Hikmetli Kıssalar-27

□Nasıl Diktatör Oldu

□Kimler Kurtuldu

□Rızkı Veren

□Ne var ki Yemek Hazırlamakta Deyip Geçmeyin!

□Komşu Komşuya Seslenirken dahi zikir ederdik biz…

***

NASIL DİKTATÖR OLDU 

Arkadaşları onun için “Bozulmaz, satın alınamaz, yıkılmaz” diyorlardı AMA bütün diktatörlerin ilham kaynağı oldu…Meclisten muhaliflerinin idam etme yetkisi bile almıştı OYSA…

Hakimlik yaparken bir daha ölüm cezası vermemek için görevinden istifa eden, parada ve lükste gözü olmayan, meclis arkadaşları tarafından ”baştan çıkarılamaz” lakabıyla anılan Robespierre nasıl olmuştu da DİKTATÖR olmuştu?

6 Mayıs 1758 doğan ve hukuk tahsili yapan Robespierre hakimlik yaparken bir daha ölüm cezası vermemek için görevinden istifa etti. Ve ülkede etkin olan siyasi bir harekete Jacobenlere katıldı. Yetenekleri sayesinde kısa zamanda da Jacobenlerin başı haline geldi.

Robespierre, Jakobenler arasında yoksulların açık sözlü savunucusu olarak ün yaptı. Fransa’da, temel gıda malları fiyat kontrolleri, köleliğin kaldırılmasını savundu. Fransız sömürgelerinde idam cezası uygulanmasın diye mücadele etti. Ateşli konuşmalar yaptı.

Zengin burjuvazi yerine,Paris halkının tarafında oldu.Bütün söylevlerinde demokrasiyi savundu ve genel oydan yana çıktı.Halk ve arkadaşları onun için”Bozulmaz, satın alınamaz, yıkılmaz”tanımlamasını uygun görüyorlardı. Robespierre, savaşa karşı çıktı.

-Robespierre Monarşi’nin çöküşü ardından Jakoben döneminde ulusal kongre’nin ilk milletvekili seçildi. Savunduğu ilkelerin aksine Cumhuriyet ilan edildikten sonra arkadaşları Saint-Just, Marat ve Danton’la birlikte kralın idam edilmesini sağladı.

Jakobenler diğer ifade ile Jakoben Kulübü, Fransız Devriminde sonra Fransa’ya egemen olan ve devrimden çok daha fazla kanın döküldüğü Terör Dönemi’ne sebep olan Fransız siyasi partisi olarak tarihe geçti. Önde gelen üyeleri Maximilien Robespierre, Marat ve Just, Danton olan bu hareket komplolar üzerine harekete geçerek muhalif hareketleri bastırmak için ayak üstü yapılan mahkemelerle birçok insanın idamına karar vermiştir. Bu dönem Terör Dönemi olarak anılmaktadır.

Saint-Just: Ulusal muhafız kıtası yarbayı olarak görev yaptı.Yakışıklı olduğu ve rüşvet yemediği için “Devrim Meleği” olarak anıldı. Jakoben diktatörlüğü döneminde Robespierre’in sağ kolu ve İcra Komitesi Müdürü olan Saint Just, Kamu Selameti Komitesi’nde üye olarak bulundu.

1793-1794 arası iktidarı elinde bulunduran Robespierre grubunun en ateşli mensubuydu. Devrimi birlikte yaptıkları arkadaşlarından Hébert’in ve Danton’un yargılanıp idam edilmelerinde büyük rol oynadı. Robespierre’le bazı konularda anlaşmazlığa düştü. Ancak ondan tam olarak ayrılmadı. 9 Thermidor’da konuşma yaparken kağıdı elinden zorla alındı. Ama direnç göstermedi. 28 Temmuz 1794’te giyotine gitti.

