Her şey, nefsinde manâ-yı ismiyle fânidir, yoktur, sonradan olmadır. Fakat manâ-yı harfiyle ve Sâni’-i Zülcelâl’in İsimleri’ne ayna olması cihetiyle ve sorumluluğu itibariyle şahiddir, meşhuddur, vâciddir, mevcuddur. (Sözler, “26. Söz, Zeyl”)
Cenab-ı Allah (c.c.), Vâcibü’l-Vücud’dur, yani O’nun varlığı, zarurî-dir. Madem bir realite olarak varlık vardır; ancak varlığı mutlak, bütün varolma hususiyetlerine sahip bulunanın varlığı elbette zarurî olacaktır. Allah, yokluğu katiyen düşünülemeyendir. Aksi takdirde, varlık adına hiçbir şey olmaz. Dolayısıyla, ancak Hz. Allah’ın mutlak ve Kendi’nden ve Kendi Kendine varlığıdır ki, varlığı izafî, yani zaman ve mekân boyutlu, yaratılmış, zarurî değil mümkün başka bütün varlıkların varlığının yegâne kaynağıdır.
Allah, sonsuzdur, her türlü eksik ve kusurdan mutlak uzaktır. Sıfatları zâtiyedir; yani Zât’ındandır, Zât’ı sebebiyledir ve Zât’ına sonradan ârız olmuş, O’nda sonradan ortaya çıkmış ve O’na eklenmiş değildir. Dolayısıyla O’nun varlığı, Kendi’nden ve Kendi Kendine’dir; hiçbir şeye muhtaç değildir; ezelîdir ve ebedîdir; yani O, hem zaman, hem de mekândan münezzehtir. Cenab-ı Allah’tan başka bütün varlıkların varlığı vâcip, yani mutlak ve zarurî değil, mümkündür. Kendilerine hariçte vücut verilmesi ile verilmemesi aynı derecede eşittir. Kendi kendilerine var olabilmeleri imkânsızdır; her biri yaratıcı ilim, irade ve kudretten yoksundur. Dolayısıyla onlar, bizzat kendileri açısından yokturlar ve vücut sahibi olabilmeleri için varlıklarını yokluklarına tercih edecek bir Mutlak Var’a muhtaçtırlar. Bu Mutlak Var, yani Cenab-ı Allah, dilediğine vücut verir ve O bir şeye vücut vermeyi dilediği zaman O’nun İradesi istikametinde ve Kudret’in yaratıcılığına bağlı olarak Hakîm (Hikmetler Sahibi), Ĥâliq (Yaratıcı), Münşî (Inşâ Eden), Musavvir (Şekil Veren), Mülevvin (Renk Veren), Mün’ım (Nimetlerle Donatan), Kerim, Lâtif, Muhsin (Onurlandıran–İkramı Bol, Lütuf ve İhsanda Bulunan) gibi bütün İlâhî İsimler icraata başlar. Bir varlığın hayatından gaye ne ise, Kader ona hangi biçimi vermişse, ona göre onda bazı İlâhî İsimler daha öne çıkar ve diğerleri, bunlara tâbi olur. İşte her bir varlık, mahlûk yani yaratılmış, vazife, sorumluluk ve gayelerle donatılmış ve bütün özellikleriyle kendinde işleyen İlâhî İsimler’e ve bu İsimler’in Sahibi’ne ayna olması ve aynalık vazifesi yapması hasebiyle vardır, varlığı bilinir ve şuurlu ise, varlığını bilir.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |