Hayata Dair Notlar-18

“Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin bedelini hesaplayın.” (Sokrates)

Eğitim, insanın hem iç dünyasını hem de toplumu olgunlaştıran temel bir unsurdur. İlme yapılan yatırım maddî görünse de, sonuçları manevî, ahlakî ve toplumsal kalkınma olarak geri döner. Kısa vadede eğitim maliyetli görünür, ancak toplumun uzun vadeli huzur ve istikrarı eğitimle mümkündür. Cehalet; bireyi ve toplumu felakete sürükler. Cehalet sadece bilgi eksikliği olarak değil; yanlış kararların kaynağı, kolay yönlendirilebilirliğin zemini, toplumsal gerilemenin sebebidir. Eğitimsizlik; toplumsal karmaşa, ekonomik zayıflık ve ahlakî erozyon gibi çok daha ağır sonuçlar doğurur. Eğitim sadece akademik bilgiye değil, ahlak, sorumluluk ve insanî değerlerin gelişimine de katkı sağlar. Bu açıdan cehalet, sadece matematik bilmemek değil; vicdanın körelmesi, değer üretememek, toplumsal barışı koruyamamak gibi alanlarda da kendini gösterir. Eğitimin bedeli para ise, cehaletin bedeli hem insanlığın hem toplumun kaybıdır. Pırlanta Müellifi eserlerinde “Eğitim için yapılan her yatırım, insanı olgunlaştırır ve toplumu yükseltir. Buna karşılık cehalet; büyük hatalara, geri kalmışlığa ve insani değerlerin erozyonuna sebep olur. Bu nedenle eğitimin masrafı, cehaletin maliyeti yanında çok küçük kalır.” der. İnsanlığın iftihar tablosu “Erkeğin sırf Allah’ın rızasını kazanmak ümidiyle ev halkına yaptığı harcama onun sadakasıdır.” (Buhari; el-Edebü’l-Müfred) buyurur. Bu hadise eğitim açısından bakınca evlatlarımızın maddi ve Mânevî gelişimi için (Kitap Bilgisayar Eğitim vb) harcanan para Mü’min insan için sadakadır. Bir yönüyle neticesi itibariyle sadakayı cariye sevabı kazandırır. Tam tersi ise negatifliği netice veren dünyevî ve uhrevî hüsrandır.

***

Sevmek, korumak demektir. Yardım etmek demektir. Değer vermek demektir. Paylaşmak, sahiplenmek, ilgilenmek demektir. Günümüzde sevginin asliyeti yok, bol bol istismarı var. “Ben insanları severim, hayvanları severim, tabiatı severim.” Boş laf bunlar. (Ahmet Selim-ZAMAN)

***

“En güzel cömertlik, imkânlar kısıtlıyken yapılandır.” (Hz. Ali)

***

NE BULURSA YİYENLERE eskiler “mide fesadına uğrayacaksın” derlerdi. Şimdi “BEYİN FESADI ” dönemi yaşanıyor. DÜŞÜNMEDEN öğrenmek, öğrendikçe dengesizleşip ŞIMARMAK, dengesizleştikçe SAÇMALAMA hızını ve cüretini artırmak BEYİN FESADINA uğramanın tanımıdır. (Ahmet Selim-ZAMAN)

***

“Kalbin kararmasının alâmeti, kulun kendi gücüne güvenip Hakk Teâlâ’dan istemeyi bırakmasıdır.” -Ebû Amr Dımaşkî-

***

Hiçbir şey sınırsız olmaz. Sınırsızlık yokluğa dönüşür çünkü. Herkesin her şeyi yapabildiği ve konuşabildiği bir yerde, kısa bir zaman sonra hiç kimsenin meşru hiçbir şeyi yapamadığı ve konuşamadığı, kaba kuvvetin at oynattığı bir ortam oluşur. Sınırsız ne kavram olur; ne toplum, ne hak ve hürriyet. Medeniyet bir sınırlama kültürüyle var olur. Ayrıntılar, nüanslar, farklı biçimler ve renkler; sınırlama ölçüleriyle ve buna bağlı temyiz şuuruyla belirlenir. “Yasaklar kalksın, sınırlar kalksın” nakaratçılığı bir çeşit amigoluktan başka bir şey değildir. “Ben yaparsam iyi, sen yaparsan kötü” iptilasından “ölçü” olur mu? Bundan ancak “sıra şimdi bende!” düzeni çıkar. (Ahmet Selim-ZAMAN)

***

“Hiddet ve kin, hakîkatleri gören gözleri kör eder.” (Hacı Bayram-ı Velî)

***

EVLİLİK; uzun bir yolculuğa çıkmak, hür ufuklara yönelmek, okyanuslara açılmak, fırtınalara beraberce göğüs germek, her halin bilinmesine rağmen saygının, bağlılığın, paylaşmanın sıcaklığını “ekmek yeme, su içme” doğallığı içinde yaşamaktır. Birbirini ve müşterek hayatı, yeni farklılıklarla zenginleşen bir bütünlük halinde yeniden üretmektir. SEVGİNİN PINARINI, bir kan dolaşımı gibi hücrelere taşımaktır mutlu evlilikler. BİRLİKTE aynı yöne bakmak, paylaşılan bir hedefe yürümektir; habire artan derunî coşkularla. MUTLU EVLİLİKLERDE sadece evlatlarla torunlarla çoğalmazsın, kendi içinde kendi ruhî-fikrî-hissî-kalbî-ferdî varlığınla da çoğalırsın. Paylaştıkça çoğalırsın, çoğaldıkça daha fazla paylaşırsın; bunu sağlayan güç, sevgidir. (Ahmet Selim-ZAMAN)

***

“Bir insanın olgunluğu, öfkesini ne kadar yönetebildiğinden anlaşılır. Olgun insan kızmayan değil, öfkesini iyi yönetebilendir.” -Doğan Cüceloğlu-

***

Sen kendini kendine göre anlatabilirsin. Ama ben de senin anlattıklarını kendi aklıma ve bilgime göre anlamak ve yorumlamak özgürlüğüne sahibim. Eğer BİRBİRİMİZİ NASIL ANLADIĞIMIZ önem taşıyor ise, (ki elbette taşıyor); söylediklerimizin nasıl algılanıp yorumlanacağını da dikkate almak durumundayız. […] Benim düşüncem benimdir; ama benim düşüncem hakkında başkalarının ne düşündüğü beni ilgilendirmez değildir. Üslubu ayarlarken, olabildiğince pozitif izlenim bırakmaya, hiç değilse fazla antipatik görünmemeye dikkat etmek gerekir. Bu tercih, birlikte yaşamayı güzelleştirme ve verimli kılma arzusunun ve idealin ifadesidir. (Ahmet Selim-ZAMAN)

***

Yerinde sayanlar yürüyenlerden daha çok gürültü çıkarırlar. (Anonim)

Bu yazı 61 kez okundu