Madem Allah var, her şey var; madem Cenab-ı Allah’a intisap var, öyleyse her bir şey için bütün eşya vardır. Allah’a intisapla her bir varlık, bütün varlıkla irtibat hâsıl eder. [Mektûbât, “24. Mektup, 1. Makam, 5. Remiz, 1. Nükte”.]
ALLAH İÇİN OLANA HER ŞEY VARDIR
Bütün kâinat, Cenab-ı Allah’ın, yani tek bir Yaratıcı’nın mahlûku olmakla, içindeki her şeyin birbiriyle münasebet halinde bulunduğu bir bütünlük arzeder. Nasıl köklerinden meyvelerine kadar bir ağacın bütün unsurları birbirleriyle derinden alâkadardır, bunun gibi, kâinat da bir ağaçtır ve ondaki her varlık, birbiriyle alâkadardır ve münasebet halindedir. Kâinattaki bu birlik, Cenab-ı Allah’ın Bir oluşundandır. Kâinattaki bütün varlıklar arasındaki bu temel ve derin münasebeti gösteren ise Cenab-ı Allah’a imandır. Cenab-ı Allah’a iman ve bağlanmakla her bir insan, bütün kâinatla ve ondaki her bir varlıkla olan alâkasını görür ve dolayısıyla şuurlu bir alâka kurar. İşte hem her bir varlıkla, hem de Cenab-ı Allah ile münasebet içinde bir anlık bir hayat bile, milyarlarca senelik hayat demektir. Çünkü her bir varlık, bu bir anlık hayat içinde bütün varlıkların hayat nûrundan bir an istifade eder ve yaratıklar sayısınca an, milyarlarca seneyi bulur. Ama imanı olmayan insan, bunu kavrayamaz, göremez. Her bir varlığın varlığını sadece kendisiyle sınırlı addeder ve her bir varlığın hayatını bir fert olarak sadece kendisinin hayatından ibaret görür. Oysa ehl-i hakikat, sözünü ettiğimiz gerçekten hareketle, “Bir ân-ı seyyale vücud-u münevver, milyon sene bir vücud-u ebtere müreccahtır.” demişlerdir. Yani, zahiren geçici, fakat Cenab-ı Allah’a imanla nurlanan ve dolayısıyla her bir varlığın varlık nûrundan istifade ile varlıklar sayısınca genişleyen bir an, imansızlıkla bu nurdan mahrum bulunan milyonlarca sene hayata tercih edilir. Öyleyse, gerçek vücut ve hayat, ancak ve ancak Allah’a imanladır.
Nasıl bir ağacın her bir meyvesi, her bir yaprağı, her bir çiçeği ağacın başında iken bütün diğer meyveler, yapraklar ve çiçekler ile münasebet içinde onların sayısınca varlık nûru kazanır, âdeta kendi varlığını onların, onların varlığını kendi varlığına katar, bunun gibi, kâinat ağacındaki her bir varlık da, kâinattaki bütün diğer varlıkların varlığı kadar varlık kazanır. Bir meyve, yaprak veya çiçek ağaçtan kopup düştüğü zaman sadece kendi varlığını değil, ağaçtaki bütün meyvelerin, yaprakların, çiçeklerin, dalların ve dalcıkların varlığını da yitirir. Bunun gibi, imansızlık insanın Allah ile ve bütün varlıklarla olan bağını kesip koparmak demek olduğundan, imanı olmayan insan, tek başına ve sadece kendi hayatıyla başbaşa kalır. İşte, Allah’a imanı ve dolayısıyla O’na intisabı ve bütün varlıklarla bağı olan insan için her şey vardır, her şey onun içindir. O, her şeyin saadetiyle saadet bulur; her bir şeyin güzelliğinden, hayatından, şuurlu olmayan varlıkların hal diliyle, şuurlu olanların sözleriyle yaptıkları dualardan, ibadetlerden, zikir, tesbih ve hamdden istifade eder. Ama Allah’a imanı olmayan için ise sadece kendisi vardır. Nasıl sağır, kör ve dilsiz bir insan için her şey yoktur; bunun gibi, imansız için de her şey yoktur ve her yer karanlıktır.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |