152-) Sâni’-i Zülcelal’in sanatında harekât, nihayet derecede muhteliftir.

Sâni’-i Zülcelal’in sanatında harekât, nihayet derecede muhteliftir. Meselâ: Sesin süratiyle, ışık, elektrik, ruh, hayalin süratleri ne kadar birbirinden farklı olduğu malûmdur. Seyyaratın (gezegenler) dahi hareketleri o kadar muhteliftir ki, akıl hayrettedir. (Sözler, “31. Söz, 2. Esas, 2. Temsil”)

Bu, küllî bir kaide olmaktan çok ilmî bir gerçektir, fakat bundan çıkarılacak çok sonuçlar vardır. Meselâ, Kur’ân-ı Kerim’de “gün” kavramı izafî olarak kullanılır. İki âyet-i kerimede dünyanın günlerinden 1000 sene tutan bir günden, (Secde Sûresi/32: 5; Hacc Sûresi/22: 47.) başka bir âyette 50.000 senelik günden (Meâric Sûresi/70: 4.) bahsedilir.

Yaratıldığı günden bu yana dünya hayatı bir gün, Âhiret, ayrı bir gündür. Bunun yanısıra, kâinatın yaratılış merhalelerinin her biri bir gündür ki, Kur’ân-ı Kerim, bu şekilde kâinatın altı günde yaratıldığını beyan buyurur. Ayrıca, tarihî dönemler, belli önemli hadiselerin cereyan ettiği zaman dilimleri de ayrı birer gündür; Kur’ân-ı Kerim’de Allah’ın bu günleri insanlar arasında döndürüp durduğu beyan edilir: “Böylesi (tarihî ve önemli) günler ki, Biz onları, Allah gerçekten iman etmiş bulunanları ortaya çıkarsın ve sizden (hakka ve imanın hakikatine) birtakım şahitler edinsin diye insanlar arasında döndürür dururuz.” (Âl-i İmran Sûresi/3: 140)

Evet, bizim günümüz, yerkürenin kendi ekseni etrafında dönmesiyle meydana gelir. Yerkürenin güneş etrafında dönüşü ayrı bir gün meydana getirir. Bu da, bizim günlerimize göre 365 gündür. Ayların bu hareketteki yerini nazara aldığmızda 30 günlük bir başka günden söz edilebilir. Güneş sisteminin “güneşler güneşi” denilen Vega yıldızına doğru saniyede 16.5 km’lik bir hareketi, güneşin ise galaksinin merkezinde saniyede 220 km.lik hızda bir başka hareketi vardır. Bunlar da ayrı bir gün teşkil eder. Günün en kısa sürelerine doğru inecek olursak, şu gerçek, bu konuda bir fikir verebilir: Fizik bilimine göre, insanın kırmızı rengi hissedişinin sebebi, saniyede 400 milyar frekanslı bir dalga hareketinin hızına eşittir. Biz bu müthiş titreşimi dışardan duyup, saniyede 2000 frekans olarak sayabilmekteyiz. 2000 frekans, ışığın hissedilmesinin nihaî sınırı sayılmaktadır. Yani, rengin hissedilişinin sebebi 400 milyar frekanslı bir hareketken, insan, bunu 2000 frekansla alabilmekte ve dalganın titreşimi insanın alabilmesinin 200 milyon katı olmaktadır. Bu noktada, bir saniyenin 200 milyonda birini tasavvur edebilirsek, ‘gün’ün en küçük biçimleri hakkında ve kâinattaki hareket, ayrıca bu hareketi sağlayan ve bu harekete rağmen kâinatta dengeyi en küçük sapmaya uğramadan kontrol eden Kudret, İrade ve İlm hakkında bir fikir sahibi olabiliriz.

DÜNYANIN ÖMRÜ

Hz. Bediüzzaman (r.a.), dünyanın ömrü ile ilgili sorulan bir soruya cevap verirken işte bu izafî gün kavramını kullanır. Bir rivayette, insanın yeryüzündeki ömrünün 7.000 sene olduğu beyan buyrulur. Bediüzzaman, bu rivayetten de hareketle, Kur’ân’da 1000 yıllık ve 50.000 yıllık günlerden söz edildiği için, yeryüzünde hayatın başlangıcından Kıyamet’e kadar 7.000×1000=7 milyon sene, yerkürenin güneş etrafındaki hareketinin meydana getirdiği (aylar ve yıl itibariyle) iki ayrı gün hesaba katıldığında 7.000.000×30,4= (yaklaşık) 213 milyon veya 7.000.000×365= 2,55 milyar sene, yeryüzünün yeryüzü haline gelmesinin başlangıcından Kıyamet’e kadar 7.000×50.000=350 milyon sene ve (maddî açıdan) yaratılışın başlangıcı kabul edilebilecek bir hadise olarak manevî âlemlerden maddî âleme geçişten (big bang?) bu yana yaklaşık 350.000.000×365=(yaklaşık) 127 milyar sene geçmiş olabileceğini belirtir. (Barla Lâhikası.)

Cenab-ı Allah’ın sanatında hareketler bu kadar farklı olduğu için sesin, ışığın, hayalin, ruhun, gezegenlerin, kısaca hemen her varlık türünün kendine ait günü, kendine ait zamanı vardır. Bu iyi bilinirse, bir de enerjinin sakınımı, yani maddenin enerjiye, enerjinin maddeye dönüşümü kanunu ve ruhun enerjiden de çok öte bir İlâhî nefha olduğu, ayrıca manânın maddeye hakimiyeti göz önüne alınırsa, Peygamber Efendimiz’in ruh ve beden birlikte gerçekleştirdiği Miraç ve evliyâda çok görülen bast-ı zaman (zamanın genişlemesi) ve tayy-i mekân (mekânın dürülmesi) gibi hadiseler de çok kolay anlaşılır.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 14 kez okundu