Hayata Dair Notlar-37

15 TEMMMUZ KUMPASINI KURANLAR

HE: ÖYLE İNANIYORUM ki, kargaşa ve anarşi ile bazı devletler sarsılsa istikrar bir ölçüde bozulsa, hatta anti-demokratik müdahaleler olsa bile anarşistler kat’iyen umduklarına nâil olamayacaklardır. Gayr-i memnunlar, serseriler ve âsîler, bazı dönemlerde bir kısım devletlere zarar vermişlerdir; fakat, tarih boyunca onların köy ölçüsünde bir devlet kurdukları görülmemiştir. ANARŞİYİ çıkaranlar da, anarşiye karşı KENDİ BAŞINA mücadeleye kalkanlar da, devletin varlığına ve hukukun mevcudiyetine rağmen, kanun dışı bazı şeyler yapmak suretiyle bir yerlere varmak isteyenler de asla hedefledikleri noktaya varamayacaklardır. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat hâdiselerine tekaddüm eden günlerde varamadıkları gibi,BUNDAN SONRA DA,millete YAZ ORTASINDA BİR KISIM ŞUBAT EYYÂMI yaşatmak suretiyle aynı şeyleri yapmaya çalışsalar bile, yine MAKSATLARINA NÂİL OLAMAYACAKLARDIR. Roma İmparatorluğu’nu sarsan Spartaküs hareketi edasıyla yola çıksalar da, anarşistler bundan sonra da hiçbir zaman bir köy kuracak kadar güce ve iktidara ulaşamayacaklardır. [Eser: İkindi Yağmurları/Devlet Düzeni ve Derin Devlet ya da İşte Sezar, İşte Siz! [12/09/2005]

***

ÇOK YAKIN BİR GELECEKTE, NASR SÛRESİNİN MUHTEVASI BÜTÜN İHTİŞAMIYLA BİR KERE DAHA YAŞANACAK

BAŞYAZI [Yeni Ümit, Ekim-Aralık 1992, Cilt 3, Sayı 18] Bugün insanlığın beşte birini teşkil eden Müslümanlar, hemen her yerde yepyeni bir dirilişin mücadelesini vermekte ve bu kahrolası esaret çağından kurtulmaya çalışmaktadır. Bilhassa son yıllarda, her sabah bir musibetle, her akşam birkaç felaketle yüz yüze gelmeleri, onlarda metafizik gerilime vesile olmuş, Allah’a yönelişlerini hızlandırmış ve onların mücadele azimlerini kamçılamıştır. […] Kaldı ki daha şimdiden hemen her kesimde çok süratli bir tempo ile İslâm’a yönelişler müşâhede edildiği gibi, Amerika’dan Asya steplerine, İskandinav ülkelerinden Avustralya’ya kadar çok geniş bir dairede de İslâm’ın ön plana çıktığı gözlenmektedir. Çeşitli Hıristiyan mezheplerinin ve bu mezheplerin değişik misyoner teşkilatlarının akıllara durgunluk veren onca faaliyetlerine rağmen, kilisenin uyandırdığı alâka, Müslümanlığa karşı duyulan sıcaklığın onda birine bile ulaşamamıştır. Bugün yeryüzünün değişik kıt’alarında, hemen her sene, hem de açlık ve sefalete mahkûm edileceklerini bile bile yüz binlerce insan Müslümanlığı seçmekte ve Kur’ân nuruna sığınmaktadır. Öyle ümit ediyoruz ki –tabiî Allah’la vefa münasebetimizi bozmazsak– ÇOK YAKIN BİR GELECEKTE, Nasr sûresinin muhtevası bütün ihtişamıyla bir kere daha yaşanacak.. ve Amerika’dan Avustralya’ya, Balkanlar’dan Çin Seddi’ne ve Avrupa’dan Afrika’nın derinliklerine kadar her yerde, İslâm şemsiyesi altında iman, ümit, emniyet, dolayısıyla da huzur ve itminan SON BİR KERE DAHA dalgalanacak.. ve beş milyar insanlık, hayal edilebilenin çok üstünde YEPYENİ BİR CİHAN DÜZENİYLE tanışacak ve hemen herkes, fıtrat ve düşünce dünyasının müsaade ettiği ölçüde bu yeni esintiden mutlaka istifade edecektir. [Eser: Ruhumuzun Heykelini Dikerken: Döl Yatağındaki Dünya]

***

 SÜREÇ BİTMEDEN VEFAT EDECEĞİNİ VE ZALİMLERİN AKIBETİNİ ANLATMIŞ

Allah’ın bir adet-i sübhaniyesi vardır. İlişenlere öyle bir ilişir ki!.. Ama önce imhal üstüne imhal eder, mehil üstüne mehil verir. İnsanları içeri atarlar, mehil verir.. bazılarını sürgün ederler, mehil verir.. vazifeden ederler, mahrum bırakırlar, mehil verir.. gider birilerinin malı-mülkü üzerine konarlar, mehil verir.. kıyımcılar tayin ederler, mehil verir… Fakat bir noktaya gelir ki, işte orada mesele gayretullaha dokunur. Allah da (celle celaluhu) başlarına bir kisef (gökten bir parça) mi indirir, yoksa Ashab-ı Fil’in başına saldığı gibi Ebâbîl’i mi salar?!. Belki birileri diyordur da onu: “Allahım, Ashab-ı Fil’in üzerine Ebâbîl’i gönderip onları delik–deşik olmuş ekin yaprağına çevirdiğin gibi, günümüzün zalimlerinin üzerine de gönder ve onları da kurt yeniği ekin yaprağına çevir!” Belki böyle diyorlardır. İsterseniz siz demeyin; binlerce mazlum insan, o yüzleri yırtılan bacılarımız, evleri baskın gören hemşirelerimiz, annelerimiz, kardeşlerimiz… Bunlar, nihayet tahammül-fersa hadiseler karşısında belki bunu diyorlardır. Bu bir yere kadar Cenâb-ı Hakk’ın imhaline takılır fakat bir noktaya gelir ki, gayretullaha dokunur. Allah da onları tepetaklak getirir. Ben yaşarım yaşamam ama siz, Hitler’in akıbetine, Amnofis’in akıbetine şahit olacaksınız. Ebu Cehiller’in, Utbe’lerin, Şeybe’lerin, İbn-i Ebi Muayt’ların akıbetine çoklarınız şahit olacaksınız. O zaman Kıtmir’in bu kıtmirce sesleri bir insan sesi olarak kulaklarınızda tınlayacaktır. [BAMTELİ: Off Bile Demediler, Off Bile Demeyeceğiz!..07 Mart 2016]

***

PEYGAMBERİMİZİN “ONLAR BENİM ÂHİRZAMANDA GELEN KARDEŞLERİM!” İLTİFATI

HE: Bugün bir arkadaşınız bir rüya aktardı. Şimdiye kadar Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) yüzlerce hadisede temessül buyurdu. O mazlumların, mağdurların, zulme uğrayanların, gadre uğrayanların, azledilenlerin, tevkif edilenlerin, ta’zîb edilenlerin gördüğü belki beş yüze yakın müşahedede, bazen doğrudan doğruya, yakazaten, bazen de rüyada Efendimiz temessül buyuruyor. Râşid Halifeler efendilerimiz de geliyorlar fakat benim arkadaşlardan dinlediğim kadarıyla yüzde ellisinde Efendimiz var. Bugün de beni ağlatan bir şey oldu; bir kardeşimiz orada gördüğü bir rüyayı hemen yazmış, bir arkadaşımıza dikte etmiş; o da getirdi, bana okudu: “Zindanda… Sıkıntı içindeyiz, orada.” O türlü yerlere, o hücrelere girmeyen, orada işkence görmeyen, orada o gardiyanların tafrasına maruz kalmayan, orada hakaret görmeyen insan, orada ne türlü -Freud’un ifadesiyle- anguazların yaşandığını bilemez. Şefkat âbidesi, o türlü tazyikler altında, sarsılmasınlar diye geliyor, ara sıra aralarına giriyor, “Bakın, Ben sizinle beraberim!” diyor. Sana can kurban! Sen bizim ile beraber olduktan sonra, ömür boyu olsa katlanırız ona!.. Ve bunu böyle diyenlerin sayısı da -eskilerin ifadesiyle- “layü’ad ve layühsâ” sayılamayacak kadar çok. Yine teşrif buyuruyor; o arkadaşın anlattığına göre, arkasındakilere diyor ki: “Şuraya üç tane sofra serin! Oraya Benim bu hücrelerdeki, zindanlardaki kardeşlerim otursun! Bu ortadaki sofraya Ben oturayım. Bu son, üçüncü sofraya da benim sahabilerim otursun!” Sahabîlerden biri, belki de bir kaçı: “Yâ Rasûlallah! Niye öyle?!. ” diye soruyor. Buyuruyor ki: “Onlar, Benim âhirzamanda gelen kardeşlerim!..” Teveccüh bu olunca, bence, insan, preslense, paletler altında kalsa bile, yeğdir, değer!.. [BAMTELİ: Değmez mi? 12 Kasım 2017]

