14-Dünya Tesellisi

Dünya hayatında hakiki bir lezzet var mıdır? Lezzet zannedilen şeyler sıkıntı ve elemden kurtuluş değil midir? Mesela, yemekten alınan lezzet, açlık eleminden kurtuluştur. Giyimden alınan lezzet, sıcak ve soğuk gibi elemlerden kurtuluştur. Dünyada insanın hali ya elem veya bir elemden kurtularak diğerine geçmekten ibarettir. Hikmet sahibi yaratıcının maksadı kullarının elem çekmesi ise, bu, rahmete uygun değildir. Yok, eğer maksadı ne elem çekmesi ne de lezzet alması olsaydı, onu yoklukta bırakıp yaratmaması bu maksadın gerçekleşmesine yeterli gelirdi.

Görüyoruz ki, Allah insanı dünyada sıkıntı, meşakkat ve dert içinde yaşatmaktadır. O halde bu dünya yurdundan başka bir yaşam olmalı ki, orası mutluluk, lezzet ve ikram yurdu olsun. İşte sürüp giden bu kederli hayatın devamı sonsuz bir ahiret hayatıdır. Ve ahretin sonsuzluğu içerisinde yaşanan cennettir, hakiki lezzetlerin vatanı. Dünya bir meşakkat diyarıdır. Burası, keyif alınsın, mutluluk içerisinde yaşansın diye değil, insanlığa hizmet ve Rabbe ibadet için yaratılmıştır. Özünde zorluklar ve acılara elverişli olan dünya hayatını mükafat ve mutluluk yeri olarak görürsek, dünyanın yaratılış hikmetine aykırı davranmış oluruz.  Dünyaya cennete ait görevler yüklemeye başlarsak, aradığımızı bulamaz ve eninde sonunda hayal kırıklığı ve hatta yıkım yaşarız. Dünyadan çok şey beklemeyelim çünkü onun yapabilecekleri bu kadar.

Samuel Beckett’in dediği gibi; “Dünyadasın. Bunun tedavisi yok.” Dünyanın insan mutluluğunu karşılayamayacak bir yer olduğu, doğu ve batının ortak düşüncelerinden biridir. Bu gerçeğin bir örneğini Schopenhauer’un dünyasından verelim: ”Doğuştan getirdiğimiz bir kusur var: Hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimize inanıyoruz. Bu kusurumuzu gidermedikçe, dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer gibi görünecektir. Çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, insanların mutlu bir yaşam sürdürmelerine olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız… İşte bu yüzden neredeyse bütün yaşlıların yüzlerin de aynı ifadeyi, yani düş kırıklığını görmek mümkündür” (Alain de Bonon, Felsefenin Tesellisi).

Apple’ın kurucusu ve dünyanın sayılı zenginlerinden Steve Jobs, kendisine kanser teşhisi konduktan iki sene sonra, onu dinlemek için toplanmış öğrencilere şöyle diyordu: “Yakında öleceğimi hatırlamak, hayatta karşıma çıkan meselelerle ilgili tercihler arasında seçim yapma konusunda bana yardımcı olan en önemli araç oldu. Çünkü neredeyse her şey, tüm harici beklentiler, gurur, kibir, rezil ya da başarısız olma korkusu ve diğer tüm dertler; hepsi ölüm karşısında geri çekiliyor.” Jobs, 56 yaşında kanserden vefat ettiğinde, hayatının son yedi yılı, servetinin tadına bakmayla değil, kanser tedavisinin zorluklarıyla geçmişti. Nuh Peygamber’ in 950 sene peygamberlik yaptığı Kur’an-ı Kerim’de ifade edilirken, rivayetlerde peygamberlik süresi dahil 1450 sene yaşadığı bildirilmektedir. Geçmişteki insanların bu uzun hayatları bile geçicilik mühründen kurtulamamışlarken, bizlerin bir aksilik olmazsa, ortalama 70-80 yıl süren ömürlerine nasıl uzun diyebilir ve onu nasıl kalıcı görebiliriz? Sona erdiğinde yüz yıl ile bir saat, aynı şey değil midir?

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 23 kez okundu