Paul Marat: Radikal tutumuyla tanınıyordu. Jakoben kulübünün önde gelen isimlerindendi. Ateşli ve savaşçı kişiliğe sahipti. Terörü desteklemekle suçlandığından Jironden Partisi tarafından ihtilâl mahkemesinde yargılandı. Hitap becerisi ve halkın desteği beraat etti. Mahkeme sonrası halkın omuzlarına alınan Marat’ın “100 bin kişinin kellesini istiyorum” diye bağırdı. Ülkede artan siyasi gerilimin kurbanı oldu. Banyosunda bıçaklanarak öldürülen Jean Paul Marat, Devrimin Robespierre’le birlikte anılan düşünce ve eylem adamlarından biridir.

Robespierre’in önderliğinde kurulan “Halk Koruma Komitesi” bir çok infaza sebep oldu ve ülkede terör estirdi. Bu idamlara ve ülkedeki terör havasına karşı çıkan Danton devrimi birlikte yaptıkları kralı birlikte idama gönderdikleri yakın arkadaşı Robespierre’ye başkaldırdı. Arkasına halkın da desteğini alan Danton daha önceki müttefikleriyle çatışmaya girdi Ancak Robespierre, Danton ve yandaşlarını yakalayarak devrim mahkemesi öncesi giyotinle idam eder. Devrimi birlikte yaptığı arkadaşları Saint Just ve Danton ile birlikte bir çok insanı giyotine gönderen Robespierre’nin bununla yetinmediğini ve devrim yasalarına dayanarak 49 gün içinde bin 376 kişiyi giyotine gönderdiğini yazdı tarih… 27 Temmuz 1794 günü Meclis’i toplayan Robespierre, tüm Meclis üyelerinden kendisine karşı olanları giyotine gönderme yetkisi istedi ve boş kağıtlara imza atmalarını istedi. Ve bunda da başarılı oldu. Bütün üyeler kağıtları imzaladılar.

 İmzaları atan meclis üyeleri giyotinin boyunlarına indiğini hissettiler.Ama geç kalmak üzereydiler. Çünkü Robespierre artık onları her an giyotine gönderebilirdi. Ve ertesi gün meclisi silahlı adamların sardığı dedikodusu yayıldı. Robespierre tek harekette işi bitirmek bütün muhalefeti susturmak için harekete geçecekti ama beklenmeyen bir şey oldu. Meclis kürsüsüne Robespierre’in en sert muhaliflerinden Tallien çıktı. Tallien’in elinde bir bıçak vardı. Tallien konuşmasına şöyle başladı. Fransa’da kimin suikastlar düzenlediği açığa çıkmıştır! Yine de Devrim Meclisi’nin Robespierre’i suçlu bulmayacağını düşündüm ve bir karar verdim. Yanıma bu bıçağı aldım. Eğer yüce Meclis onu suçlu bulmayacak olursa, yüreğini bu bıçakla deleceğim!..” Bu konuşma meclisten büyük alkış alınca Robespierre kürsüye çıktı “Siz… Yüce Meclis’i dolduran sizler!.. Temiz insanlar!.”dedi. Ama konuşması yarıda kesildi. Robespierre’in giyotine gönderdiği Danton’un yakın arkadaşlarından Santes “Sen bizi değil, acımadan giyotine gönderdiğin Danton’u ikna et!” demesi ile birlikte meclis hep bir ağızdan Robespierre’in tutuklanması için haykırıyordu.

Meclisin bu talebi karşısında binlerce insanı gözünü kırpmadan giyotine gönderen Robespierre, “Katiller Meclis’i!..” diyerek bağırdı. Ama anlaşılan o ki bu meclisin kendi talebi ile binlerce insanı giyotine gönderdiğini hatırlamıyordu.Dostlarını gözünü kırpmadan giyotine göndermişti ama yine eski dostlarından yardım istedi. Fakat kimse yardımına gelmedi. Robespierre tabancasını şakağına dayayarak ateşledi. Ama kurşun sadece çene kemiğini dağıttı.

