaya gider. Bazen, gözünde büyüttüğü kişileri insan olmaktan çıkarır; meselâ, peygamberleri düşünürken onların yiyen, içen, yorulan, hastalanan, evlenip çocukları bulunan insanlar olmasını kabûllenemez. Bu meyil, kimi insanı kendince gözüne takılan insanî–beşerî unsurlar sebebiyle büyüklerdeki gerçek büyüklüğü görememe ve onları, meselâ peygamberleri bile sıradanlaştırmaya ve inkâra, bazen de insandan gulyabanîler üretmeye götürür.

Ayrıca, insan, yine Hz. Bediüzzaman’ın değerlendirmeleriyle, tanınmayan kıymetli bir şeyi asilzade göstermek için, onu o türden kıymetli şeylere sahip olmakla şöhret yapmış zata nisbet ve isnat eder. Yani insan, sözünün revaç bulması veya en azından yalanlanmaması ya da daha başka maksatlar için, bir milletin düşüncelerinin ürünlerini veya güzel hallerini, esasen bir zulüm ve istibdat ifade eden bir tavırla, bir şahısta görüp ondan bilir (ve sonra, kendi söz veya fiilini de o zata isnat eder). İşte insanda sözü edilen meyillerdir ki, bir insan bir hususta şöhret sahibi olmuşsa, ona ait olmayan pek çok şeyi o insana atfeder.

Meselâ Türk halkı, güzel ve manâlı bir fıkrayı hemen Nasreddin Hoca’ya gönderir. Bu noktada Hz. Bediüzzaman, şöyle yazar: “Molla Nasreddin Efendi’ye de: ‘Bu garip sözlerin hepsi senin midir?’ Elbette sana diyecektir: ‘Şu sözler ciltleri dolduruyor. Epeyce ömür ister. Zira bütün sözlerim, hep böyle az rastlanır şeyler türünden değildir. Ben hocayım. Onların zekâtını da bana verseler razıyım ve kâfîdir. Fazlasını istemem. Zira, zerafetimi tabiîlikten çıkarıp yapmacıklığa dönüştürür.’” Bediüzzaman, ayrıca, İran tarihinin kahramanlarından Rüstem’in İran’ın bütün mefahirini, yani övüncünü talan ettiğini söyler. Tabiî Rüstem’e bu talanı yaptıran halktır, yoksa Rüstem ölmüş gitmiş bir insan olarak, dünden bugüne İran’ın bütün övüncünü kendine mal ediyor değildir. Şöhret ve insandaki şöhretleri şişirme meyli yüzünden pek çok insan olduğundan çok daha büyük veya küçük tanınıp tanıtılırken, pek çok insana tabiî ki haksızlık edilmekte ve onlara ait olan bazı güzellikler ve başarılar, bu güzellik ve başarıların sergilendiği sahada şöhret yapmış kişilere mal edilebilmektedir. Oysa insan, hiçbir zaman haktan, adaletten, dengeden ve her şeyin aslını, esasını ve gerçeğini araştırmaktan vazgeçmemelidir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 25 kez okundu