Helalleşme Olmazsa

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: Kimin üzerinde kardeşine karşı ırz veya başka bir şey sebebiyle hak varsa, dinar ve dirhemin bulunmadığı [kıyamet (ve hesaplaşmanın olacağı)] gün gelmezden önce  daha burada iken helalleşsin. Aksi takdirde o gün, salih bir ameli varsa, o zulmü nisbetinde  kendinden alınır. Eğer hasenatı yoksa, arkadaşının günahından alınır, kendisine yüklenir. [Buhârî, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyamet 2]

Hadis, mü’minleri, mü’min kardeşine karşı haksızlık yapmamaya, şayet yapmış ise helalleşmeye tevşik etmektedir. Bu haksızlık, “ırz”la ifade edilen manevî varlığına karşı olabilir. “Başka bir şey” tabiriyle de “bütün çeşitleriyle mal”, “yaralama”, hatta “tokat”a varıncaya kadar her şey kastedilmiştir. Nitekim Tirmizî’nin rivayetinde “ırz ve mal nevinden…” denmiştir.

Müslim’de bu mana bir başka üslubla ifade edilmiştir:

“Ümmetimden müflis olan o kimsedir ki: Kıyamet günü namazı, orucu ve zekatı olduğu halde gelir. Ancak birine küfretmiş, diğerinin kanını dökmüş, bir diğerinin  de malını yemiştir. Hasenatı, buna, öbürüne, diğerine dağıtılır. Üzerindeki borçlar bitmeden hasenatı  tükenmişse öbürlerinin günahlarından alınır, üzerine yüklenir ve böylece ateşe atılır.” Bu hadis, “Bir günahkârın günahı diğerine yüklenmez” (En’am 164) ayetine muhalif düşmez. Zira bu kimse, kendi fiili ve zulmü sebebiyle cezalandırılmıştır. Çünkü hasenatı, Allah’ın kullar hakkındaki adaleti gereği, seyyiati mukabilinde alınmıştır.

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/368-369

Bu yazı 24 kez okundu