“Dostuna onu üzecek ve bilmesinin kendisine yarar sağlamayacağı şeyleri iletme.” (İbn Hazm)
***
İbrahim Edhem birini çok üzgün görünce ona üç soru sorar.
1- Dünyada ki bütün olaylar takdir-i ilâhi olmadan meydana gelebilir mi? -Hayır
2- Sana ayrılan rızkı başkası yiyebilir mi? -Hayır
3- Sana verilen ömürde kısalma olabilir mi? -Hayır
O halde niçin üzülüyorsun?
***
İskender, yoksul düşmüş Phokion‘a para yollamıştı. Phokion parayı getirene sordu: “İskender niçin gönderdi bu parayı?” “Çünkü İskender seni DOĞRU, NAMUSLU bir insan biliyor.” dedi. Phokion parayı getirene iade ederek: “Öyleyse söyleyin İskender’e, BEN YİNE ÖYLE KALMAK İSTİYORUM.”
***
“Allah Teâlâ’ya yakınlaşmak ve rızâsını kazanmak için mutlaka niyeti düzeltmek, kötü düşüncelerden arınmak ve ihlâs sahibi olmak gerekir.” (Mevlânâ Halîd-i Bağdâdî)
***
Aykırılıkta, ihlalde, sapmada ikbal arayanların nasıl bir cendereye kendilerini mahkûm ettiklerini; hiçbir roman yazmadı, hiçbir şiir anlatmadı, hiçbir senaryo canlandırmadı, hiçbir deneme irdelemedi. O yanımız hep eksik kaldı. Sanat ve tefekkürdeki kısır döngü bu eksiklikle ilgilidir. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
Seni sende olmayan meziyetlerle öven bir insanın, Bir gün seni sende olmayan hallerle kötüleyeceğinden şüphen olmasın. (İmam Şafi)
***
”İnsan iyiliği kadar taşlanır, merhameti kadar dışlanır, kulluğu kadar da sınanır.” (Yunus Emre)
***
Mutluluğumuz her şeyin yerli yerinde olmasına bağlı; kaç derecelik sapma varsa, o derece gölgeleniriz. Bir düşünür “sinir sistemi hiç affetmez” diyor. Mutluluk dengesi de öyledir, küçük bir hata bize çok pahalıya mal olabilir; küçük bir tavır pozitifliği de bize çok şey kazandırabilir. İnançlarımız olmasaydı akıl yalnız başına bu dengeyi kuramaz, koruyamaz, gelişmesini sağlayamazdı. Deneyen çok oldu ve başaramadılar. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
Sevgiye açık olma kıvamından uzaklaşılmasının insanî vefasızlığı içimizi acıtıyor. Sevginin olması gereken yerlerde nefret olabiliyor. Nefret yapıcı değil, yıkıcıdır. Sevgi olumlu düşünceler üretir, nefret ise yapılabilmiş olanları bile zehirler. İstikrara bu kadar önem veriyoruz ya. Nefret bir süreç sonunda istikrarı da bozar. Nefretin gayr-i meşru baskılarıyla ve bunaltmalarıyla hiçbir dinamik istikrar ayakta duramaz. İhlas, sevgi, bütünlük ve tevhid, insaf ve benzerleri, itidal mihverindeki paralel değerlerdir ve kalp ile akletmenin şartı olan karşılıklı ilişkiler tekâmül yolunu ışıklandırır. Sevgiye kapalı olmak, “yanlış ve saplantılı düşünce”nin kısır döngüsüne mahkumiyet demektir. Sen ne anlarsın hakkaniyetten, doğru düşüncenin birikiminden, demokrasiden, şundan-bundan? Sen kendi nefsinin ihtiraslarıyla meşgulsün. Hayatı anlamamışsın her şeyden önce. Hür değilsin, kendinde değilsin. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
Sevgiye açık olmak, var olmak demektir. İnsan olarak, kardeş olarak, dost olarak, gönül insanı olarak var olmak, düşünen kişi olarak, sahiden var olmak. Onlar aramızdan ayrıldıktan sonra da içimizde var olmaya devam ederler. Genellikle zannedilir ki, sevgi, samimiyet, akıl, düşünce birbirinden çok ayrı kavramlardır. Mesela bir adam çok akıllıdır da, sevgisizdir; samimiyeti yoktur da iyi düşünür. Bu zan, bazı örnekleri yanlış yorumlamaktan, görüntüsüne aldanmaktan doğuyor. Sevgiye açık olmayan, düşüncede ilerleyemez, yükselemez. Tabii ki bir şeyler düşünür, pratik mantığı hatta kurnazlıkları vardır. Ama ufka bakamaz, iç zenginlikleri göremez, bazı düşünce değerlerini ve kavramlarını içselleştiremez; açısı dardır, aklı yardımsızdır, nefsanî zaaflar ruhunu karartmıştır. Özeleştiri yapamaz, kendini aşamaz. (Ahmet Selim-ZAMAN)
***
Geçmişe dönük değerlendirmeler, bugüne fayda sağlamalı ve geleceği aydınlatmalıdır. (Ahmet Selim-ZAMAN)