***

SÜFYÂNİYETİN AKIBETİ

HE: O güzel vatan, Anadolu!.. Analar her zaman dolu dolu evlatlar doğurmuş ve onlar her zaman –Mâlik İbn Nebi’nin ifadesiyle- “Âlem-i İslam’ın şimalinde, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye olmasaydı, yeryüzünde Müslümanlık olmazdı!” dedirten hizmetler görmüşlerdir. İşte o evlatları doğurdu, o Anadolu. O Anadolu, öyle bir ülke; o millet de öyle bir millet. Ama bugün onun başına musallat olan hükûmet, başka bir mesele. O hükûmetin içinde de -esasen- o zulmü, o ihtilâsı, o harâmîliği, o hırsızlığı irtikâp edenler, mahdut bir sınıf. Zannediyorum bir zelzele ile sarsıldıkları zaman, bir fay kırılmasıyla dağıldıkları zaman, bakacaksınız ki, o cephede sadece yirmi-otuz tane insan kalmış. Diğerleri, belli dönemlerde olduğu gibi, yine sizin İnternetlerinizin tuşlarına dokunup diyecekler ki: “Hakkınızı helal edin; hakkınızı yedik, sizin hakkınızda nâ-sezâ, nâ-becâ dırıltılarda bulunduk!” “Dırıltı” tabirine kırılmadınız, değil mi? “Dırıltılarda bulunduk!” diyecekler. [BAMTELİ: Değmez mi? 12 Kasım 2017]

***

SİNSÎ VE KİRLİ TUZAK:

HE: Hz. Mesih’in ümmeti fütüvvet hareketini tam 310 sene devam ettirmiştir. Bu hareket tabandan gelen bir zorlama olduğu için neticede Kostantin, Hıristiyanlığı resmî din olarak ilan etmek mecburiyetinde kalmıştır. Gerçi bu, Hıristiyanlık üzerinde kontrolü elde tutmak için yapılan bir kabulleniştir, ama yine de bir mânâda önemlidir. Eğer o günün Hıristiyanları, Kostantin’in bu oyununa gelmeyip kendileri olarak vaziyet edecekleri ana kadar dişlerini sıkabilselerdi, ihtimal dinlerini bir süre daha koruyabilirlerdi. Şunu hatırdan çıkarmamak gerekir ki, günümüzün inanan kesimine karşı oynanan veya ileride oynanacak olan kabullenme taktikleri de, dünün o inananlarına oynanandan farklı değildir. Öyleyse günümüzün inananları dünden ibret alıp kat’iyen şunun-bunun oyununa gelmemelidirler. Hıristiyanlığın resmî din olarak kabul edilişi, Hıristiyanlara indirilen bir rehavet darbesi olmuştur. Bu devreden sonra Hıristiyanların bir kısmı eski gerilimlerini kaybedip kelepir sevdasına düşmüşlerdir. Tabiî ki bu düşüş, sona doğru gidişi hızlandırmıştır. Dün, uğruna canlarını verdikleri hakikatlere karşı bu rehavet döneminde ihtimal, kıllarını dahi kıpırdatamamışlardır. [Prizma-7/Kehf sûresinde ki kıssalar (1980 öncesi Sohbetinden)]