Devrimi birlikte yaptığı arkadaşları Saint Just ve Danton ile birlikte bir çok insanı giyotine gönderen Robespierre’in kendi eseri olan de bu “terör döneminin” bir kurbanı olarak 28 Temmuz 1794’te giyotinle idam edildi.

Tarih boyunca Robespierre’nin yolundan gidenler oldu ama sonları çok ibretlik oldu.

https://twitter.com/LkmnTR/status/1234917370835226624?s=19

***

KİMLER KURTULDU

”Kimler öldü: İyimserler, Kimler yaşadı: Disipline sahip olanlar”

***

Jim Collins şöyle anlatır; ”Amiral Stockdale Vietnam savaş esirleri kampında kaldığı 1965–1973 yılları arasında 20’den fazla işkenceye maruz kalan bir askerdi. Ne serbest bırakılacağı tarih belliydi ne de kamptan sağ olarak çıkacağı. Ayrıca kamptaki askerleri komuta etmek gibi bir görevi de üstlenmişti.Bir yandan askerlerin morallerini çökertmeden hayatta kalmaları için elinden geleni yapıyor diğer yandan esirleri propaganda olarak kullanmak isteyen düşmanlarına karşı mücadele ediyordu.

Amiral insanların işkenceye dayanmasını sağlayan bir takım sistemler geliştirdi (Kimse işkenceye sonuna kadar direnemezdi bu yüzden aşamalı bir sistem geliştirdi. X dakikadan sonra bazı bilgileri verirdiniz ve bu sayede zaman kazanırdınız.)

Ayrıca savaş kamplarında insanı dış dünyadan koparılarak kendi haline bırakılması sağlanmaya çalışılır. Amiral bunu kırmak için duvarlara vurarak iletişim sağlayacakları Mors Alfabesi benzeri bir haberleşme yöntemini de geliştirmişti. Hatta Stockdale’in vurularak yaralandığı günün 3. yıl dönümüne denk gelen bir gün kamp yönetimi sessizlik ilan etmiş fakat esirler temizlik yaparlarken bez ve sopalarla seslerden yararlanarak “Seni seviyoruz Stockdale” yazmışlardı.

Serbest bırakıldıktan sonra bahriye tarihinde havacılara verilen onur madalyasıyla birlikte Kongre Onur Madalyasını takan ilk üç yıldızlı oldu. Jim Collins, Stockdale ile konuşmasından sonra hissettiklerini şu şekilde ifade ediyor: 

“Amiral ile görüşmeye hazırlanmak için karısıyla birbirlerinden ayrı geçen 8 yılı yazdıkları kitabı In Love and War adlı kitabı okudum. Kitabı okudukça daha çok bunaldığımı hissettim. Kaderinin belirsizliği ve düşmanların acımasızlığı korkunçtu. Şu anda Stanford’un güzel kampüsünde dışarı bakıyorum. Elimdekini okurken bunalıyorum. Üstelik de sonucu bildiğim halde. Eğer bu koşullarda benim için bile bunaltıcı oluyorsa, o oradayken ve üstelik de sonucu bilmiyorken bununla başa çıkmayı nasıl başardı. Bunu ona sorduğumda bana: Asla inancımı kaybetmedim. Sadece oradan kurtulacağımdan değil aynı zamanda o yaşadıklarımı hayatımın en önemli ve hiçbir şeye değişmeyeceğim tecrübesi haline getireceğimden asla şüpheye düşmedim.”

Jim Collins’in sorduğu “Peki kamptan kimler sağlıklı çıkamadı?” sorusuna ise:

“Çok kolay. İyimser olanlar.

Her şeyin çok iyi olacağını düşünenler, genellikle o kamptan sağ çıkamadılar. Çünkü onlar, Noel’e kadarfjgv zor buradan kurtuluruz, Noel gelip geçiyor ama onlar kalıyordu. Bu sefer Paskalya’da kurtuluruz diyorlardı. Paskalya gelip geçiyor, yine orada kalıyorlardı. Ardından Şükran Günü’nü bekliyorlardı. Sonra tekrar Noel. Sonunda hayal kırıklığı içinde ölüp gidiyorlardı”diye cevap verir.

