İlâhî şifreler ve kudsî harfler ile Duâ

Sûrelerin başlarındaki “Elim Lâm Mîm… Tâ Sîn…” gibi ilâhî şifreler ve kudsî harfler, havada gizli ve ince ve ilâhî münasebetlerini ihtizaza ve titreşime getirecek birer düğüm ve düğmedir. Yeri göklere, hatta Arş’a bağlayacak mânevî telefon ve telgraf haberleşmesini sağlamaları vazifeleridir ve birer ilâhî, kudsî şifre olmalarının gereğidir. MADEM, mazlumun ve yetimin ağlamasından Arş-ı Âzam ihtizaza gelir.. bu harflerle yana yakıla yapılan niyazlardan da Arş-ı A’lâ titreşime geçer.

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sahabelerinden olan Ebu Muallâk isimli bir zât vardı. Ebu Muallâk, ticarî ortaklık kuran, dürüst ve takva sahibi bir kimseydi. Bir gün yola çıkmıştı. Karşısına silahlı bir haydut çıktı ve kendisine “Neyin varsa, çıkar ver. Seni öldüreceğim!” dedi. Ebu Muallâk, “Eğer maksadın mal ise, al götür hepsini.” dedi. Ama haydut, “Hayır, ben yalnızca senin canını istiyorum!” deyince, Ebu Muallâk “Öyleyse, bana izin ver de bir namaz kılayım.” dedi. Haydut, “İstediğin kadar namaz kılabilirsin!” dedi. Ebu Muallâk namazını tamamladıktan sonra Allah’a yönelerek üç defa şöyle niyaz etti:

“يَا وَدُودُ يَا ذَا الْعَرْشِ الْمَجيدُ يَا فَعَّالًا لِمَا يُرِيدُ أَسْأَلُكَ بِعِزَّتِكَ الَّتِي لَا تُرَامُ وَمُلْكِكَ الَّذِي لَا يُضَامُ وَبِنُورِكَ الَّذِي مَلَأَ أَرْكَانَ عَرْشِكَ أَنْ تَكْفِيَنِي شَرَّ هٰذَا اللِّصِّ يَا مُغِيثُ أَغِثْنِي”

Ya Vedûd! Ya ze’l-Arşi’l-Mecîd! Ya Fe’âlün limâ yürîd! Es’elüke’l-lezi lâ yürâmü ve mülkike’l-lezi lâ yüdâm. Ve bi-nûrike’l-lezî mele’e erkâne Arşike ve en tekfiyenî şerra hâze’l-lissa Ya Muğîsü eğısnî! Ya Muğîsü eğısnî! Ya Muğîsü, eğısnî! [“Ey kalblerin Sevgilisi, ey Arş’ın Sahibi ey Mecîd (şanı pek yüce olan), ey dilediğini yapan Allah’ım! Ulaşılamayan izzet ve şerefin, olağanüstü saltanatın ve Arş’ını ihata eden Nurunun hürmetine beni şu hırsızın ve haydutun şerrinden korumanı diliyorum. Ey darda kalanların imdadına yetişen Allah’ım! Yetiş imdadıma, kurtar beni!”]

Ebu Muallâk duasını bitirir bitirmez, elindeki mızrağı kulağının hizasında tutan bir süvârî çıkageldi. Süvârî, o haydutu yakaladı ve öldürdü. Ebu Muallâk kendisine dönen süvâriye: “Sen de kimsin? Yoksa Allah senin vesilenle mi beni bu hayduttan kurtardı?” dedi. Süvârî şöyle cevap verdi: “Ben dördüncü kat semâdanım. Sen ilk duanı yapınca, semânın kapılarının çatırdağını duydum. İkinci defa dua ettiğinde, gök sâkinlerinin arbedesini işittim. Üçüncü kere dua ettiğini duyunca ‘Zorda kalan biri dua ediyor.’ denildi. Bunu duyduktan sonra Cenâb-ı Hak’tan beni o zâlim adamı öldürmeye memur etmesini niyaz ettim. Allah Teâlâ da, isteğime: ‘Bilesin ki, abdest alıp dört rekat namaz kılan ve bu duayı yapanlara, darda kalsa da, kalmasa da yardım ederim.’ buyurdu.” [Bkz.: İbn-i Hacer, İsâbe 7/379.]

Bu olayı nakleden Hz. Enes şöyle der: “Kim bir abdest alır, dört rekat namaz kılar ve bu dua ile Allah Teala’dan bir şey isterse, sıkıntı içinde olsun olmasın, duası kabul edilir.” (bk. İbn Ebi’d-Dünya, Mücabü’d-dave, 1/27; İbn Hacer, el-İsabe, 7/313, no: 10557, İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğabe, 1/1248)

Eser: GENÇLİK REHBERİ Bediüzzaman Said Nursî/Açıklamalar(a.a)/Şahdamar Yayınları] (Hadis kriterleri açısından Ebu Muallak ile ilgili rivayetin sahihliği konusunda sıhhatli değil de diyenler vardır.)

Bu yazı 5 kez okundu