***

Ali Ünal (2014):

Fıkıh’ta bir kaide vardır. ‘Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez.’ Mevcut şartlara bakar ve ona göre hükmedersiniz. O şartlarda nasıl davranmak gerekirse öyle davranırsınız. Geleceği bilemeyiz. İkinci olarak, önümüzde bir Uhud örneği var. Efendimiz (sas), belli bir zayiatın olacağını rüyasında görüyor ve bunu bilerek, objektif bir yol ve kaide olduğu için istişarenin sonucuna göre davranıyor. Ve rüyasında gördüğü zayiat gerçekleşiyor. Fakat O böyle davranmakla tenkit edilemez. Çünkü şartlara göre yapılması gerekeni yapmış ve objektif bir kriter olan istişareye göre davranmıştır. Cemaat de farklı davranmadı. Şartlar neyi gerektiriyorsa ona göre davrandı, bugün de aynı davranıyor. Dolayısıyla, Cemaat’in dünkü ve bugünkü davranışında bir çelişki görmüyorum. Cemaat, mevcut şartlarda doğru ne ise ona göre davranmaya çalışır, öyle de yapması gerekir. O bakımdan, doğru gördüğü uygulamalara destek verdi. Bugünleri gördükten sonra geçmişi yeniden yaşayabilsek, farklı davranılacağını sanmıyorum. [26 Şubat 2014 /ZAMAN]

***

Ali Ünal (2014):

Bir ülke, ahlâk, maneviyat ve değerler ile ayakta kalır, büyür. Korkarım, mevcut kirlenmişlik ve Hizmet Hareketi’ni bitirme teşebbüsü karşısındaki sessizlik bu ülkeye kirlenmişlikten daha pahalıya patlayacaktır. Kur’ân, İslâm ümmetinin varlık sebebi olarak ma’rufu emretmek ve münkerden nehyetmeyi zikreder. Münkerlerden nehyedilmeyen bir ülkenin, milletin başına neler geldiği yine Kur’ân’ın pek çok âyetinde takip edilebilir. [26 Şubat 2014 /ZAMAN]

***

Ali Ünal (2014):

Kur’ân-ı Kerim’de peygamberliğin üç temel misyonu nazara verilir, ki bunlar, dinî de olan bir hizmetin temelleridir: Birincisi Allah’ın yaratılmış olan âyetlerini, yani kâinatı, insanı, hadiseleri okumak ve zihinleri bu âyetlerle aydınlatmak, inşa etmek (Aklın nuru, fünûn-u medeniyedir). İki; insanların nefislerini tezkiye, kalplerini tasfiye etmek, ruhlarını tenmiye (inkişaf) ettirmek (Tasavvuf’un yaptığı). Üç, insanlara hayatta uymaları gereken Kitab’ı, İlâhî ahkâmı, hikmeti ve dünya ve Âhiret saadeti adına bilmeleri gerekip de bilmediklerini öğretmek (Kalbin ışığı, ulûm-u diniyyedir). Hizmet Hareketi, bu üç temel üzerinde gider. Hizmet Hareketi, bunların tamamını üstlenmiştir, bütüncüldür. Siyasetle münasebeti bu temel hizmetler çerçevesinde nasıl olması gerekiyorsa öyledir. [26 Şubat 2014 /ZAMAN]