Tekrar uzun bir sessizlik. Biraz daha yürüdük. Sonra birden bana döndü ve şöyle dedi: ”Bu çok önemli bir derstir. Sonunda başaracağına dair inancını asla kaybetmemelisin. Kaybedersen ayakta kalamazsın. Ama bir yandan da o an içinde bulunduğun durumun ortaya koyduğu acı gerçekler neyse onlarla yüz yüze gelmek için gereken disipline de sahip olacaksın.”

Bugüne kadar da aklımda iyimserleri sürekli uyaran Stockdale’in görüntüsü aklımdan hiç gitmedi ”Noel’e kadar çıkmıyoruz. Bunu kabul edin.”

Stockdale ile yaptığım bu konuşma kişisel gelişimim üzerinde derin bir etki bıraktı.

Hayat adil değildir. Hepimiz hayal kırıklıkları, bizi çökerten olaylar yaşarız. İnsanları birbirinden ayıran şey, Stockdale’in öğrettiğine göre zorluklarla karşılaşıp karşılaşmamak değil, hayatın getirdiği kaçınılmaz zorluklarla nasıl başa çıktıklarıdır. Hayat mücadelesinde Stockdale Paradoksunun (sonunda başaracağınıza inancınız asla kaybetmeyin ve o anki gerçekliğinizin en acı gerçekleriyle yüzleşin) verdiği ders, zorlukları aşmak zayıflatmaz tersine güçlendirir. Mükemmel liderler, bütün o gürültü patırtının içinden en büyük etkiye sahip şeyleri bulup çıkartmasını bilirler. Bunu yapabilirler çünkü Stockdale Paradoksu’nun iki tarafı da yaşayıp bir tarafın diğerini gölgelemesini engellerler. Eğer sizde bu ikili kalıbı uygulayabilirseniz arka arkaya iyi kararlar verme şansınızı inanılmaz ölçüde artıracak ve bu süreç sonunda gerçekten iyi seçimler yapabilecek derin bir öngürüye sahip olur konuma geleceksiniz.” (Jim Collins)

http://m.notkon.com/haber/kimler-oldu-iyimserler-kimler-yasadi-16368/

***

RIZKI VEREN

Alim bir zata sormuşlar:

-Ahmağın bol rızıklar içinde, akıllı adamın darlık içinde olmasının hikmeti nedir?

Şöyle cevap vermiş:

-Allah, kendini bildirmek için böyle yapmıştır. Zira her akıllı rızıklanırsa ve her ahmak mahrum olsa, herkes akıllıyı, aklının rızıklandırdığını sanacaktır. Bunun aksini görünce, rızkı verenin başkası olduğu bilinir. (En Güzel Espriler, s:155)

***

NE VAR Kİ YEMEK HAZIRLAMAKTA DEYİP GEÇMEYİN..!

Bediüzzaman Hazretleri’nin lokman Hekim ruhlu talebesi Ali İhsan Tola der ki..

*‘Bir gıdayı hazırlayanın, hatta sunanın halet-i ruhiyesi yiyene geçer’

*“Ehl-i imanın ihlasla yaptığı yemekler ehl-i imana şifadır. Sonu hayır olan her şey hayırdır.

**

Ali İhsan Tolanın bu sözünü destekleyen şöyle bir menkıbe anlatılır…

Bir keresinde Evliyadan Şah-ı Nakşibend (k.s), bir beldeye gider.. Orada sevenlerinden birisi onlara yemek ikram eder. Hak Dostu bir müddet yemeğe baktıktan sonra;

•”Biz bu yemeği yiyemeyiz..

•yemek sahibi “Efendim kazancım helal yoldandır” der..

•Şah-ı Nakşibend Hazretleri; “Evet bu yemekler helal yoldan temin edilmiş.. Lakin Bu yemekleri pişiren kimse, öfke halinde pişirmiş.. Eğer bizde yersek bizde öfkeli oluruz. Onun için biz bu yemeği yiyemeyiz.