***

DİRİLİŞ HAREKETİNİN SAFHALARI

HE: İman-Hayat-Şeriat dönemlerinden kastedilen nedir? Bunlar, ahir zamandaki diriliş hareketinin merhalelerini ifade eder. İman ve hayat devrelerinde ateizm karşısında bazı ortak noktalarda birleşmeler olabilir. Dinin hakimiyetine gelince o, bütün dünyadaki Müslümanları ilgilendiren bir meseledir. Bugün için bu sadece bir düşünceden ibarettir. Ancak bütün mesajlar, bu türlü düşüncelerin neticesidir. Demirperde ülkelerindeki kaynaşmalar, İslâm’ın âtisi için ümide vericidir. Hizmetler belirli bir seviyeye geldiğinde iltihaklar olacak ve mürtetler tavır değiştirecek ve her ülkede bu düşünceyi temsil eden şahsiyetler yetişecektir. Bu şahsiyetler, hasımlardan tokat üstüne tokat yiyerek pişecek ve hiçbir engelin hiçbir karşı koymanın önünde boyun eğmeyerek hep düşünceleri istikametinde yürüyeceklerdir. Hâdiseleri sosyolog gözüyle değerlendirdiğimizde, bu mukadder neticeye doğru gidildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun önünü de İnşaallah kimse alamayacaktır. Ateistler, meseleyi hâlâ sebepler zaviyesinden değerlendiriyor ve bu yönelişi durdurabileceklerini zannediyorlar. Belki bir zümrede durdurabilirler, ama umûmî manâda bu gidişi durduramayacaklar. [Fasıldan Fasıla-1]

***

KAZANMA KUŞAĞINDA KAYBEDECEK OLANLAR

Ali Ünal: Ashab-ı Kehf’in kıssasından sonra gelen biri bağlar sahibi iki adam misali, (Bkz.30-46.ayetler) iki açıdan önemlidir. İlk olarak, ihlâs, diğergâmlık (başkaları için yaşama), fedakârlık ve Allah’a tevekküle dayanan iman hareketi, maddî açıdan kendi bağlılarının infaklarıyla yükselir. Bunlar büyük servet sahibi olmasa bile, hareketin devamını rahat bir hayata her zaman tercih ederler. Hareket, genellikle bilhassa iktidar ve servet sahiplerinin sert muhalefetiyle karşılaşır. Rahat bir hayattan başka bir şey düşünmeyen bu kesimler, kendi üstlerinde kazanmalarına, harcamalarına karışacak bir güç istemez ve dolayısıyla iman hareketine, İlâhî Din’e karşı çıkarlar. Rahat hayatları kendi gözlerinde o kadar önemli ve büyüktür ki, ayrıca Cennet için çalışmayı düşünmez, Cennet’i dünyada ister ve dolayısıyla Âhiret’e de inanmaz, inanmak istemezler.

Bahçe sahipleri temsilinin dikkat çektiği ikinci nokta, bir iman hareketine herhangi bir seviye ve merhalede gönül verenler ve özellikle onun çilesini çekmemiş olanlar içinde de zamanla durumlarını değiştirenler, dünyanın tadını tadıp dünyaya yönelenler çıkabilir. Bu kesimler, Allah’a inansalar bile güçlerini, servetlerini, kabiliyetlerini ve kazanma, başarılı olma sebeplerini kendilerinden bilerek, nefislerini âdeta O’na ortak tanır, şükrü de unutur ve yavaş yavaş rahat hayat tek varlık gayeleri haline gelir. Bunlar, neticede Âhiret’i de unuturlar. Kendilerine Cennet hatırlatıldığında yaşadıkları hayatı Cennet’le bir tutar, daha da kötüsü, Cennet’in de kendilerine ait olduğunu iddia etmeye giderler. Bu, esas itibariyle iman temeli üzerinde yükselen medeniyetin çöküşe geçmeye başladığının işaretidir. Bu bakımdan Kur’ân, biri bağlar sahibi iki kişi temsilini getirerek, hem mü’minleri kendilerini ve toplumu ıslah yolunda infaka çağırırken, hem de onları ve iman hareketini medeniyet noktasına getirmiş mü’minleri dünyanın çekiciliğinin sebep olabileceği bozulma, çürüme, kokuşma karşısında ikaz buyurmaktadır. [Kehf Sûresi/Allah Kelâmı Kur’ân-ı Kerîm Ve Açıklamalı Meâli Ali Ünal]

Bu yazı 13 kez okundu