Sonra şöyle devam etti:

“Bir yiyecek şayet gaflet içinde, öfkeyle hazırlansa, onda hayır ve bereket yoktur.. Zira ona NEFİS ve ŞEYTAN karışmıştır.. Böyle bir yemeği yiyen kimsede mutlaka bunun TESİRİ MEYDANA GELİR..”

Demek ki, insan yemek hazırlarken hangi halette ise o hali yemeğede tesir ediyor.. Ve o yemeği yiyene de o halet tesir ediyor.. O zaman Yemek yapan şahıs çok dikkat etmeli.. Her kim yemek yapacak veya içecek birşey hazırlayacaksa o esnada KALBten ve muhabbetle yapmalı.. Besmele ile başlanmalı niyet güzel olmalı samimi olmalı.. Meselâ yemeği hazırlarken Allahı zikir ve Salavat ve içinden gelerek dua edilirse bu zikirlerin ve duaların ve samiyetin yemeği yiyene yada içenlere de geçeceği bir gerçektir.. -Allahu a’lem-

Hasılı ailemize dostlarımıza arkadaşlarımıza yiyecek ve içecek birşey hazırlarken dikkatli olmalıyız maddi ve manevi negatif her türlü durumdan içtinap etmeliyiz.. Pozitif olunur dualar zikirler okunursa ALLAHın izni ile yemeklerden yiyenlere içenlerde bu niyetteki güzel hasletler meydana çıkar diyebiliriz..

Rabbimiz niyeti güzel samimi insanların yemeğini yemeyi nasip etsin herdaim bizlere..

****

KOMŞU KOMŞUYA SESLENİRKEN DAHİ ZİKİR EDERDİK BİZ…

“Hû Hû” diye seslenirdik komşumuza…

“eyvAllah” dilimizin pelesengi idi…

“Hay”dan gelip “hû”ya giderdik…

“Hay ,Hay” Efendim ! diye kabul ederdik tekliferi…

“Allah,Allah,Allah,Allah ” diyerek şehadete koşardık Tuna boylarında…

“Allah Allah”, “Sübhânallah”, “Allâhu ekber “ idi hayretlerimiz. Şimdilerdeki gibi “Vaaaauuv” diye yada “ohaa” diye çığlıklar atmazdık.

“Tövbe estağfurullah” “fesubhanallah” zikri anlatırdı kızgınlığımızı.

“Aman Allahım” derdik “oh my god” girmeden dilimize …

“Salavat” anlatırdı bazen yanlış bir iş yapıldığını…

“Neûzubillah” çekmek idi istemediğimiz bir şey görünce zikrimiz…

“Bismillah” ile başlarlardı her hayrın başı .

“Hay Allah” iyiliğimizi vermeye devam edeydi …

“Allah Allah İllallah , Muhammedun Resulullah” sonrası derdik alkışlarla yiğitlere “maşallah”

“Ya sabır” öfkemizin ilacı idi ….

“Hasbünallâhü ve ni’mel-vekîl!” diyerek Allah’ı “vekil” ederdik çaresiz kalınca…

“Ya Şâfi” dokunurdu yaramıza merhemden evvel …

“İnna lillah” ayeti teselli ederdi geride kalanları…

“Hak’ka yürürdük” eskiden ölmezdik biz …

“Bu da geçer ya hû!”, “Vazgeç ya hû!”, “Hoş gör ya hû!” hatları süslerdi Tekke ve zâviyelerin iş yerlerimizin duvarlarını, psikiyatrik ilaçlarlar dünyamıza girmeden…

-Velhasılı kelam Azizim !“eskiden yaşarken zikrederdik , şimdi zikrederken bile o hali yaşamıyoruz”… O güzel hallerimize tekrar dönmemiz ve yaşamamız dileği ile…

Bu yazı 69 kez okundu